Endüstriyel Arıtma Çamurlarından Enerji Elde Edilmesi

Yorum

annover Leibniz Üniversitesi Kentsel Su Yönetimi ve Atık Teknolojisi Enstitüsü (Institut für Siedlungswasserwirtschaft und Abfalltechnik/ISAH) Başkanı Prof. Dr. -Ing. Karl Heinz Rosenwinkel’in emekliliğe
ayrılması nedeniyle 9 Mart 2018 tarihinde tertiplenen ve benim de aynı Enstitü’de doktora yapmış bir kişi olarak
davet edildiğim veda dersi töreninde Rosenwinkel, yaptığı sunumda, dünyada giderek önem kazanan ve ülkelerin gelişimini etkileyen enerji ihtiyacı üzerine de bilgiler verdi.

Prof. Rosenwinkel ile birlikte

Bilindiği gibi “Enerji”, ülkeler için vazgeçilmez öneme sahip bir konu. Enerji kaynağı bakımından zengin ülkeler
siyasi ve ekonomik olarak küresel düzeyde ön plana çıktıkları gibi, petrol fiyatlarının spekülatif olarak dalgalanmasını da sağlayabilmektedirler. Nitekim 1970’lerdeki yaşanan petrol şoku tüm ülkeleri müthiş etkilemişti. O tarihte ham petrol fiyatları varil başına 3 dolardan 12 dolara kadar çıkmıştı. Bu ani artış hem enflasyonu yükseltmiş, hem de gelişmiş ülkelerde ekonomiyi durağan hale getirmişti. Bu nedenle, kalkınmış ülkeler petrol bağımlılığını azaltmaya ve kendi kaynaklarından enerji teminine ağırlık vermişlerdir. Bu kapsamda kentsel atıksu arıtma tesislerinde elde edilen çamurun anaerobik olarak çürütülmesiyle elde edilen metan (CH4) gazından faydalanarak enerji üretilmesi metodunu kentsel arıtma tesislerinde olduğu gibi endüstri tesislerinde oluşan atıklar için de uygulamaya başlamışlardır.

Petrol krizinin çıktığı 1972 yılında, Şekil 1’de görüldüğü gibi Almanya’da endüstri tesislerinde biyokütlenin anaerobik
olarak çürütülmesi yoluyla enerji üretimi yapan tesis yok denecek kadar az sayıdayken, 2009 yılında bu sayı 7000’e çıkmıştır. Aynı tarihte, dünyada bu sayı toplam 9000’dir.

Şekil 1. Almanya’da Anaerobik Metotlarla Enerji Üreten Endüstriyel Atıksu Arıtma Tesisi Sayısı
(Rosenwinkel, 2018)

Şekil 2’de görüldüğü gibi Türkiye’deyse atıksu tesislerinde enerji temin edilen tesis sayısı 9 olup, bunun kaçının endüstri tesislerine ait olduğu bilgisine ulaşılamamıştır.

Şekil 2. Türkiye’de Biyokütle Santralleri ve Enerji Üretim Kapasiteleri (Hoşoğlu, 2017)

Endüstri tesislerinde kurulacak biyokütle santralleri ile atıksudan temin edilen enerji kaynaklarının Almanya’da
olduğu gibi artan bir şekilde değerlendirilmesi, Türkiye’nin fosil enerji kaynaklarına olan bağımlılığını azaltacak
ve enerji konusunda sürdürülebilirliği sağlayacaktır. Enerji bakımından dışa bağımlı bir ülke olarak bizde de
endüstri tesislerinde anaerobik yollarla metan ve enerji üretimi teşvik edilmeli ve bu sistemlerin sayısı artırılmalıdır.

Bilindiği gibi iklim değişikliğinin boyutu CO2 yoğunluklarının ne kadar yükseleceğine bağlı olup, bu da fosil yakıtların yakılmasından kaynaklanan karbon emisyonları tarafından belirlenecektir. Bunun için bulunacak
çözümlerde yukarıda anlatılan endüstri tesislerinde oluşan çamurun çürütülmesiyle elde edilecek metan gazı
yakılarak enerji elde edilmesi yanında öncelikle binalarda, ulaşım ve imalatta enerjinin verimli kullanımını sağlayan
yeni teknoloji ve uygulamalara ağırlık verilmelidir.

Ayrıca doğalgaz santrallerinde verimliliğin artırılması ile birlikte emisyonların azaltılması yanında orman ve
tarımsal yan ürünlerden temin edilen biyokütle, çöplüklerden ve atıksu arıtımından kaynaklanan metan, rüzgâr
ve güneş enerjisi, hidro-enerji ve diğer yenilenebilir enerji kaynakları da bu konuda önemli bir katkı sağlayabilecek
ve Paris Anlaşması ile istenen CO2 yoğunluğunun düşürülmesi mümkün olacaktır.

Kaynaklar
– Rosenwinkel, K.H., (2018), “Veda (Ayrılış) Dersi (Abschiedvorlesung)”, Leibniz Üniversitesi, Hannover.
– Hoşoğlu, F., (2017), “Atık Yönetiminde İstanbul Modeli”, İSTAÇ 2017 Atık Yönetimi Sempozyumu, İstanbul.
– Samsunlu, A., (2016), “Küresel Isınma ve 2015 BM Paris İklim Zirvesi (COP21)”, Su & Çevre Teknolojileri dergisi, Ocak 2018 sayısı.