TAKSİM TOPLANTISI VE SORULAR (1)

Taksim Toplantısı’nın ikinci kısmında Cumhurbaşkanımıza önemli konularda uzman kişilerce sorular tevcih edildi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nail Güreli’nin fikir açıklama, düşünce özgürlüğünün serbestliğinin öneminden bahsederek, destek vermeyi ister misiniz sorusuna düşünce özgürlüğüne kimsenin bir şey demediğini, düşünce yayma özgürlüğünün “ölçülülük” ölçüsü ile değerlendirildiğini, Amerika’da mahkemeler fikir yayma ülke için tehlike yaratıyorsa sınırlama getirilebildiğini belirterek “Türkiye gibi bir ülkede ülkesinin milleti ile bölünmez bütünlüğü korunmak isteniyorsa kısıtlama getirebileceğini” söyledi. Huzur ve düzeni demokraside sağlamak gerekir ama bunu geçmişte olduğu gibi sağlayamazsanız birileri gelir. “Huzur mu, özgürlük mü?” diye sorarsa halk huzur diye cevap verir, onun için bugünlere sahip çıkalım dedi. Türk Ceza Kanunu’nun 312. Maddesi ile Terörle Mücadele Kanunu’nun 8. maddesi tartışılıyor. 141, 142, 163’den sonra 312’yi de kaldırırsanız devletin elinden hiçbir dayanak kalmaz” diyerek “Daha demokratik Türkiye’yi kim istemez, ama şartları da dikkate almak gerekir” şeklinde sözlerini bitirdi.

Sivil Toplum Kuruluşları Başkanı ve İstanbul Üniversitesi eski Rektörü Bülent Bekarda, iki soru sordu. Birincisi, “Türkiye’nin sorunlarını sayarken irticadan bahsetmediniz. Bu konudaki görüşünüz”, ikincisi ise “Sivil toplum kuruluşlarının siyasette etkin olması konusunda ne düşünüyorsunuz?” oldu. Cumhurbaşkanı, 55 Müslüman ülke arasında tek demokrat ülkenin Türkiye olduğunu ortaya koyarak, ülkemizde de çeşitli cereyanların bulunduğunu ve bunları kontrol edecek devletin kurumlarının varlığını vurgulayarak yargı, idare ve polisin bu meselelerde titiz olduğunu söyledi. İkinci soruya ise, 14 milyon seçmenin yer değiştirdiğini, diğer bir ifade ile seçmenin yüzde 25-30’unun bağlantısız ve bağımsız hale geldiğini ortaya koydu. Halkın siyaset ve siyasetçiden kopuk olduğunu vurgulayarak vatandaşın devletin yönetimine sahip çıkma imkanını bulabilmesi için Siyasi Partiler Kanunu’nda değişiklik yapılmasını istedi. Partilerin yeri ile gönüllü kuruluşların yerinin farklı olduğunu ve delege her şeye sahipse demokrasinin yürüyebileceğini söyleyen Cumhurbaşkanı, Türkiye’nin büyük meseleleri için yılda bir referanduma (halkoyuna) gidilmelidir diye konuştu.

Sendika Başkanı Süleyman Çelebi’nin “Ülkemizde 10 milyon işçi olduğu halde bunun 4.5 milyonu sigortalıdır. Burada Sosyal Sigortalar Kurumu’nun kaybı 1.5 katrilyondur. Sendikal hak ve özgürlük isteyen işçi işten atılmaktadır. Bu konulardaki düşüncenizi rica ediyorum” sorusunu çok kısa ve açık olarak, “Sendikasız ve sigortasız işçi çalıştırılamaz” şeklinde cevaplandırdı.

Şule Perinçek’in “Kosova’ya kara ordusu ile yalnız Türkiye’nin gideceği söyleniyor. Burada bir ekonomik bekleyiş var mı? Mehmetçik kanı ile bunun sağlanması uygun olur mu?” sorusunu “Biz NATO’nun ortağıyız, her ülke gibi taahhütlerimizi yerine getirmeye mecburuz. Yalnız kara ortak, zara dahil değiliz, diyemeyiz. NATO, insanlık dramına el koymuştur. 524 sene Osmanlı toprağı olan ve çoğunluğunu Müslüman Arnavutlara ve onlarla birlikte 60.000 Türk’e destek vermeyecek miyiz? NATO’nun 10.000 uçağı var, bizim 17 uçağımız var. Nasıl biz ön saftayız? NATO’da biz refakat edelim ama bombalamayalım dersek ikinci sınıf oluruz. Biz Mehmetçiğin kanını ekonomik çıkar için akıttırmayız. Her şey, NATO çerçevesinde olacaktır. Sırplar, Kosova’da başarılı olsalar, Sancak ve Voyvodina’da da aynı şeyleri yapacağı göz ardı edilmemelidir” şeklinde cevaplandırdı.

Sorulan soruları ve cevapları geniş olarak verdiğim için yazımı bugün de bitiremedim, devam edeceğim.

İstanbul, 1 Haziran 1999