NEYİ YANLIŞ YAPIYORUZ?

İTÜ Rektörü konuşmasını aşağıda verildiği gibi sürdürdü.

“Demokrasi, haklarının farkında, gücünü haklarının ötesinde kullanmayan, toplum çıkarlarını kendi çıkarları üzerinde tutabilen insanlar topluluğunun yaşatabileceği büyüleyici bir yaşam biçimidir. Bunu kötüye kullanmak insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur.

Acılarla dolan yüreğimizin isyanını ifade eden bu cümleleri ard arda getirerek akşama kadar konuşabiliriz. Peki neye yarar? Bu bize durup “Neyi yanlış yapıyoruz?” değerlendirmesini yapmamızı sağlar. Bu değerlendirmeye her birey kendinden başlamalıdır. Yoksa kendimizi sistemin dışına atıp sanki bütün bu olanlarla ilgimiz yokmuş gibi sorumlu insanlar ve kurumlar ve ya yasalar ararsak biz yine hiçbir yere varamayız. Hepimiz özeleştiriyi kendimizden başlayarak doğruya bir kelebeğin ışığa olan tutkusuyla gitmek zorundayız.

Biraz önce söylediğim gibi eleştiriye kendimizden başlamak istiyorum. Yoksa herkes gibi ben de gözüme kestirdiğim yerden başlayabilirdim. Bütün bu olup bitenlere bakarak şu soruyu sorabiliriz; Üniversitelere düşen görev nedir? Üniversitelerimiz bu görevi yerine getirecek güçte midir? Ve ya böyle bir niyetleri var mıdır? Biraz sonra dinleyeceğimiz açış dersinde de ana tema olan akıl ve bilimin hakim olduğu üniversite ortamları ancak ve ancak bu görevlerini yerine getirebilirler. Politikanın girdiği, toplumdaki çıkar ilişkilerinin az da olsa sızdığı, bilimi, akılı ön plana almak yerine kolaycı yaklaşımlarla günlük kazanımların ardında yaşayan insanların bulunabileceği ve hatta bu insanların çarpık değer sistemleri nedeniyle toplumda bir süre itibar görebileceği bazı üniversite ortamlarının bu ülkeye yarardan çok zarar vereceği açıktır.

Peki çare nedir? Çare ne iyi rektördür, ne iyi dekandır, ne iyi yasadır, ne de iyi ödenektir. Çare insandır. Çare vicdan sahibi, doğru iç yapmaya kendini adamış, hayatını ucuz başarıların ardında değil, gerçek üretimin ardında tüketmeye niyetli ve kararlı insan toplukları yaratmayı başarmaktır. O zaman her şey inanılmaz bir hızla düzelmektedir. Başarılarımıza sevinerek başarısızlıklarımıza odaklandığımız ve bunların nedenlerini arayarak korkmadan, yılmadan gerekeni kendi bindiğimiz dalı kesmek pahasına yapabildiğimiz zaman biz bu işi başaracağız ve dekor değil, gerçek demokrasiyi yaşama şansına sahip olabileceğiz”

İki gündür sizlere sunduğum konuşmanın ana hedefi, toplumu suçlamaya değil anlamaya yönelik bir süreç başlamasını istemektedir. Burada belirtmek istenen problem çözme sürecine bütün gücümüzle odaklanmamızdır.

Rektörümüzün önerisi: “Bu problemleri çözmek için; Neyi yanlış yapıyoruz? Doğru olan nedir? Ne yapmalıyız? Nasıl yapmalıyız? Ve bunu nasıl gerçekleştireceğiz? Bu sorularla biçimlenen bir gelecek bize bir ivme kazandıracaktır.”

İstanbul, 10 Ekim 1999