ÜLKEMİZ BÜYÜK BİR FELAKET İÇİNDE…

Ülkemiz tekrar bir deprem felaketi ile karşı karşıya… Bu defa sabaha karşı gelen deprem, vatandaşları uykuda yakaladı… Depreme karşı yeterli donatı (demir, beton vb.) ihtiva etmeyen binalar iskambil kâğıdı gibi yıkılarak onlara mezar oldu…

Bundan bir yıl önce Adana depremi ile ilgili üç yazımda, binaların depreme dayanıklı inşa edilmesinin önemi üzerinde durmuştum. Ayrıca bazı müteahhitlerin demir, çimentodan çalarak bile bile mezar hazırladıklarını açıklamıştım. Bu yazılarımda yurtdışında yapı uygulamaları ve denetimleri ile ilgili bilgiler vermiş, alınabilecek tedbirleri ortaya koymuştum.

Bu yazımda bunları tekrarlamayacağım.

Şu ana kadar ölen 6300 üzerindeki vatandaşımızı geri getirmemiz mümkün değil… Bunun hesabı sorulmayacak mı? Aşağıda belirttiğim bazı gazete başlıkları bir müddet sonra unutulacak mı? Hatta bu müteahhitler çıkarılacak af kanunu ile affedilecek mi?

  • “İHANET”, Asıl suç depremde değil, halkı kandırmada”
  • “KATİLLER”
  • “Yine yenildik”
  • “Camiler ve kışlalar bile yıkıldı”
  • “Ne Allah’tan ne devletten korkuyorlar!”
  • “Çok katı apartmanlar pamuk gibi yıkıldı”
  • “Atom bombası atılmış gibi”
  • “Hırsız müteahhit apartmanları teneke gibi dağıldı”

Yeter artık, yetkililer görevlerini yapsınlar… Yapı sektörü bir düzene sokulsun. Yapılan projeler belediyelerce ciddi bir şekilde kontrol edilsin, otomatik yapı ruhsatı verilmesin, projelerin deprem yönetmeliğine uygunluğuna muhakkak hassasiyetle bakılsın.

Oy için popülist yaklaşımları tercih eden belediyeler ve hükümetler bu facianın sorumlularıdır. Onlar yapı sektörünü gerekli şekilde rapt-zapt altına almışlardır.

İçimiz yanıyor, üzüntüden bütün millet ağlıyor. Kaybettiğimiz vatandaşlarımıza Tanrı’dan rahmet, ailelerine sabır diliyorum. Allah, ölü sayısının inşallah artırmaz diye durum fakat durum tam bir felaket…

Bodrum, 19 Ağustos 1999