ÜNİVERSİTE GİRİŞ SINAVI

Dün İstanbul’da, üniversite sınavı sorularının çalınması haberi Türkiye’nin üzerine bomba gibi düştü. Bugün imtihanlara girmek üzere kendilerini hazırlamış ve şartlandırmış bu gençler, eminim ki şu anda öfkeli, kırgın ve şaşkın bir durumdalar.

Onların ve velilerinin üzüntülerine katılmamak mümkün değil. Bu olay olmasaydı ve satırlarımı yazdığım akşam saatlerinde onlar imtihan gerilimlerini geride bırakmış olacaklardı.

Olay çok adi bir olay. Kendisine, arkadaşlarına veya belirli bir gruba çalışmadan üniversiteye girme yolunu açmak isteyen “Köşe dönücü” bir zihniyet. Esasen son yıllarda yorulmadan, terlemeden bir yerlere varmak, zenginleşmek ve devlet idaresinde söz sahibi olmak moda haline geldi. Günlük yaşamda namuslu olanlar, ülkesine sahip çıkanlar bunlar tarafından korkutulmakta, sindirilmekte ve hatta dövülmektedirler. İşte bu kendini bilmez iki kişi, kendi çıkarları için bir buçuk milyon gencin haklarını yemiş, onları hayal kırıklığına uğratmışlardır.

Dün akşam televizyonlarda yapılan haberlerde herkes Yüksek Öğretim Kurulu Başkanına yüklendi ve istifa etmesini istedi. YÖK Başkanı Kemal Gürüz, bu son derece üzücü olay için kamuoyundan, velilerden, adaylardan ve görevlilerden özür diledi. Bugüne kadar birçok defa benim de görev aldığım bu imtihanlar her zaman hassasiyet içinde yürütüldü.

Bir uçak kaçırıldığı zaman biz hemen Ulaştırma Bakanının veya Türk Hava Yolları Genel Müdürü’nün istifasını istiyor muyuz? YÖK Başkanına ve Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi Müdürü’ne karşı biraz insaflı olalım ve bugüne kadar yürüttükleri başarılı hizmetleri bir kalemde silmeyelim.

Gençlere itidal tavsiye edelim, kendilerine moral verelim. Ayrıca bu arzulanmayan hırsızlık olayı, hazırlanan gençlere en azından iki konuda faydalı olmuştur;

İlk defa bir kademeli yapılacak bu imtihanın sorularının ne şekilde hazırlandığı bilinmiyordu, böylece cevapları ile birlikte öğrenilmiştir.

Bu olay nedeniyle imtihanlar en az bir buçuk ay sonra yapılacağından iyi hazırlanma için bir zaman daha kazanılmış olacaktır.

Bir üniversite hocası olarak, adaylara morallerini bozmamalarını, hiçbir şey olmamış gibi çalışmamalarını sürdürmelerini ve ellerine geçen bu zamanı iyi değerlendirmelerini tavsiye ediyor ve bu genç yavrularımızı kucaklayarak teselli etmek istiyorum. Üniversiteler ve üniversiteye giriş konusunu gelecek yazılarımda daha geniş değerlendireceğim.

İstanbul, 2 Mayıs 1999