KENTSEL SU YÖNETİMİNDE “ENERJİ”

Yorum

Su ve Çevre Teknolojileri dergisinin Mayıs 2018 sayısında, “2018 Stockholm Su Ödülü Prof. Rittmann ve Prof. Mark van Loosdrecht’e verildi” başlıklı yazımda, Prof. Dr. Bruce Rittmann’ın atıksudan enerji elde edilmesi konusundaki çalışmaları ile bu ödüle layık görüldüğünü sizlerle paylaşmıştım. Kendisinin bu konuyla ilgili olarak yazdığı “The Energy Issue in Urban Water Management” başlıklı uzun makalesinin konuyla ilgili kısmı aşağıda özetlenerek tercüme edilmiştir.

Prof. Bruce Rittmann ve Prof. Mark van Loosdrecht, Stockholm Su Ödülü’nü İsveç Prensesi’nin elinden almışlardı

1. GİRİŞ

Atıksu arıtımından enerji kazanımı için kullanılan birkaç yöntem Şekil 1’de verilmiştir. Enerji (yenilenebilir enerji), metan gibi yararlı biçimlerde doğrudan elde edilebilir. Dolaylı olarak da,  arıtmanın  enerji maliyetinin düşürülmesiyle besin veya ısı geri kazanımıyla gerçekleştirilebilir (Rittmann, 2013).

Şekil 1. Atıksu arıtımında enerji kazanımı (Rittmann, 2013)

Atıksudaki besi maddelerine dayalı yakıt üretme fikri oldukça yenidir. Fotosentez yoluyla petrol yerine geçebilecek yakıt molekülleri üretme üzerine çalışmalar yapılmış olup, özellikle fotosentetik bakterileri modifiye (değiştirme) ederek uzun zincirli yağ asitleri üretme ve salgılama yetenekleri geliştirilmiştir. Bu yağ asitleri yakıt ihtiyacını karşılayan öncüler olarak kabul edilebilir. Potansiyel olarak bu keşif petrolün yerini tutabilir. Mavi-yeşil renklerinden dolayı siyanobakteri olarak adlandırılan  fotosentetik  bakteriler güneş ışığı enerjisini emer ve CO2’i organik karbona dönüştürürler. Daha sonra organik karbonu yakıtın ana bileşenleri olan yağ asitlerine dönüştürürler. Kısacası, yenilenebilir taşıt yakıtı üretmek için güneş ışığı, CO2 ve siyanobakteriler kullanılmaktadır (Rittmann, 2011).

2. KÜRESEL ENERJİ ELDESİ HEDEFİ

Dünya genelinde günde yaklaşık 13 TW (birincil enerji) enerji tüketilmektedir (Rittmann, 2008), (Goldenberg ve Johansson, 2004). Dünya nüfusu yaklaşık 6,5 milyar olarak alındığında kişi başı 2.000 W’lık bir tüketime denk gelmektedir. Fiili enerji kullanım aralığı, en fakir ülkede kişi başı günlük <400 W (örn. Bangladeş, Haiti ve Kongo), gelişmiş batı ülkeleri için 5.000 W ve ABD’de 10.000 W ve BAE’nde 14.000 W seviyelerindedir. 2.000 W hedefine ulaşıldığında ve dünya nüfusunun 9 milyarda dengelenmesi halinde toplam 18 TW’lık bir enerjiye ihtiyaç duyulacaktır. Bugün kullanılan 13 TW’dan yaklaşık 11 TW’ı (~ %84’ü) fosil yakıtlardan sağlanmaktadır. Fosil yakıt kullanımının bu yüksek oranı, hızla artan CO2 konsantrasyonunun temel nedenidir. Atmosferdeki CO2 seviyesini bugünkü seviyelerinde tutmak için (~390 ppm) günümüz fosil yakıt kul- lanım oranının ~1/3’üne indirilmesi gerekmektedir. Diğer bir deyişle, fosil yakıt kullanım oranının 11 TW’dan 4 TW’a düşürülmesi sağlanmalıdır. Aradaki 7 TW fosil enerji için alter- natif enerji kaynakları olan güneş kaynaklı  fotovoltaikler,  fotosentetik mikroorganizmalar,  rüzgâr  ve diğer imkanlarla sağlanabilecektir.

Eğer talep 18 TW’a yükselirse, o zaman 14 TW ikame enerjiye ihtiyacımız olacaktır. Mevcut durumda, bu ikameyi sağlamak için gerekli olan teknobilgisel araçlara sahip olmadığımızdan doğru politika ve hedefi belirleyerek karar vermek için 20 veya 30 yıl geçmesi gerekecektir.

Ayrıca toplumlar, enerji tüketimi konusunda önlemler almak zorundadırlar. Gelişmiş ülkeler kişi başına enerji tüketimlerini 2.000 W indirmeleri ve gelişmekte olan ülkelerin ise bu seviyeyi aşmadan yaşam standartlarını iyileştirmeleri gerekmektedir (Rittmann, 2013).

3. YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARI

Yenilenebilir enerjinin tüm ana kaynağı, dünyanın yüzeyinde bol olan güneş ışığıdır. Güneş enerjisi, dünyaya 173.000 TW ya da fosil yakıt kullanımından yaklaşık 16.000 kat daha fazla oranda ulaşır.

Güneş ışığı enerjisini çeşitli şekillerde yakalayabiliriz; yeryüzüne düşen su, rüzgâr, okyanus akıntıları, fotovoltaikler, güneş ısısı ve biyokütle. Atıksu arıtma, son kategori, yani biyokütle içinde değerlendirebilir.

4. FOTOSENTEZ, BİYOKÜTLE VE BOİ

Bitkiler, algler ve bakteriler bir dizi moleküler anten ve fotosistemler kullanarak görünür ve yakın kızıl ötesi   radyasyonu  yakaladıklarında fotosentez yapabilirler (Madigan ve diğ., 2003). Kendilerini sentezlemek ve devam ettirmek için enerjiyi kullanırlar. Fotosentez stratejilerinin detayları ile fotosentez türleri arasında az fark olsa da temel şekil (pattern) aynıdır. En bilinen fotosentez türü oksijenli fotosentez olup, temel şeklin iyi bir örneğidir.

Tüm yaşam ve elektronların yüksek enerjili durumdan düşük enerjili bir duruma aktarılmasına bağlıdır. Organizmalar elektronların transferinden enerji toplarlar ve bu enerjiyi büyümek için kullanırlar. Oksijenik fototrofların elektron vericileri, elektronları çok düşük enerjili bir halde sağlayan H2O’dur. Böylece, fototroflar, elektronların (e-1) enerji düzeylerini, protonlardan (H+) ayırdıklarında ve oksijen (O2) üretirken enerji seviyesini artırmak için güneş ışığında yakalanan enerjiyi kullanırlar.

H2O + radyasyon enerjisi ➞ 2H+ +2e-1 + 0.5 O2

O2 üretimi, oksijenli fotosentezin ismi olup, bu reaksiyon atmosferdeki O2’nin %21 seviyesinde bulunmasından sorumludur.

Bu yüksek enerjili e- ve H+ üre- timi, fotosentetik organizmaların, çevresel besinleri (esas olarak CO2) oksidasyonla indirgerken iç enerji taşıyıcılarını (örn. ATP) ve elektron taşıyıcılarını (örn. NADH ve NA- DPH) kullanmalarını sağlar ve yeni hücreleri inşa eden makromolekülleri belirler ve birleştirir (Rittmann ve McCarty, 2001), (Madigan ve diğ, 2003).

Aşağıda biyokütlenin orijinal olarak çevresel besinlerin ve elektronların oluşturduğu H2O’dan türetilen bir yarı reaksiyon örneği (C5H7O2NP0.1 ile çok basit olarak temsil edilen) verilmiştir.

5HCO3- + NO3- + 0.1H2PO4- + 28.5e- + 34.6H+ ➞ C 5H7O2NP0.1 + 16.4O2

Bu sentez reaksiyonunda gereken 28.5 e- oksijen reaksiyonundan gelir. Genel fotosentez reaksiyonları aşağıda olduğu gibidir.

5HCO3- + NO3- + 0.1H2PO4- + 6.1H+ + energy ➞ C 5H7O2NP0.1 + 2.15H2O + 14.25O2

Fotosentetik biyokütle bir gıda ürünü olduğu zaman, insan besin sistemine ya doğrudan bir gıda girdisi olarak ya da hayvanlara yem şeklinde girmeye başlar. İnsanlar tarafından tüketilen bazı yiyecekler bir şekilde evsel atıksuya karışır. Biyokütlenin evsel atıksuya girip girmediği veya ayrı bir atık akımında olup olmadığı, fotosentez sırasında kendisine sabitlenmiş elektronlara (ve bunların enerjisi) bağlıdır. Be- sin olarak değerlendirilen bu “atık elektronlar” BOİ (Biyolojik Oksijen İhtiyacı) denilen kirletici kaynak ha- line gelir. Bu durumda, BOİ “yanlış elektronlar” ya da bir kaynak olarak değerlendirilir.

Yapmamız  gereken  tek  şey, yanlış elektronların enerji değerini geri kazanmaktır. Daha sonra BOİ kirlilikleri, başlangıç (orijinal) BOİ enerji kaynağına geri döner. Ancak atıksu, atıksu çamuru, hayvan dışkısı ve gıda işleme atıksularında BOİ, bu formlarda kullanılamaz. Amaç, BOİ içindeki elektronların kimyasal formlara çevrilerek toplumda enerji kaynağı olarak kullanılmasını sağlamaktır.

5. MİKROBİYAL ENERJİ DÖNÜŞÜMÜ

Farklı mikroorganizma grupları, biyokütle içindeki enerji ve elektron- ları, insanların kolayca kullanabileceği bir formata dönüştürebilir (Rittmann 2006, 2008). Faydalı kullanım formları arasında metan gazı  (CH4), hidrojen  gazı  (H2),  etanol (C2H6O), butanol (C4H8O) ve elektrik bulunmaktadır. İki sebepten dolayı CH4, H2 ve elektrik üzerinde odaklanıl- maktadır.  İlk sebep, enerji formlarının sudan kolayca hasat edilebilmesi- dir. CH4 ve H2 suda çok düşük çözü- nürlükte bulunan gazlardır. Elektrik, sadece elektronların basit hareketi olup, suda hiçbir zaman çözünemezler. Bu özellik dolayısıyla sudan etanol ve butanolün ayrıştırılması için büyük enerji maliyetleri ve teknoloji komplikasyonları ortadan kaldırılır (Shapouri ve diğ., 2001), (Rittmann, 2008). İkinci olarak, hemen hemen her biyokütle bileşeninden CH4, H2 ve elektronlar oluşturulabilir. Onlar, etanol ve butanol gibi saflaştırılmış şeker gibi bir besleme maddesine ihtiyaç duymazlar. Organik atıklarda ve fotosentetik organizmalarda bulunan biyokütle, çoğu zaman iç içe geçmiş olan karbonhidrat, protein ve lipit karışımlarından oluşur. Gerçek biyokütleden enerji ürünü üretebilmek için gerekli teknoloji basittir ve böylece çok daha yüksek net enerji çıktısı sağlanır.

Tüm biyokütle dönüştürme yaklaşımları için, ilk adım elektronları serbest bırakmak için biyokütle içindeki karbonu mikroorganizmalar vasıtasıyla okside etmektir. Yukarıda gösterilen biyokütle formülü için oksidasyon reaksiyonu aşağıda verilmiştir.

C5H7O2NP0.1 + 13.4H2O à 5HCO3- + NH4+ + 0.1H2PO4- + 20.5e- + 24.6H+

CH4, H2 veya elektrik  sağlanma- sı için her  C5H7O2NP0.1  mol  başına 20.5 e- eşdeğerinin salınması, mikroorganizmalara enerji girişi sağlar. Elektronları kullanarak CH4 ve H2 oluşturmak için kullanılan yarı reaksiyonlar ise şunlardır:

CO2 + 8H+ + 8e- ➞ CH4 + 2H2O

2H+ + 2e- àH2

Elektriksel güç, elektronların potansiyel farklılıklarından kaynakla- nan hareketinden meydana gelir. Uygulamada, biyokütleden elde edilen elektronlar, büyük bir potansiyel farkı oluşturan O2 ile reaksiyona girebilecekleri yere taşınırlar:

O2 + 4H+ + 4e- ➞ 2H2O

Metan oluşumu, karmaşık organiklerin CH4 veya doğal gaza dönüştürülmesi için uzun süredir denenmiş bir teknolojidir (Speece, 1996), (McCarty ve Smith 1986). Doğalgazın enerji değeri yaygın olarak bilinmektedir ve gelişmiş ülkeler ısıtma ve elektrik üretimi için bu ko- nuda yaygın bir altyapıya sahiptir. Aynı şekilde, bu ülkeler atıksu arıtma tesislerinde, metan üretimi amacıyla çamur çürütme konusunda ileri deneyime sahiptir (McCarty, 1964), (Speece, 1996), (McCarty ve Smith, 1996), (Rittmann ve McCarty, 2001). Pratik amaçlar için enerji değeri el- desi metanın yanması ile gerçekleşir.

CH4 + 2O2 ➞ CO2 + 2H2O

Elektrik üretme veya itme kuvveti oluştururken dönüşüm verimliliği normalde yaklaşık %35’tir (Rittmann ve diğ., 2008).

H2, biyokütleden alternatif bir enerji çıktısıdır. CH4’e benzer şekilde, H2 elektriksel veya itme güçü üretmek için yakılabilir ve yaklaşık %35’lik bir dönüşüm verimliliği sağlanır (Rittmann ve diğ., 2008).

2H2 + O2 ➞ 2H2O

Bununla birlikte H2, kimyasal yakıt hücresinde %55 oranında yüksek dönüşüm verimliliği ile yanıcı olmayan elektrik üretmek için oksitlenebilir (Rittmann ve diğ., 2008). Bu sebeple H2, enerji dönüşümü ve yanmadan oluşan kirliliğin önlenmesi açısından CH4’e göre çok daha üstün bir yakıttır. H2 aynı zamanda kimya endüstrisinde yaygın olarak kullanılan bir besleme stoğudur (feedstock), (Lee ve diğ., 2010a). Ayrıca, H2 suda çok çeşitli oksitlenmiş kirletici maddelerin azaltılması için kullanılabilir (Rittmann, 2007).

H2, biyokütleden Lee ve diğ. (2010a) tarafından gözden geçirilen iki şekilde üretilebilir. Daha geleneksel bir yaklaşım metanojenleri baskılamak için genellikle düşük bir pH’ta uygulanan fermantasyondur. Fermantasyon, yüksek hacimsel bir oranda H2 üretebilmesine rağmen, H2’ye dönüşüm verimi tipik olarak %17’den daha düşüktür. Bu sadece enerji tüketimini H2’ye indirgemekle kalmaz, aynı zamanda organik asitler ve alkollerde yüksek değere sahip olan sıvı atıkları üreterek atık suyu yüksek bir BOİ akışı haline getirir.

İkinci yaklaşım daha yenidir ve bu yaklaşım mikrobiyal elektroliz hücresidir (MEC-Microbial Electrolysis cCell). Bir MEC’te, basit organik bileşikler, bakteriler tarafından oksitlenir. Bu bakteriler, yeni bir solunum biçiminde elektronları doğrudan bir anoda aktarabilirler. Elektronlar bir elektrik devre içinden katoda doğru hareket ederler, burada H+’yi H2’ye indirgerler. Bu bakterilere çeşitli isimler verilmiştir; anot-soluyan bakteriler (ARB) ve eko-elektrik en bilinenleridir. En verimli ARB, elektronları anota en az potansiyel kayıpla taşıyan ve aynı zamanda anoda sıkıca bağlayan elektriksel olarak iletken bir biyofilm matrisi üretir (Torres ve diğ., 2010). Fermantasyon yerine solunumu kullanarak MEC, H2’ye yüksek dönüşüm verimi sağlayabilir. H2 fermantasyonunu takiben bir MEC kullanmak,  H2  üretimini en üst düzeye çıkarmak için ideal bir yaklaşım gibi görünmektedir, çünkü fermantasyondan elde edilen organik ürünler MEC’in anotu için gerekli olan mükemmel substratlardır (Lee ve diğ., 2010a).

Son dönüşüm yaklaşımı, doğrudan biyokütle içindeki organik maddenin oksidasyonundan elektrik enerjisi üretmektir. Bu yaklaşımda, MEC’in bir varyasyonu mikrobiyal yakıt hücresidir (MFC-Microbial Fuel Cell) (Rittmann ve diğ., 2008), (Logan, 2004), (Logan ve diğ., 2006a,b). Bir MEC ile olduğu gibi ARB, anoddaki organik bileşikleri okside eder ve elektronları anoda aktarır. MFC’de, elektronlar  katoda ulaştığında, O2’yi H2O’ya, bir kimyasal yakıt hücresinde olduğu gibi indirgerler. Böylece çıktı, yanıcı olmayan elektriktir ki bu da yenilenebilir yakıt olan biyokütleden üretilmektedir.

Atıksuların BOİ’sinde ne kadar enerji bulunur? Basit bir hesaplama ile yaklaşık olarak yetişkin bir insanın tipik BOİ üretim hızına eşittir ve bu değer 0.135 kg.p-1.d-1dır. Tüm enerji  yakalanabilirse,  yaklaşık  23 W.p-1 olacaktır; bu yetişkin bir insanın yediği yiyecekten aldığı enerjinin yaklaşık olarak %20’sidir (Meda ve diğ., 2010). Ancak, birçok nedenle tüm enerji yakalanamaz. Bunun bir nedeni, mikroorganizmaların  kendilerini korumak için enerjinin bir kısmını almaları gerektiğidir. Tüm mikrobiyal enerji geri kazanım sistemleri anaerobiktir; bu da mikroorganizmaların büyük bir kısmını almasına gerek olmadığı anlamına gelir. Böylece, enerjinin yaklaşık %90’ı enerji çıkışına veya yaklaşık 21 W.p-1e gönderilebilir. İkinci bir sebep, tipik atıksu arıtımının aerobik olmasıdır; bu da enerjinin büyük bir kısmının, O2’nin H2O’ya indirgenmesiyle, C’nin CO2’ye oksidasyonu için kaybolduğu anlamına gelir.

Anaerobik çürütmenin uygulandığı tipik bir atıksu arıtma tesisinde, BOİ’nin sadece yaklaşık %40’ı çürütme deposuna gelir ve bunun  da sadece %50’si çürütülmüş olur. Böylece, orijinal BOİ’nin sadece %20’si metan olarak elde edilir; bu ise 4.6 W.p-1dır. İstenilen enerji çıkışı elektrikse başka bir kayıp daha oluşur. CH4 veya H2 yakılması halinde elektrik üretimi sadece yaklaşık %35 verime sahip olur, ki bu değer yaklaşık 1.6 W.p-1dır. Kimyasal yakıt hücresinde  H2’nin  elektriğe dönüşümü %55 verimli olur; bu ise %35’e göre belirgin bir gelişmedir. Bir MFC’de doğrudan elektrik üretimi %65 kadar verimli olabilir (Rittmann ve diğ., 2008).

Tablo 1, farklı yaklaşımlar için beklenebilecek enerji çıkışı miktarını  özetlemektedir. Hesaplamalarda, 0.135 kgBOİ.p-1.d-1  ve bir enerji değeri 14.7 kj.gBOİ-1 için %90 enerji çıktılı anaerobik proseste CH4 veya H2’nin  yanmasıyla, elektrik üretimi %35 verimli olarak kabul  edilir.  Bu durumda bir klasik yakıt hücresinde H2 oksidasyonu ile elektrik üretiminin verimliği %55’i, bir MEC’de BOİ’nin oksidasyonu ile %65’lik bir elektrik üretimi verimliliği ve aerobik arıtmada gelen BOİ’nin atık çamurda indirgenebilir BOİ’ye dönüşümü ile %20 elektrik üretimi verimliliği sağlanır.

Tablo 1. Farklı yollarla bir insanın ürettiği BOİ’den enerji geri kazanımının özeti ve enerji kullanım ölçütleri karşılaştırması

Tablo 1’den açıkça görüldüğü gibi, atıksuların konvansiyonel aerobik arıtımında mümkün olduğu kadar enerji geri kazanımı olmadan oksidasyona karşı BOİ kaybını olabildiğince engellenmesi gereklidir. En az enerji üreten yaklaşımlar atıksuyun aerobik arıtımını kapsamaktadır. Elektriğin istenen çıktı olması durumunda, en iyi yaklaşımlar doğrudan üretim için bir MFC kullanımı veya MEC kullanarak H2’den yakıt eldesi ile bir kimyasal yakıt hücresine bunun depolanmasıdır. Konvansiyonel teknoloji ile sadece yüksek konsantrasyona sahip atıksu (örn. kaynakta ayrılmış dışkı) anaerobik ayrışma için uygundur (Zeeman ve Kujawa-Roeleveld, 2013). İnovatif teknolojiler ile, MEC ve MFC sadece nispeten seyreltilmiş atıksular için uygulanabilirken, Tablo 1’de belirti- len yüksek verimlilik sadece konsantre çözeltilerle elde edilebilir (Udert ve diğ., 2013).

Son olarak, Tablo 1, atıksuda bulunan enerji miktarının, modern insan toplumunun ihtiyacını karşılamak için çok az olduğunu göstermektedir (örneğin, 2.000 veya 5.000 W.p-1). Bununla birlikte, atıksudaki enerjinin elde edilmesi, şehrin enerji, sera gazı ve ekonomik durumu üzerinde veya atıksu yönetiminde büyük bir pozitif etki yaratabilecektir.

KAYNAKLAR

  • Goldenberg, , ve Johansson, T.B., (2004), “World Energy Assessment Overview: 2004 Update”, United Nations Development Programme, New York.
  • Lee, H.-S., Vermaas, , ve Rittmann, B.E., (2010a), “Biological Hydrogen Production: Perspectives and Challenges”, Trends Biotechnol., 28(5), 262-271.
  • Logan, B.E., (2004), “Extracting Hydrogen and Electricity from Renewable Resources: a Road Map for Developing Sustainable Processes”, Environ. Sci. , 38, 161A-167A.
  • Logan, B.E., Hamelers, B., Rozendal, R., Schröder, , Keller, J., Freguia, S., Aelterman, P., Verstraete, W. ve Rabaey, K., (2006a), “Microbial Fuel Cells: Methodology and Technology”, Environ. Sci. Technol., 40, 5181-5192.
  • Logan, B.E., Regan, M., (2006b), “Microbial Fuel Cells: Challenges and Applications”, Environ. Sci. Technol., 41, 5172-5180.
  • Madigan, T., Martinko, J.M. ve Parker, J., (2003), “Brock Biology of Microorganisms”, 10th edn, Prentice Hall, Saddle Creek, NJ.
  • McCarty L., (1964), “Anaerobic Waste Tratment Fundamentals: Part IV, Process design”, Public Works, 95(Dec.), 3-22.
  • McCarty P.L., Smith, D.P., (1986), “Anaerobic Wastewater Treatment”, Environ. Sci. Technol., 20, 1200-1206.
  • Meda, A., Cornel, and Henkel, J., (2010), “Wastewater as a Source of Enegy – can Wastewater Treatment Plants be Operated Energetically Self-sufficient?”, In: Proc. of the IWA Leading Edge Conference on Water and Wastewater Technologies, Phoenix, AZ, USA, 2-4 June.
  • Rittmann B.E., ve McCarty L., (2001), “Environmental Biotechnology: Principles and Applications”, McGraw-Hill Book Co., New York.
  • Rittmann, B.E., (2006), “Microbial Ecology to Manage Processes in Environmental Biotechnology”, Trends , April 28, 2006, pp. 261-268.
  • Rittmann, B.E., (2007), “The Membrane Biofilm Reactor is Versatile Platform for Water and Wastewater Treatment”, Environmental Engineering Research, 12(4), 157-175.
  • Rittmann, B.E., (2008), “Opportunities for Renewable Bioenegy using Microorganisms”, Biotechnol. Bioeng., 100, 203-212.
  • Rittmann, B.E., (2013), “The energy issue in urban water management”, In: Source Seperation and Decentralization for Wastewater Treatment, T.A. Larsen, K.M. Udert and J. Lienert (eds.), IWA Publishing, London, UK, pp. 13-27.
  • Rittmann, B.E., Mayer, , Westerhoff, P. ve Edwars, M., (2011), “Capturing the Lost Phosphorus”, Chemosphere, 84, 846-853.
  • Rittmann, B.E., Torres, I., and Marcus, A.K., (2008), “Understanding the Distinguishing Features of a Microbial Fuel Cell as a Biomass-based Renewable Energy Technology”, Emerging Environmental Technologies, V. Shah (ed.), Springer, pp. 1-28.
  • Shapouri, H., Duffield, A. ve Mang, M., (2001), “The Energy Balance of Corn Ethanol: an Update”, U.S. Department of Agriculture, Washington, DC.
  • Speece, R.E., (1996), “Anaerobic Biotechnology for Industrial Wastewater”, Archea Press, Nashville, TN.
  • Torres, C.I., Marcus, A.K., Lee, H.- S., Parameswaran, P., Krajmalnik- Brown, R. Ve Rittmann, B.E., (2010), “A Kinetic Perspective on Extracellular Electron Transfer by Anode-respiring Bacteria”, FEMS Microbiol. Rev., 34, 3-17.
  • Udert, K.M., Brown-Malker, , Keller, J., (2013), “Electrochemical Systems”, In: Source Seperation and Decentralization for Wastewater Treatment, T.A. Larsen, K.M. Udert and J. Lienert (eds.), IWA Publishing, London, UK, pp. 321-335.
  • Zeeman, , Kujawa-Roeleveld, K., (2013), “Anaerobic  Treatment of Source-seperated Domestic Wastewater”, In: Source Seperation and Decentralization for Wastewater Treatment, T.A. Larsen, K.M. Udert and J. Lienert (eds.), IWA Publishing, London, UK, pp. 307-319.