TÖRENSİZ BAYRAM

Bugün, Cumhuriyetimizin kuruluşunun 76. Yılını buruk bir şekilde idrak ediyoruz. 17 Ağustos depreminin yol açtığı hüzünlü ortamın, Cumhuriyet Bayramı’nın törensiz bir şekilde kutlanmasına neden teşkil ettiği resmi yetkililerce açıklandı. Ben bu açıklamayı tam manasıyla anlamış değilim.

Depremde binlerce ölü verdiğimiz bir dönemde “ULUSAL YAS” ilan etmeyenler, orada geçen iki buçuk aya rağmen Cumhuriyet Bayramını çoşku içinde kutlattırmayarak neyi hedeflediler? Neden çekindiler?

İşgal edilen ve parçalanan vatanımız binlerce şehit verilerek kurtarılmış, Lozan Antlaşması ile “Misak’ı Milli” sınırları çizilmiş ve 76 yıl önce Cumhuriyet kurulmuştur. Bu Cumhuriyet sayesinde ülkemiz “Muasır Medeniyet” seviyesine erişme yolunda önemli adımlar atmıştır. Cumhuriyet kurulduğunda 1 üniversitemiz 300 öğretim elemanımız ve 10.000 üniversite öğrencimiz varken, 71 üniversitemiz 80.000 öğretim elemanımız ve 2.000.000’a yakın üniversite öğrencimiz bulunmakta. O zamanlar yüzde 10’u bulmayan okuma yazma bilenlerin oranı bugün yüzde 90’a yaklaşmıştır. Ayrıca Cumhuriyet’i kuranlar sayesinde ülkemizin birliği ve bütünlüğü sağlanmıştır. Binlerce Türk kökenli komünist rejim altında ezilip, horlanıp dini görevlerini yerine getiremezken, Cumhuriyet ve onun sağladığı bağımsızlık sayesinde, bu vatan üzerinde ezan sesi susmamıştır.

Selanit’te 72 caminin hepsi Yunanlılarca 1912’den sonra yıkılıp yok edilirken ülkemizde cami sayısı 100 bin’i buldu. Cumhuriyet sayesinde varlığımızı sürdürebildik ve bugün varız…

Anıtkabir’de toplanan ve ordu mensuplarının coşku içinde, Cumhuriyetin kurucusu Atatürk’ün huzuruna çıkmasını televizyondan izleyince içinde bulunduğum sıkıntılı hava dağıldı. “Yıldızların Parladığı An” isimli televizyon belgeselinden, Cumhuriyet’e giden yolun, hangi zorluklar göğüslenerek aşıldığını bir defa daha öğrendim. Cumhuriyet’i ayakta tutabilmek için hepimiz bilgilenmek ve erdemlerini öğrenmek zorundayız. Akşam da evden çıkmayarak, sinemalarda oynatılırken izleme imkanı bulamadığım “Cumhuriyet” filmini televizyonda seyrettim. 1922-1933 yılları arasındaki dönemin anlatıldığı bu filmde, Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyetin kuruluşu ve o dönemde yaşanan sosyal siyasal olayların çok hızlı bir şekilde panoraması verildi. Ayrıca yer yer Atatürk’ün özel yaşamıyla ilgili hususlar dikkati çekiyordu. 10 yıla sığdırılan bütün bu yapılanlar, halkımızın 1933 yılında Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında ortaya koyduğu coşkuyla tasvip eve tasdik edilmiştir. Ülkemizde “10. Yıl Marşı” halen aynı coşku ile söylenmektedir. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’in Anıtkabir özel defterine yazdığı aşağıdaki satırlarına;

“Büyük Atatürk, Milletimiz, Cumhuriyetimizin 76. Yıldönümünü coşkuyla kutluyor. Milletimiz, demokratik, laik bir sosyal hukuk devleti olarak bizi geleceğe bağlayan en önemli bağın Cumhuriyet olduğuna inanıyor. Onu korumaya, yüceltmeye, güçlendirmeye milletçe kararlıyız. Cumhuriyet kuşakları ve kurumlar görevlerinin bilinci içindedirler rahat uyu” aynen katılıyor, sizlerinde beni tasvip ettiğiniz düşünüyorum.

Huzur, birlik ve beraberlik içinde nice Cumhuriyet Bayramlarını kutlamak arzusu ile  şehitleri, gazileri ve Cumhuriyet’i kuranları rahmet ve saygı ile anıyorum.

İstanbul, 29 Ekim 1999