YIKILAN TOPLUM DEĞERLERİMİZ

Prof. Dr. Ahmet Samsunlu

Türkiye’de son yıllarda değer yargılarında büyük kayıplar meydana geldi. Her şey maddiyata dayandırıldı. Para sahibi olmak en önemli değer yargısı oldu. Hiç kimse nasıl kazanıldığına önem vermedi. Son dönemlerde siyasete damgasını vurmuş olan Özal’ın “Benim memurum işini bilir” şeklindeki beyanı rüşvet almayı nerede ise meşrulaştırdı. Bozulan ahlaki değerler adım adım toplumu ve kuruluşları etkiledi.

Geçen hafta, ülkemizin tanınmış bir holdinginin çıkardığı gazetenin bir gıda firmasından basının toplum üzerindeki etkisini kullanarak ve firmayı korkutarak ilan istediği haberi gündemde yer aldı.

Bu konuyu köşesinde “Baba Tahir Olayı”na benzeten Melih Aşık’ın yazısını sizlerin değerlendirmesine sunuyorum:

* * *

Devir Abdulhamid devri… İstanbul’a hizmet götüren tesisler imtiyazlı yabancı işletmecilerin elinde… Bir gün şirketin genel müdürü değişiyor… Yeni müdür Fransa’dan gelir gelmez ayağının tozuyla şirket kayıtlarını incelemeye girişiyor. Sıra maaş bordrolarına gelince, diğer personele göre hayli yüksek maaş alan “Baba Tahir” adında biri dikkatini çekiyor… Bordrosunda “1 altın” yazıyor Tahir’in…

-Kimdir bu?

-Efendim, küçük bir gazetenin sahibi. Arada bir bizi metheden haberler yazıyor.

-Maaşa bağladınız yani?

-Evet efendim, çok işimize yarıyor…

-Olmaz efendim, diye gürlüyor Genel Müdür, israftır kesin maaşını.

Tahir’in haracını o an kesiyorlar… Bizimkinin haberi yok tabii, aybaşında parasını almak üzere vezneye dikiliyor…

-Maalesef yok, diyorlar.

-Nasıl yok?..

-Yeni bir Genel Müdür geldi, senin paranı kesti.

-İyi, deyip  gazeteye dönüyor Baba Tahir. Ve geçiyor daktilonun başına…Ertesi gün gazetede manşet:

“Domuz avcıları İstranca Dağı eteklerinde avlanırken bir yaban domuzuna rastladılar, endah atışını yaptılar, vuramadılar. Kaçan domuz Terkos gölüne düştü…”

O gün İstanbul ayağa kalkıyor. Domuz mekruh ya , abdest alamıyor insanlar, ellerini bile yıkayamıyorlar. Fransız Müdür, çaresiz, muhasebeciyi çağırıp Tahir’in maaşının yeniden bağlanmasını emrediyor…

Baba Tahir’den “Bir yanlışlık olmuş” diye özür diliyorlar.

-Yok diye nazlanıyor Tahir…

-Niye yok?…

-Fiyat değişti. Artık ayda iki altın!…

Çaresiz kabul ediyorlar… Tahir gazeteye dönüyor… Ertesi gün şöyle bir haber: “Yaptığımız istihbaratta ufak bir yanlışlık varmış. Seçkin avcılarımız domuzu vurmuşlar. Ve domuz Terkos Gölüne düşmeden tam kenarında telef olmuş!..”

Terkos’un temiz olduğu(!) böylece ispatlanıyor ve halk derin bir nefes alıyor!..

Nereden mi aklımıza geldi bu öykü… iki gündür gündemi işgal eden “Sütlü şantaj” haberlerini okurken…

* * *

Öyküyü okuduktan sonra bu defa yorum yapmayı size bırakıyor ve toplumumuzun bu duruma düşürülmesinden dolayı çok üzüldüğümü belirtmeyi istiyorum.

İstanbul, 9 Ekim 1999

Kaynak: Milliyet, Açık Pencere, 7 Ekim 1999