ÇEVRE MÜHENDİSLERİNİN ÖNÜNÜ AÇAN BİR TEBLİĞ

Bu yazımda çevre mühendislerine yeni bir istihdam alanı açacak, ülkemizin yüzey sularının, denizlerinin, yeraltı sularının kirlenmesinin önleyecek ve suların yeniden kullanmasını sağlayacak, 23 Mayıs 2019 tarih ve 30782 sayılı Tebliğ’i değerlendireceğim.

Çevre Mühendislerinin İstihdamı

Uzun süreden beri mezun ettiğimiz çevre mühendislerinden, meslekleriyle ilgili iş bulmakta zorlandıkları ve çevre mühendislerine tanınan sorumluluk alanlarının çok kısıtlı olduğu yönünde şikayetler alıyordum. Nitekim internette yaptığım bir araştırmada yüzün üzerinde çevre mühendisi ile yapılan bir mülakata rastladım (1). Bu mülakatta çevre mühendislerinin hangi alanda çalıştıkları sorulmuş.

Buna göre mezunların; mühendislik %36, satış %16, teknik bakım %7, yönetim %5, diğer %40 alanlarında çalıştıkları tespit edilmiş. Bu çalışmanın sonucu olarak, “Eğer çevre mühendisiyseniz, mezun olduğunuzda %50’inin üzerinde bir ihtimalle bu mesleği yapamayacaksınız” değerlendirilmesi yapılmış. Bu çalışma çevre mühendislerinin bana anlattıklarını teyit eder mahiyette. Aynı çalışmada ülkemizde her sene 2 bin 426 yeni mezun olan çevre mühendisini istihdam edecek bir yapılanma ve proje hacmi olmadığı ve yeni mezunların özel teşebbüste 1500-2000 TL ücret aldığı da belirtilmiş.

İş bulma ve maaş azlığı gibi nedenlerden dolayı çevre mühendisliğine olan ilgi her geçen yıl azalıyor. Bu nedenle çevre mühendisliği eğitimi veren üniversite sayısı azalırken, bazı bölümlerde kontenjanların çoğu da boş kalıyor. Sayılarını 50 olarak tespit edebildiğim çevre mühendisliği bölümlerinden 2018-2019 Yüksek Öğretim Programları ve Kontenjanları Kılavuzu’nda yalnız 31’i yer alıyor. Bunlardan yalnız 14’ü geçen sene kontenjanlarını doldurmuş. Bu nedenle geriye kalanlarının, bu sene alacakları öğrenci sayısı azaltıldı. 2017-2018 öğrenim yılında 1602 olan kontenjan sayısı, 1353’e indirildi. Bu konuyu ileride köşemde tekrar değerlendireceğim.

Çıkarılan Tebliğin Kapsamı

Atıksu arıtma tesislerinin etkin, verimli ve mevzuata uygun şekilde işletilmesinin sağlanması amacıyla, istihdam edilecek teknik personelin nitelikleri, belgelendirilmeleri, görev, yetki ve sorumluluklarına dair usul ve esasları düzenleyen, 23 Mayıs 2019 tarihinde çıkarılan 30782 sayılı “Atıksu Arıtma Tesislerinde Çalışan Teknik Personele İlişkin Tebliğ” ile çevre mühendislerinin sorumluluk alanlarının genişletilmesi sağlandı. Bugün sayıları yaklaşık olarak 25 bine ulaşan çevre mühendisleri ve net rakamlara kesin olarak ulaşamadığım yeni mezunlar için, yeni bir istihdam alanı açıldı.

Bu tebliğ kapsamına;

– Kentsel atıksu arıtma tesisleri (evsel atıksu ya da evsel atıksuyun endüstriyel atıksu ve/veya yağmur suyu ile karıştıktan sonra bertaraf edildiği arıtma tesisleri),

– Organize sanayi bölgesi yönetimleri tarafından işletilen atıksu arıtma tesisleri, – Serbest bölge yönetimleri tarafından işletilen atıksu arıtma tesisleri,

– Prosesin herhangi bir aşamasında biyolojik ve/veya ileri arıtma yapan münferit sanayi atıksu arıtma tesisleri, – Kimyasal arıtma yapan münferit sanayi atıksu arıtma tesisleri,

– Fiziksel arıtma yapan enerji üretim tesisleri, alındı.

Tebliğ kapsamına alınan bu tesisler, çeşitli parametre ve nüfus büyüklükleri dikkate alınarak A, B, C ve D sınıfları olarak gruplandırıldı. Bu sınıfların tümünde tesis sorumlusunun çevre mühendisi olacağı belirtilmiş ve sınıfına göre onların çalışma süreleri ile ilgili bazı şartlar getirildi. Teknik sorumlu olarak üniversitelerin mühendislik ile kimya ve biyoloji bölümlerinden mezun olanların istihdam edileceği de Tebliğ’de yer alıyor.

Ayrıca bu Tebliğ’in yürürlüğe girdiği tarihten önce Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca verilen “Atıksu arıtma tesisi işletmesinde karşılaşılan sorunlar ve çözüm yolları eğitimini” almış kişilere, Tebliğ’in yayımlandığı tarihten itibaren 6 ay içinde başvurmaları ve bazı deneyim koşullarını sağlamaları durumunda, çevre mühendisi olma şartı aranmaksızın, atıksu arıtma tesisi yeterlilik eğitimi, sınavından muaf tutularak, tesis sorumlusu belgesi verileceği de belirtiliyor.

Su ve Çevre Teknolojileri dergisinin haziran ayındaki sayısında, Yayın Koordinatörü Sertaç Aytaç, Tebliğ ile ilgili sunum yazısında, bu yönetmeliğin çıkarılmasının önemine dikkat çekmiş ve aynı dergide yer alan başka bir makalede bu tebliğin tümü hakkında aydınlatıcı bilgiler verilmiştir.

Ülkemizde Arıtma Tesislerinin Yarısından Fazlası Çalışmıyor

Bu yazımda, ülkemizde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yapılan bir çalışmada, belediyelere ait 1200 atıksu arıtma tesisinden yarısından fazlasının çalışmadığının tespit edilmesinin, yüzeysel sulara etkisi ve bu durumun ülkemiz sularının kalitesine ve suyun yeniden kullanılmasına etkisi üzerinde duracağım (2).

Arıtma Tesislerinin Çalıştırılamamasının Yarattığı Sorunlara İlişkin Örnekler

Ülkemizin yüzey sularının, denizlerinin, yeraltı sularının kirlenmesini önlemek çevre mühendisliğinin temel ilkesi olmasına rağmen, kurulu birçok tesis çalıştırılamadığından bu suların kirlenmesi engellenemiyor. Kişisel tespitlerime dayanarak, konu ile ilgili bazı örnekler aşağıda yer alıyor.

a) Arıtma tesisi çalıştırılmadığı zaman buraya gelen atıksu, bir by-pass kanalıyla doğrudan yüzeysel sulara veriliyor ve bu sular kirletildiği için yeniden kullanılamıyor. Konu ile ilgilenenlerin bildiği gibi ülkemizde bunun birçok örneği bulunuyor. Muhtelif yayınlarımda üzerinde durduğum, Emlak ve Kredi Bankası’nın modern bir şehir örneği olarak kurduğu, İstanbul-Ataköy evlerinin atıksularını arıtmak için 1966 yılında işletmeye alınan arıtma tesisine, bu semt dışındaki bölgelerin ve küçük sanayinin kanallarının bağlanması ve ilgisizlik nedeniyle tesis çalışamaz hale gelmiştir. 1972 yılında Ege Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü öğrencileri ile buraya yaptığımız bir eğitim gezisinde, ülkemiz için örnek teşkil edebilecek böyle bir tesisisin kaderine terk edildiğini ve ön çökeltme havuzunda kalan çamur içinde çeşitli bitkilerin büyüdüğünü üzülerek görmüştüm. Ayamama Deresi’ne verilen atıksu, bu derenin oksijen dengesini olumsuz etkilemiş ve aktığı Marmara Denizi sahillerinde kokuya sebep olmuştu.

b) Arıtma tesisi modern tekniğin öngördüğü şekilde planlanıp inşa edilmesine rağmen şehrin büyümesi ile kapasitesi yetersiz hale gelebiliyor ve istenilen arıtma verimi sağlanamıyor. Tam arıtma yapılmadan atıksuyun yüzeysel sulara verilmesi, bu suların yeniden kullanılmasını engelliyor. Ziyaret ettiğim Siirt Arıtma Tesisi bugün bu durumda. Ayrıca ayrık sistemle inşa edilmiş şebekenin yağmur suyu kanalına kaçak olarak evsel atıksuyun bağlanması da Dicle Nehri ile birleşen Botan Irmağı’nın kirlenmesine sebep oluyor.

c) Ülkemizde doğru planlanmaması, teknik elemanı olmaması veya başka bir nedenle çalıştırılamayan tesislerin yanı sıra, işletiminin pahalı olması nedeniyle işletilmeyen birçok arıtma tesisi de bulunuyor. Bunlara bir örnek olarak Ayvalık Arıtma Tesisi verilebilir (3). Bu haberde, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdare (BASKİ) sorumluluğunda olan atıksu arıtma tesislerinin Kasım 2016’dan bu yana çalışmadığı ve Altınova Mahallesi’ndeki biyolojik arıtmanın uzun süredir devre dışı olduğu, ilçedeki atıksuların denize, Altınova’daki atıkların ise Uzun Göl’e, arıtılmadan direk akıtıldığı yer alıyor.

Yüzeysel Suların Kirlenme Durumu

İyi çalışmayan veya çalıştırılmayan arıtma tesislerinden yüzeysel sulara verilen atıksular, yüzeysel suların kalitesini olumsuz etkilemekte ve aşırı beslenmeye (ötrifikasyon) sebep oluyor. Ayrıca arıtılmadan alıcı ortamlara deşarj edilen evsel ve sanayi kaynaklı atıksular bu kirliliği artırıyor.

Türkiye’deki 141 yüzey suyun kalite sınıfları verilere göre yüzdeler halinde aşağıda verilmiştir(4).

1. Sınıf; %21.3 (Yüksek Kalite Su) İçme suyu olma potansiyeli yüksek, alabalık üretimi için ve cilt teması gerektiğinde kullanılabilecek suyun kalitesidir.

2. Sınıf; %15.6 (Az Kirlenmiş Su) İçme suyu olma potansiyeli olan, alabalık dışında balık üretimi için kullanılan ve Mer’i mevzuat ile belirlenmiş olan sulama suyu kalite kriterini sağlamak şartıyla kullanılan sulama suyunun kalitesidir.

3. Sınıf; %19.9 (Kirlenmiş Su) Nitelikli su gerektiren tesisler (gıda, tekstil vb.) haricinde uygun bir arıtmadan sonra kullanılabilen sanayi suyunun kalitesidir.

4. Sınıf; %43.3 (Çok Kirlenmiş Su) Üst kalite sınıflara iyileştirilerek ulaşılabilecek su kalitesi göstergesidir.

Bu verilere göre Türkiye’deki yüzey sularının %43,3’ü 4. sınıf kalitesindedir. Bu değerlere bakıldığında “Çok Kirlenmiş Su” olarak tanımlanan 4. sınıf yüzey suyu miktarı, içme suyu olarak kullanılabilecek ve “Yüksek Kalite Su” olarak tanımlanan 1. sınıf yüzey suyu miktarının yaklaşık 2 katı. İçme suyu olarak kullanılabilecek ve arıtma işlemi gördükten sonra içme suyu olarak kullanılabilecek yüzey sularının toplam miktarı bile, çok kirlenmiş yüzey sularının miktarını geçemiyor. Ülkemizdeki yüzey sularının yaklaşık %79’u kirlenmiş durumda(4)(5).

Su Kalite Sınıfının Düşüklüğünün Yarattığı Sorunlar

Su kalitesi, insan ve ekosistemin temel ihtiyaçlarının karşılanması için suyun miktarı kadar önemli. Kötü kalitede su birçok ekonomik, sosyal, çevresel ve sağlıkla alakalı sorunlara neden oluyor (6). Su kalitesi düşük olan yüzeysel suyun herhangi bir işlem görmeden içme suyu temininde, endüstride ve tarımda kullanılması mümkün olmaz.

Atıksu arıtma tesisleri verimli çalıştırılamadığı için ülkemiz yüzeysel sularının büyük bir kısmı yeniden kullanılamıyor. Bu durum özellikle iklim değişikliğinin her geçen gün daha fazla hissedildiği ülkemizde, su stresi yaratıyor ve su bilançosunu olumsuz etkiliyor. Türkiye’nin de içinde bulunduğu Akdeniz Havzası, iklim değişikliğinin etkilerinin en şiddetli hissedileceği yerlerden birisidir. Yakın gelecekte Akdeniz’deki pek çok nehir havzası su stresiyle karşı karşıya kalacak. Bugün Almanya’da kullanılan su, günde 4.2 defa, İsrail’de 2.2 defa Türkiye’de ise 1.1 defa yeniden kullanılıyor.

Atıksu Arıtma Tesisleri İşletilmesi Eğitimi

Bugün ülkemizde çevre mühendisliği bölümlerinde atıksu arıtımı ile ilgili dersler yeterli sayıda yer alırken, atıksu arıtma tesislerinin işletilmesi konusunda bu durum söz konusu değil. İnternet ortamında ulaşabildiğim bilgilere göre;

• İstanbul Teknik Üniversitesi Su ve Atıksu Arıtma Tesislerinin İşletilmesi, 2 saat, seçmeli

• Yıldız Teknik Üniversitesi Arıtma Tesislerinin İşletilmesi, 2 saat, seçmeli

• İstanbul Üniversitesi Arıtma Tesislerinin İşletilmesi, 2 saat, seçmeli

• 9 Eylül Üniversitesi Atıksu Arıtma Tesislerinin İşletimi, 2 saat, seçmeli

• Marmara Üniversitesi Operation of Treatment Plants, 3 saat, seçmeli

• Ortadoğu Teknik Üniversitesi Arıtma Tesislerinin İşletilmesi dersi yok.

Öğrencilerin, bu dersin meslek hayatlarında ne kadar önemli olduğu hakkında bilgilendirilmedikleri için seçmediklerini düşünüyorum. Bu üniversitelerin bir kısmında bu ders seçilmediği için uzun zamandan beri açılmamış. Bu Tebliğ’in çevre mühendislerine sağlayacağı avantaj ve sorumluluğu dikkate alarak üniversitelerin “Atıksu Arıtma Tesislerinin İşletimi” dersini mecburi bir ders haline getirmelerinin gerekli olduğunu düşünüyorum. Ayrıca bu konu ile ilgili ülkemizde yeterli yayın bulunmuyor. Akademisyenler ve uygulayıcılar bilgi ve tecrübelerini yazıya dökmeliler. Bu nokta da, Çevre Mühendisliği Bölümü içinde “Kentsel Altyapı Mühendisliği Anabilim Dalı” oluşturulmasının gerekli ve faydalı olacağı görüşündeyim. Bu Tebliğ’de, atıksu arıtma tesisinde çalışacak tesis sorumlusuna atıksu arıtma tesisinin işletilmesi için gereken yeterliliğin kazandırılması amacıyla her sınıf için ayrı müfredat dâhilinde bakanlıkça düzenlenen atıksu arıtma tesisi yeterlilik eğitimi verileceği de yer alıyor.

Sonuç

Atıksu arıtma tesislerinde çevre mühendislerinin çalıştırılması zorunluluğunun, bu yönetmelikle getirilmesi atılmış önemli bir adım. Bana göre bu Tebliğ çevre mühendislerinin geleceği için de bir dönüm noktası. Tebliğ ile ilgili yaptığı açıklamada Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Baran Bozoğlu; daha önce tesislerin yöneticilerine ilişkin hiçbir kriter bulunmadığını, Tebliğ’in tesisleri deneyimli çevre mühendislerinin yönetmesi zorunluluğu getirdiğini ve belediyelerde bu tesislerin genellikle sürgün yeri olarak kullanılırken, organize sanayi bölgelerinde (OSB) de yönetimlerin eş dost akrabalarının tavsiyesiyle alınan, yine yetkin olmayan kişilerce yönetildiğini belirterek, tesislerin bundan böyle doğru kişilerce yönetileceğinden sularımızın, daha az kirleneceğini ifade ediyor.

Ülkemizde 70’li yıllarda açılmaya başlayan çevre mühendisliği bölümlerinin çalışma alanları İlk defa Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) tarafından 14 Aralık 1988 tarihinde tanımlandı. Belirlenen bu çalışma alanları 22 Nisan 2009 tarih ve 27208 sayılı yönetmelikle daha da genişletilmiş olmasına rağmen yeniden gözden geçirilmeli ve çevre mühendislerine ait olduğunu düşünülen; fakat başka mühendislik dallarının uhdesinde olan çalışma alanlarının geri kazanılması sağlanmalı.

Kaynaklar

1. Metehan Bitmez, www.linkedin.com, 18.10.2016

2. Hacer Boyacıoğlu, “Arıtma Tesislerinde Mühendis Zorunlu”, Hürriyet,24.5.2019

3. Nedim Bubik, “Atıksu Arıtılmadan Denize Akıtılıyor” Hürriyet, 10.10.2017

4. “Türkiye’deki Yüzey Sularının Kalite Sınıfları”, T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirilmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü Çevre Envanteri ve Bilgi Yönetimi Daire Başkanlığı Veri Değerlendirme Şube Müdürlüğü, 2017

5. www.cmo.org.tr/resimler/ekler/92968f1b7728d71_ ek.pdf ?tipi=72&turu=X&sube=0 (Dünya Çevre Günü Türkiye Raporu, Haziran 2018 TMMOB Çevre Mühendisleri Odası)

6. www.dkm.org.tr/dosyalar/yayindosya_rnf27jiq.pdf (Türkiye’de Suyun Durumu ve Su Yönetiminde Yeni Yaklaşımlar)