TAHTA TABAK, TAHTA KAŞIK

Cumhuriyet Bayramını kutladık, Cumhuriyet’e giden yol Kurtuluş Savaşı ile açılmıştır. Bu savaş bir milletin yoktan var olma mücadelesidir.

Hasan Pulur tarafından dokuz yıl önce kaleme alınan “Atatürk’ün büyüklüğü” başlıklı yazının bir kısmını, o günlerin anlanılması ve değerlendirilmesi için aşağıda sizlerin görüşüne sunuyorum.

“Kurtuluş Savaşı’nın en buhranlı günlerinde Fransız devlet adamı Franklin Bouillon, 9 Harizan 1921’de Ankara’ya gelir. Yunanlılar taaruza hazırlanmaktadırlar. Fransızlarla Maraş, Antep cephesinde savaşın durması ve Milli Misak sınırları içindeki toprakların kurtarılması görüşülecektir.

Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Tengirşenk, “Vatan Yolunda” adını verdiği anılarında o günleri anlatır…

Ankara’da Dışişleri iki katlı bir binadır, Franklin Bouillon, bu binanın üst katında, bir odası alafranga tuvalete çevrilen, banyosu bile olmayan, duşla idare edilen bir katta, aşağıda otomobil yerine fayton bekleyen “Yabancılar Köşkü”nde ağırlanmaktadır.

Ama Fransız’a altı kişilik bir yemek vermeye kalksalar, tabak, çatal, kaşık takımı yoktur.

Yusuf Kemal Bey, Atatürk’ten rica eder:

‘Paşam, İstanbul’daki Mim, Mim’cilere emir ver de, hiç olmazsa altı kişilik bir yemek takımı bulup göndersinler’

M.M. Grubu, İstanbul’dan Anadolu’ya silah, cephane, ve insan gönderen gizli bir örgüttür. Ankara’da altı kişilik yemek takımı bulamayan Yusuf Kemal Bey’in bu anlattıkları kim bilir bugün bazıları için ne kadar hayret vericidir…

ŞİMDİ, Atatürk’ün bu durumu nasıl değerlendirdiğini görün:

‘Yusuf Kemal Bey, bu Fransız, Ankara İstasyonunda geldiğinde tören kıtasının perişan halini gördü. Askerin postalı bile yoktu. Başlarındaki kalpak, omuzlarındaki tüfek çeşit çeşitti. O, bu yetersizlikler içinde senin dayanma gücünü göremeye ve ölçmeye geldi. Sen, ona üzerinde tuğra’yı garra’yi Osmani işlemeli, altın yaldız sofra takımı ile ikramda bulunursan, Babıali kafası bunlarda da devam ediyor, sabun köpüğü gibi der ve istilayı tamamlamak yolunda Paris’e göz kırpar…

Sen, adam al, Meclis’e götür, orada tek yumruk halinde haysiyet şahlanışını görsün, okul karavanasından tek kap yemeği tahta tabak, tahta kaşıkla yesin ve bu görünürdeki yokluk içinde sağlam dayanağını anlamaya çalışsın…

Zaten şimdi o, başlayan savaşın neticesini bekleyecek… Önce kendin inan, sonra misafirini inandır ki, Yunanı önce durduracağız, sonra geri atacağız, sonra imha edeceğiz.’

Yusuf Kemal Bey, bu anısını şöyle değerlendirir:

“Dediklerini harfiyen yerine getirdim. Söyledikleri hadiselerin adeta geçit resmi idi. Sakarya’yı kazandı ve Franklin Bouilon’la Güneydoğumuzu vatan hudutlarına iade Ankara Antlaşmasını 21 Ekim 1921’de, bu zaferden sonra imzaladık… Büyük Zafer’den sonra da İzmir’e Mustafa Kemal’i ziyarete gelen aynı Fransız devlet adamı hatıralarında, Mustafa Kemal’in bana tavsiyelerini bir bir ve Türk mucizesinin dayanakları olarak sıralar…

Atatürk, bunu için büyüktür.

İnandığı için, inandırdığı için ve gerçeği hiç saklamadığı için…”

Değerli hemşehrilerim tahta tabak, tahta kaşıkla onlar Cumhuriyeti kurdular… Rüşvet, hırsızlık ve çetelerle birileri ise şimdi Cumhuriyetin altını oyuyor.

İstanbul, 1 Kasım 1999

*Milliyet, 27 Ekim 1990