YAŞAMAK GÜZEL DEĞİL Mİ?

Dün gazeteleri okurken acı bir haberle karşılaştım. TÜBİTAK Liselerarası Proje Yarışmasında Fizik Dalında ikincilik kazanmış İstanbul’un tanınmış liselerinden Darüşşafaka Lisesi’nde okuyan Benekgül Kavak’ın kaldığı yurdun dördüncü katından atlayarak intihar ettiği haberine rastladım. Kendisinin geriye bıraktığı mektubunda yaşamdan sıkıldığı yönünde ifade bulunduğu yönünde ifade bulunduğu da belirtiliyordu.

Benekgül’le verilen bilgiler değerlendirildiğinde, kendisinin Darüşşafaka Lisesi’nin çalışkan ve sevilen bir öğrencisi olduğu, resim, heykel yaptığı ve web sayfası hazırladığı haberleri, onun hayata ne kadar çok bağlı olduğu izlenimini yaratsa da geride bıraktığı mektubunda “Yok sayın hocam olmuyor, gücüm yetmiyor. Nefes alamıyorum” satırlarını onun iç dünyasında büyük sıkıntı yaşadığının bir ifadesi olduğu kanaatindeyim. Bu sıkıntının sebebi, onun babasını 9 aylıkken kaybetmenin getirdiği bir sevgi eksikliği mi acaba? Yoksa vücudundaki kimyasal bileşikler mi? Tıp’çı değilim ama duyduklarımdan ve okuduklarımdan, sıkıntılı olmanın vücutta “Adrenalin” maddesinin fazla üretilmesine ve bu maddenin B6 ve B12 vitaminlerini yok etmesine sebep olduğunu ve maddelerin eksikliğinin insanları depresyona, ruhsal problemlere götürdüğünü öğrenmiştim. Bu durumun şiddetli olarak devam etmesi halinde bir kurtuluş olarak kendilerine ölümü seçtikleri de bilinmektedir.

İntiharlarla ilgili olarak bir tıp doçenti ile yıllar önce yaptığım sohbette bu konuda bana şunları anlatmıştı: “Ülkemizde intihar olayları sonucunda hep neden ve hangi sebeple bunu yaptı diye sorulur ve genellikle geçimsizlik, parasızlık gibi nedenlere bağlanır. Halbuki durum hiç de görüldüğü gibi değildir. Sıkıntılı olmak, konsantrasyon azlığı gibi faktörler insanların iç dünyasında, ruhsal problemleri olduğunun bir göstergesidir. Bizim için bu durumda olanlar hastadır ve tedavi edilmeleri gerekir. Amerika’da insanların yaklaşık yüzde 70’i en az bir defa ruhsal problemleri nedeniyle doktora giderken, bizde bu nedenle doktora gidenlerin oranı yüzde 5’i bulmamaktadır. Bizim insanlarımız kanseri, kalp rahatsızlığını bir hastalık olarak kabul edip, bunların hakkında konuşmaktan kaçınmaz iken, ruhsal rahatsızlıklarını ya hastalık olarak kabul etmekte ve ya dedikodu olur diye gizlemektedir. Eğer bu ruhsal durum bir hastalık hali olarak kabul edilse ve doktora gidilse, intiharların çoğu engellenebilir. Unutulmamalıdır ki, bazen kanda “Lityum” tuzu gibi bir maddenin eksikliği bile ruhsal problemler yaratabilmektedir. 2000 yılına yaklaştığımız günümüzde modern tıp ve ilaçlar ruhsal hastalıkları çözmede çok başarılıdır.”

Değerli okuyucularım, acı bir haber beni etkiledi ve Tıp’çı olamamama rağmen bildiklerimi sizlere aktarmaya kendimi görevli hissettim. Neden aktardığımız sorarsanız, onun sebebi; sizin etrafınızda da Benekligül Kavak gibi sıkıntı içinde olan ve en tehlikelisi bu sıkıntısını kendi içine gömen yakınlarınız ve dostlarınız olabilir. Lütfen bunları görüp, böyle bir durum izlerseniz, onları karşı koysalar bile muhakkak doktora götürünüz. Yukarıda açıklandığı gibi bunun bir hastalık olduğunu unutmayınız.

Ayrıca anlattığım durumda olduklarını hissedenler durumlarını ailesine açsınlar. “El ne der” gizler, saklar ve tedavi ettirmezseniz yarın çok geç olabilir.

Ben, “yaşamak güzel şey” diyerek sorumu cevaplandırıyor ve yazımı bitiriyorum.

İstanbul, 14 Aralık 1999