SEVKİYAT ÇAVUŞU

Bu başlğı okuyunca askerlikle ilgili bir konuyu sizlere sunacağımı düşünebilirsiniz. Alman arkadaşımla geçirdiğim tatilde sık sık geçmiş günleri andık. Anlatacağım anı askerlik ile ilgili değil.

Babam benim yüksek tahsil yapmama taraftar değildi. Çorum’da genellikle uygulandığı gibi benim lise tahsilimden sonra kendisine yardımcı olmamı istiyordu. Ben ise mutlaka yüksek tahsil yapmayı ve ondan sonra kendisinin yanında olmayı istiyordum.

Kesin olarak yüksek tahsil yapmama karşı olan babam şeker hastalığı nedeniyle gittiği Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde (Cebeci) aynı odayı paylaştığı PTT Müdürü ile yaptığı sohbetlerden etkilendiği için beni Ankara’ya çağırdı ve Almanya’ya gidebilmem için gerekli adımları atmama müsaade etti. O zatın okumak istemeyen oğlu varmış ve kendisi okumasını çok istiyormuş. Yaptığım girişimler sonucu Almanya’ya gideceğim kesinleşince, babam pişmanlık havasına girdi. Diğer taraftan sözünden dönemedi. Çorumdan ayrılacağım son gün hamamımızı erken kapattı ve 10 yıl önce bıraktığı içkiyi, rakıyı o gün tekrar içmeye başladı ve benimle Almanya’ya gidecek olan arkadaşım Mehmet Şahin’in çaldığı saz parçalarıyla zaman zaman neşelendi ve zaman zaman hüzünlendi.

Akşam evde uzun bir süre başını ellerinin arasına aldı ve düşüncelere daldı. Bir ara büyük üzüntü içinde yanındakilere “Şevkiyat çavuşuna döndük” dediğini duydum. O sıralarda büyük ablam Cavidan Soyocak, eniştemin görevi nedeniyle Diyarbakır’ın Hazro ilçesine gitmişti. Küçük ablam Necla Demirer de eniştemin tayin edildiği Ayvalık’a gitmeye hazırlanıyordu.

İşte bu sevkiyatın sonucu sanki babamın içine doğmuştu. Birbirimizi bir defa daha göremedik. Almanya’ya gidişimden 18 ay sonra ben oradayken kendisini kaybettik. Kendisini şükranla her an hatırladığım sevgili babama Tanrı’dan rahmet dilerken sizlerin de sevkiyat çavuşluğunuzun ve kavuşmanızın sevinçli olmasını diliyorum.

Bodrum, 17 Eylül 1999