SEÇİMLERİN ARKASINDAN (5)

İstanbul Teknik Üniversitesi’nde Çevre Mühendisliği Bölüm Başkanlığı yaptığım yıllarda yardımcım olan Prof. Dr. Veysel Eroğlu, Refah Partisi’nin 1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerini kazanması üzerine İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’ne (İSKİ) getirildi. Bu beş yıllık süre içerisinde konusunu da çok iyi bildiği ve kendisine özellikle bölümümüzden önemli destek verildiği için çok başarılı oldu. Benim kendisine takılarak söylediğim, “Tanrı nezdindeki dualarınız kabul oldu” ifademde belirttiğim gibi Tanrı’nın yardımı ve gayretli çalışması ile İstanbul’da son dört yılda çeşmelerimizden hiç su kesilmedi.

Afyon’un Şuhut İlçesi’nde doğmuş bulunan, ülkesini çok seven, hizmet aşkı ile dolu bu genç arkadaşım, benim görüşlerimi de alarak daha üst düzeyde görev almak, memlekete faydalı olabilmek için partisine müracaat etti. Bunun için Ocak ayında İSKİ Genel Müdürlüğü ve İTÜ’deki görevlerinden istifa etti. İSKİ’deki tecrübesi ve mesleki birikimlerini en iyi değerlendirebileceği yerin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı olduğunu belirterek bu göreve talip oldu ve bu mümkün olmadığı takdirde memleketi Afyon’dan milletvekili dayı olmak istedi. Yaptığı temaslarda olumlu işaretlerde aldı.

Uzun süren kulis faaliyetleri, basında yer alan haberlerden kendisinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan adayı yapılacağını bekleyen arkadaşımız, listeler açıklandığında büyük bir hüsrana uğradı. Kendisine söz verilen adaylıkların hiçbirisi gerçekleşmemişti.

Değerli hemşehrilerim, acaba bu mu demokrasi? Kendisine güvenen, hizmet aşkı ile dolu insanların hakkında kapalı kapılar ardından mı karar verilmeli? Demokrasi halkın katılımı olduğuna göre bu olayda olduğu gibi halk adına parti başkanları karar vermiyor mu? Bu parti başkanlarının her biri birer general değil mi? Yerine göre 12 Eylül’ü ve generallerini tenkit ediyoruz. Onlar ilk önce adaylar valiler kanalıyla, sonra kendi genel sekretaryaları ve neticede kendileri değerlendirdiler ve belirlediler. O zaman askeri dönemdi. Peki, bu dönem ne? Demokrasiyi ağızlarına sakız eden parti liderleri ilk önce partilerinde demokrasiyi uygulamalıdırlar.

Dostumuz Arif Ersoy da birikimlerini Ankara’da değerlendirmek istedi, ama parti kendisine bu şansı vermedi. Halkımız da önüne konan ve değişmez insanların oluşturduğu Fazilet Partisi aday listesine yeterli desteği vermedi. Parti ve seçim kanunu değişmedikçe, sen temsilcini kendin belirlemedikçe anlattığım olayları yaşamaya devam ederiz.

İstanbul, 27 Nisan 1999