SEÇİLENLERDEN BEKLENENLER

Bugünden itibaren bir süre Danışma Meclisi Üyeliği ve Bakanlık dönemimle ilgili anılarımı sizlere aktarmayı istiyorum. İnşallah sizleri sıkmam…

Danışma Meclisi üyelerinden bir arkadaşımın yaşamış olduğu bir olayı anlatarak yazıma başlamayı istiyorum.

Bir gün terzisi kendisine “Ağabey siz ne zaman gideceksiniz?” diye sormuş. Arkadaşım soruyu anlamadığını söyleyince terzi, “Sizin döneminiz ne zaman bitecek ve yeni Meclis ne zaman seçilecek?” diye sorusunu tekrarlamış. Arkadaşım böyle bir soru karşısında şaşırmış ve “Bizden ve çalışmalarımızdan memnun değil misin?” şeklinde sormuş. Terzi ise “Ağabey, sağ olun çalışmalarınızdan çok memnunuz, ama siz benim askerden gelmek üzere oğlumu bir yere işe yerleştirmezsiniz” der ve devam eder, “Eğer sizin gidişiniz belli olursa partiler yeniden kurulur ve ben de hemen bir partiye üye olurum. Seçimlerden sonra da oğlumun bir devlet dairesine girmesini sağlarım” diye düşüncelerini ortaya kor.

Biz de seçilenlerden beklenen vatana, millete hangi katkılarda bulunacağı değil, şahısların istediklerine ne kadar sahip çıkacağıdır. Vatandaşların çoğu için önemli olan kızını, oğlunu bir işe sokması veya tayinini istediği yere yaptırması gibi kişisel çıkar ve beklentileridir.

Bu durumun önemli nedenleri arasında devlet çarkının normal olarak dönmemesi, adamı ve torpili olanların iş bulduğu ve istediğini yaptırdığı, devletle ve siyasetçilerle yakın olanların zenginleştiği gibi birçok husus bulunmaktadır. Böyle olunca da vatandaş siyasetçiye yakın olmaya çalışmaktadır. Düşünebiliyor musunuz, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne günde 20 bin ziyaretçi gelmektedir. Ortalama olarak bir milletvekilini günde 40 kişi ziyaret etmekte ve kendisinden çeşitli konularda destek istemektedir. Bu şartlar altında milletvekili ülkenin öncelikli sorunlarını incelemeye, çözmeye nasıl zaman bulur? Bulamaz, Meclis’te etkin olamaz ve ömrü bir taşra avukatı gibi oradan oraya koşmakla geçer. Bu faaliyetler belki kendisinin bir dönem daha milletvekili seçilmesini sağlar ama ülkeye hiçbir şey sağlamaz. Ülkesi, bölgesi ve şehri için fazla bir eser ortaya koyamadan yılları geçer, geldiği gibi gider ve unutulur.

Bakanlığım döneminde Alman İmar ve İskân Bakanı olan Oscar Schneider ile yakın dostluk ilişkileri kurmuştum. 1993 yılında Bonn’a gittiğimde kendisini Parlamento binasındaki odasında ziyaret ettiğimde kapısının önünde bekleyen hiçbir seçmenini görmedim. Bu hususu, kendisine sorduğumda, Almanya’da devlet çarkının huyu döndüğünü, herkesin kendi işini kolaylıkla neticelendirdiğini ve kimsenin kendisinden torpil yapmasını istemediğini anlatmıştı. Ayrıca kendisinin seçim bölgesinde devlet tarafından tahsis edilmiş bir bürosu ve orada bir danışmanı bulunduğunu ve sık sık hafta sonunu seçim bölgesinde geçirerek, seçmenleri ile birlikte olduğunu söylemişti.

Bizim seçmenimizin de Avrupalı seçmenler gibi hareket edebilmesi devlet çarkının iyi dönmesine, zenginleşerek iş alanlarının açılmasına, üretimin artırılmasına, iyi eğitim verilmesine, beceri ve meslek kazandırılmasına ve devletin küçülmesine bağlıdır.

Bodrum, 31 Temmuz 1999