MALTA SEYAHATİMİZ 9 – Malta’da gezdiğimiz bölgeler ve şehirler (IV)

Diğer bir günde ise Mdina ve Rabat şehirlerini gezdik. Bu iki şehir birbirlerinin çok yakınında olduğu için kolaylıkla gezilebiliyor.

M’DINA: Geceleri lambayla aydınlatılan Şehrin eski merkezi, “Sessiz Şehir” olarak da biliniyor. Simdi olduğu gibi geçmişte de Malta’nın soylu ailelerinin yurduydu; Mdina’nin yöneticilerine ve rolüne bağlı olarak farklı adları ve unvanları olmuştur, ama onun ortaçağdaki adı, onu en iyi anlatan addır: ‘Citta Notabile’, yani soylular sehri. Barok ve Ortaçağ mimarisine sahip. Eski binaların bir kısmının altında lokanta, kahve ve hediyelik eşya satan küçük dükkanlar var.

Sessiz Şehir M’dina

Surlarla çevrili bu eski şehrin girişinde, sıra sıra faytonlar müşteri bekliyor ve isteyenler şehrin içini bunlarla dolaşabiliyorlar. Romalılar dönemine ait Roma şehri Melite’nin duvarları bugünkü Mdina’nın tümünü ve Rabat’ın da yarısını çevreliyor. M.S. 870 yılında Araplar Malta’yı fethettiklerinde bu surlar tamamen yıkılmış durumda idi. Şehir surlarının bir kısmını Araplar tamir ettiler. Araplar döneminde Mdina Arapça kaynaklı şimdiki ismini aldı. Son zamanlarda şehirde Araplara ait mezarlar bulundu.
Daha sonra burayı işgal eden Normanlar 12 .yüzyılda duvarların tamamlanmasını sağladılar.
1565’ de Mdina Osmanlı kuşatması sırasında ada nüfusunun büyük bir kısmının saklandığı bir yer oldu. Osmanlı kuşatması sırasında şehir zarar görmedi. Böylelikle burada oturanlar şövalyelere her türlü maddi desteği verdiler. Sicilya’daki dini organizasyonlarla ilgili haberleri şövalyelere ilettiler. Takip eden yıllarda buradaki nüfus şehrin yeni kurulan başkenti Valetta’ya taşınmaya başladı. Mdina etkisini kaybetmeye başladı. Malta’nın asil aileleri ise bilinçli olarak buradaki saraylarda kalmayı tercih ettiler.
Mdina girişinde büyük bir kapıdan şehre giriliyor. Kapının girişine aslan heykellerinin bulunduğu bir köprü ile ulaşılıyor. Köprü 1724’de inşa edilmiş. Şehrin tümünde tarihi saraylar, çok yüksek duvarlar, ilginç cumbalar, dar sokaklar ve kapı tokmakları çok etkileyici. Kapıdan girişte sağda doğal tarih müzesi, solda ise enformasyon merkezi var. Bu merkezin bulunduğu bina 1750 yılında, şehre yaklaşan yabancıların gelişini ateş yakarak haber veren bir kule olarak yapılmış.
Eski başkent ayrıca 1693’de büyük bir deprem geçirdi ve pek çok güzel bina, katedral ya yıkıldı ya da tamir edilemez şekilde hasar gördü. Ancak şehir yine de ayakta kalmaya devam etti.1410’da yapılmış olan St. Agatha Şapeli, Maltalı mimar Lorenzo Gaffa tarafından 1694’de yeni bir kullanım için yapıldı. Şehrin zarar gören duvarları da 1723 ve 1728 arasında tekrar modellendi ve tamir edildi. Yeni büyük binalar ve saraylar inşa edildi. Bu barok binalar yanında İngilizler zamanında yapılmış gotik İngiliz yapıda olanlar da dikkat çekiyor. Şehrin ana caddesi Villegaignon street 230 mt . olup seyir teraslarına kadar uzanıyor. St .Petrus kilisesi 1418 tarihli. İç dekorasyonu mimar Mattia Pretti’ye ait. Peter and Paul Katedrali ise 59 yılında 3 ay Malta’da yaşayan aziz Petrus’un bu şehrin yöneticisi olan Publius’u Hristiyan olmaya ikna etmesinden sonra, ilk katedral olarak 1298’ de yapıldı.1693’deki depremde yıkıldı ve mimar Lorenzo Gaffa tarafından 5 yıl süren bir inşaat döneminden sonra 1702’de yeni bir katedral olarak açıldı. Şehrin ana caddesinin sonunda Malta’nın yüksekten görülebileceği bir bölgeye çıkılıyor. Burada seyir terasları ve kahveler var. Şehirde Bishop’s Palace, 13. yüzyıl eseri Palazzo Falson, Tarihi evler müzesi ve Katedral müzesi,18. Yüzyıldan beri üniversitenin kullanımında olan Banka binası da mevcut. Mdina’da hayat durmuş gibiydi, cumbalı evlerde tüm perdeler ve pancurlar kapalı, şehirde gezinen yabancılar dışında kimseler yok. Burada çok az sayıda ailenin halen yaşadığını ve 370 kişinin oturduğunu öğrendik. Sessiz şehir ismi gerçekten burayı anlatan güzel bir tanım. Sadece turist grupları ve faytonların ayak seslerinin yankılandığı Mdina, Malta’da mutlaka görülmesi gereken çok ilginç bir şehir. Burada uzun zaman geçirdik .


M’dina Giriş Kapısı

RABAT: Mdina ‘nın hemen ilerisinde bulunan bu şehre yürüyerek ulaştık .Rabat Malta adasının en yüksek noktası. İki şehir yan yana. 11500 kişinin yaşadığı Rabat dar sokakları, tarihi evleri ve çiçekli balkonları ile küçük bir yerleşim yeri. 1881 yılındaki kazılarda Romalılara ait yerler bulunmuş (Domus Romana ) St .Paul Catacombs Maltadaki Hristiyanlığın en erken ve en büyük arkeolojik delilleri sayılmakta. Şehir meydanında Hristiyanlığın ilk yıllarına ait olan St.Paul ve St.Agatha’nın yeraltı mezarları ve 4 .ve 5 . yüzyıldan kalma mezarlar var. 1400 mezardan 900 ‘ünün korunduğunu öğrendik. Bu dönemlerde Roma kanunlarına göre Hristiyanların şehir merkezi içinde gömülmeleri yasak olduğu için eski başkent Mdina’nın dışında gömülmüşler. Adadaki kahramanların ve Yahudilerin mezarları da burada bulunuyor.Hemen yanında yer alan St.Catald mezarında da asil ve zengin ailelerin mezarları var. Merkezde dinlenirken ve sokakları dolaşırken rastladığımız Maltalılarla sohbet ettik ve birçoğunun arap ırkının özelliklerini taşıdığını gördük.

Rabat merkezinde

Adanın bu bölgesi cam işçiliği ile tanınıyor . “Mdina glass” adı ile gerek şehir dışında gerekse merkezde çok sayıda mağazada bu işçiliğin örnekleri ve hediyelik cam objeler görülüyor. Geçtiğimiz yolda da eski bir hava alanının uçak hangarlarının turistik satış mağazalarına dönüştürüldüğünü ve başta cam eşyalar olmak üzere muhtelif hediyeliklerin pazarlandığını gördük.
DINGLI KAYALIKLARI :Rabattan kalkan bir otobüs ile önceden çok ismini duyduğumuz Dingli Cliffs kayalıklarına gittik.200 mt yükseklikte ve 3 km. civarında uzunluğu olan bu falezlerde fazla zaman geçirmedik. Ancak belli bir yerden sonra sadece yaya ya da araba ile gidilebilen ve pek fazla birşey olmayan (sadece büyük bir radar üssü ve lokanta vs ) falezlerin üzerine çıktık. Otobüs saatlerinin de aralıklı olduğu bu bölgeye gelmekle vakit kaybettiğimizi anladık. Keşke oraya gitmekle harcadığımız zamanı Mdina’da daha çok kalarak kullansaydık diye düşündük. Ancak hemen hemen tüm turlar turistleri bu falezlere taşıyorlar.
Tur otobüsü ile adayı dolaşırken kuşatma sırasında Marsaxlokk isimli bir kıyı kasabasından, Blue Grotto ismi ile tanınan kayalık ve mağaralardan geçtik. Turkuaz denizi ile adanın en tanınmış bölgelerinden biri. Yol üzerinde 17 400 nüfuslu Mosta yerleşiminde Santa Maria Assunta Kilisesi’nde mola verdik. Kilise dünyada Romadaki Vatikan ve İstanbuldaki Ayasofya ‘dan sonra dış çapı 54 mt.ve yüksekliği 60 metre olan kubbesi ile üçüncü büyük kubbeye sahip bir kilise. Kilisenin 2. Dünya Savaşı sırasında1942 ‘de Almanlar tarafından bombalandığı ancak düşen bombanın patlamadığı gibi bir mucize anlatılıyor.
İstanbul, 25 Haziran 2019
Kaynaklar:
-Malta&Gozo,Marco- Polo Seyahat kitabı
-Malta Turizm Bakanlığı yayınları