Ege Denizi Ve Civarı Kıyı Sorunları Sempozyumu (İzmir, 1984) – EGE DENİZİ VE CİVARI KIYI SORUNLARINA GENEL BAKIŞ

Ege Üniversitesi

Dokuz Eylül Üniversitesi

Türkiye Tabiatını Koruma Derneği

Ege Denizi Ve Civarı Kıyı Sorunları Sempozyumu

EGE DENİZİ VE CİVARI KIYI SORUNLARINA GENEL BAKIŞ

Prof. Dr. Ahmet SAMSUNLU

Dokuz Eylül Üniversitesi Mühendislik-Mimarlık Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi

İZMİR 1984

I- GIRIŞ

Coğrafi yapı bakımından bir yarımada olan ve 7130 km. kıyı şeridine sahip ülkemiz için denizlerin önemi açıktır. Para birimleri ile ifade edilemez olan doğal güzelliklerinin yansıra Turizm, su ürünleri ve ulaşım gibi konularla ekonomimize olan katkıları, denizleri ve kıyıları ülkemizin hazinelerinden biri olarak görmemiz ve korumamız için yeterli ve zorunlu nedenlerdir.

Bu sunuş çerçevesinde Ege denizi ve cıvarı kıyılarındaki sorunlar genel olarak ele alınacak ve özellikle çevre kirlenmesi üzerinde durulacaktır. Çevre kirlenmesi doğanın kirlenmesi, daha doğrusu kirletilmesidir. Bunlar kısaca; suyun havanın toprağın kirletilerek verimsiz ve canlılara zararlı hale getirilmesidir. Öldürücü olan birçok hastalıklar bunların sonucudur. Su, evsel ve endüstriyel pis sularla kirletilir. Denizler kıyılardan doğrudan veya kıyı şeridinden içeriden gelen akarsulara, atık boşaltımı şeklinde dolaylı olarak kirletilirler.

Evsel ve endüstriyel atık su deşarjları dışında asit yağmurları denilen ve hava kirliliğinin önemli nedenlerinden birisi olan havadaki kükürt dioksit.. (SO2) gazının, yağmurla sülfat asidi biçiminde karalar ve denizler üzerine düşmesi olayı önemli bir kirletici kaynaktır.

Denizler üzerinde gözlenen katı artıklar ise kıyılardan sorumsuzca kirletmenin üzücü örneklerinden birisidir.

Kıyılarda çeşitli inşaat amaçları ile doldurulan kısımlardan hatalı ve yanlış uygulama nedeniyle kaçan malzeme, deniz tabanını kıyıdan açık denize doğru örtmektedir. Bu örtü canlı yaşamını azaltarak veya yok ederek, kirlenmenin doğal sonuçlarını ortaya çıkarmaktadır. Kirletici kaynakların zararlarını önlemenin en etkin yolu bu kaynağı ortadan kaldırmaktır. Ancak endüstrilerimiz gibi ekonomi için hayati önemi olan yapıların atıklarını, çevreye zarar vermeyecek yerleşimler ve arıtma gibi çözümlerle halletmeye çalışmak makul bir çaredir. Evsel atık suların çeşitli arıtma kademeleri uygulanarak veya arıtmadan denize deşarjı konusu son yıllarda başvurulan çözümler-den birisidir. Ekonomiye katkısı olan turizm balıkçılık ve su ürünleri, ulaşım ve kıyı yapıları gibi konular diğer konuşmacılar tarafından kapsamlı olarak ele alınacağından burada kısaca değinilecektir.

Ege denizi, Türkiye ve Yunanistan’ın çevrelediği karasal kıyılarıyla, adalar birlikte bir bütün olarak düşünülmeli ve kirlilik sorunu bu düşünceden hareketle ele alınmalıdır. Çözümlerde işbirliği yapılmadan uygulanan bağımsız çarelerin etkinliği, temiz bir Ege sonucu için yeterli sayılamaz.

2. TURİZM, ULAŞIM VE SU ÜRÜNLERİ AÇISINDAN KİRLENME SORUNLARI

2.1. Turizm

Kıyı şeridimizin en önemli turistik bölgeleri Ege ve Akdeniz kıyılarında özellikle İzmirden Mersin’e kadar olan kesimdedir. Bu bölgelerde, bir yıl boyunca denize girilebilen süre oldukça uzundur. Mevsimsel şartların yarattığı bu doğal kolaylığa, denize girmek için müsait kesimlerin bolluğu ile birleşerek büyük bir turizm potansiyeli yaratmaktadır.

Yörenin güzelliği herkesçe bilinir. Köyceğiz, Marmaris, Bodrum, Fethiye, Ölüdeniz, Datça, Antalya gibi saymakla bitmeyecek kadar çok turistik yörelerimiz mevcuttur.

Ancak önemli olan bu güzellikleri, bu ekonomik potansiyeli insan eliyle yok etmemektir. Bu amaçla titizlikle korunması, kirliliği önleyici tedbirlerin alınması gerekir.

Dalaman hava alanı ve Antalya hava alanı bu turistik potansiyelin etkinliğini arttıran önemli ulaşım olanakları yaratmıştır.

Araştırmacı Gusto’nun Akdeniz’de kıyısı olan ülkeler içinde en az kirletilmiş sahillerin Türkiye’ye ait olduğunu ortaya koyması sevindiricidir. Kıyılarımıza göre çok daha kirli olan İspanya, İtalya, Fransa gibi ülkelerin turist sayıları yanında ülkemizi ziyaret eden turistlerin azlığı ilgi çekicidir. Örneğin İspanya’ya yılda 40 milyon turist akın ederken ülkemize 1,5 milyon turistin gelişi, turistik potansiyelimizin tam olarak değerlendirilemediğinin açık bir göstergesidir.

Plajlardan denize girme dışında yat turizmine olanak tanıyan Ayvalık, Çeşme, Kuşadası, Bodrum, Marmaris gibi beldelerimizde yat limanlarımız mevcuttur.

Kıyılarımızdan daha kirli sahillere koşan turistlerin, buralardan birgün bıkıp ülkemize gelmeleri ve evlatlarımıza iyi bir miras ve ekonomik bir kaynak bırakabilmek için kıyılarımız kirlenmeye karşı korunmalıdır.

Kirlenmeyi önlemek için yapılan masraflar ekonomik bir yatırım olarak düşünülmelidir.

2.2. Ulaşım

Ege Bölgesi, Ülkemiz için başta İzmir olmak üzere birçok beldesindeki ulaşım yapılarıyla, ekonomik önemi haizdir. İzmir limanı ithalat ve özellikle ihracat açısından ülkemizin en önemli limanlarından biridir.

Ege Bölgesi kıyılarında yukarıda belirtilen yat limanlarının yansıra çeşitli balıkçı limanları, feribot yanaşma yeri, rıhtım, balıkçı liman ve barınaklar, iskeleler ve limanlar yer almaktadır.

Bunlar içinden örnek olmak üzere Aliağa’da PETKİM Limanı, rafineri iskelesi, Foça’da Hacılarkırı askeri limanı, Metaş İskelesi, Ege Gübre İskelesi ve inşaatı devam eden İzmir Demir Çelik İskelesi, Göcek’te Etibank’ın yükleme rıhtımları sayılabilir. (Şekil-1) Bunların dışında Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Limanlar İnşaatı İzmir Bölge Müdürlüğü tarafından yapılan çeşitli deniz yapıları mevcuttur.

Esasen bu rıhtımlar ülkemizde endüstri, balıkçılık ve genelde bu yörenin tarihteki olgusuna uygun olarak teşvik edildiğinin güzel bir belirtisidir.

2.3. Balıkçılık ve Su Ürünleri

Doğal balıkç1114,Ege bölgesi için diğer bölgeler ile kıyaslanınca bir önem arz etmez. Türkiye’deki doğal balıkçılığın % 10’u Ege bölgesinde yapılmaktadır. Ege de önemi olan balıkçılık türü dalyancılıktır. Dalyancılık için Ege kıyılarının girintili çıkıntılı kıyı yapısı elverişli bir ortam yaratmaktadır. Lagünler bir boğazla açık denize bağlantılı ve balıklar için elverişli bir yaşam ortamıdır. Bu tip dalyanlar doğal yapısı itibariyle en çok Ege’de bulunmaktadır. Akdeniz ve Marmara kıyılarında azdır. Dalyanlarda karadan gelen tatlı su, tuzlu su ile karışmaktadır. Tatlı su beraberinde taşıdığı fitoplankton ve zooplanktonlarla burada yaşayan balık ve diğer canlı türleri için önemli bir besin kaynağı olmakta ve su ürünlerinin artmasına önemli katkıda bulunmaktadır.

Şekil 1: Ege kıyılarındaki deniz yapıları

Doğanın bahşettiği bu doğal ekonomik kaynak insan eliyle yapılan kirliliklerle yok edilme yolundadır.

Eskiden Karşıyaka kıyılarında balıkçılar tarafından toplanarak balık yemi olarak kullanılan bir tür denizkestanesine şimdi ancak açık denizde ve dış körfezde rastlanabilmektedir.

İzmir körfezindeki kirliliğin denizyıldızları üzerindeki etkisinin incelendiği bir çalışmada (ÜNSAL S. 1984), İç körfezde azalan türler vurgulanmaktadır. 1970’lerde iç körfezde bulunan pek çok denizyıldızı türü yok olmuş durumdadır. Bu durum (Şekil-2) ve (Şekil-3)’de açıkça görülmektedir.

İzmir Körfezinde evsel ve endüstriyel atıkların neden olduğu kirlenmenin fiziko-kimyasal ve biyolojik etkilerini konu alan bir çalışmada (GELDİAY, R.; KOCATAŞ- A.,) İç körfezden dış körfeze doğru tür sayısı azalmaları açık bir biçimde ortaya konulmaktadır. Dış körfezde 77 ye varan yumuşakça türü iç körfezde 9 türe kadar düşmektedir.

Bölüm 3.2’de verilen Biyokimyasal Oksijen ihtiyacı ve çözünmüş oksijen haritaları sözü edilen kirlilik etkilerine paralellik göstermektedir.

İç körfezin daha kirli olduğu bu parametrelerle vurgulanmaktadır.

3- SU KOKENLİ ÇEVRE KIRLENMESI KAYNAKLARI, SORUNLAR VE YAPILANLAR

3.1. Suların kirlenmesi ve doğal arıtma kapasiteleri

Evsel kullanılmış sular ve endüstri atık sularının boşaltım olanaklarından yüzeysel sula4 doğal bir arıtma kapasitesine sahiptir. Bu doğal arıtma sudaki bazı mikroorganizmaların, yine suda mevcut oksijeni kullanarak kirlilikleri, stabil ürünlere dönüştürmesinden kaynaklanmaktadır. Doğal arıtma kapasitesi’, yüzeysel sudaki bazı kalite parametrelerini (örneğin çözünmüş oksijeni) çeşitli kullanım amaçlarına göre belirlenen sınır değerlerin altına indirmeyecek miktardaki kirlilik olarak tanımlanabilir. Doğal arıtma kapasitesini aşan kirlilik yüklemeleri, yüzeysel suların doğal dengelerini bozmakta tekrar eski haline dönme ise çok zorlaşmaktadır.

Şekil 2: 1969-1973 arasında İzmir Körfezinde denizyıldızlarının dağılımı

Şekil 3: 1984 yılında İzmir Körfezinde denizyıldızlarının dağılımı

Örneğin teorik olarak nehre boşaltılan bir kirlilik nehir doğal kapasitesi ile tüketildikten sonra, tekrar orijinal çözünmüş oksijen konsantrasyonu seviyelerinin gözlenmesi beklenir. (Şekil-4) Ancak Avrupa’da yapılan pek çok çalışmada kirletilen hiç bir nehrin, kirletme durumu ortadan kaldırılınca bile tekrar orijinal oksijen konsantrasyonu seviyelerine dönmediği kaydedilmiştir. Sebebi henüz açıklanmayan bu sonucun körfezlerde de ortaya çıkması beklenebilir.

Doğal kapasitenin üzerindeki yükler, oksijensiz ortamdaki biyolojik indirgeme hızının çok düşük olması nedeniyle, olduğu gibi, akıntısı yetersiz körfezler ve göllerde biriktirilerek deşarjların ortadan kaldırılması halinde tekrar orijinal temiz duruma dönüş zamanını uzatmaktadır.

Biyolojik olarak çok az veya hiç bozuşturulamayan kirlilikler ise (bazı pestisidler, bazı endüstri atık suları petrol, zehirli bileşikler) devamlı biriktirilmektedir. Sulardaki organizmalarda çeşitli seviyelerde biriktirilen maddelerin bazıları, su ürünleri yoluyla insanlara geçmektedir. Japonya’da Agaro nehrine verilen cıva metil bileşikleri balıklarda cıva biri-kimine ve 1956 yılında da Minamata körfezinde cıva zehirlenmesine neden olmuştur.

Kirletilmiş, ekolojik dengesi bozulmuş sular estetik, koku gibi sorunlardan başlayarak su içinde yaşayan canlılar başta olmak üzere insanlara kadar uzanan ölümlere neden olabilmektedir.

Kirletilmiş yüzeysel sulara özellikle körfezlere kirlilik boşaltımlarının mümkün olduğu kadar azaltılması hatta durdurulması şarttır. Henüz kirletilmemiş sulardan aynı tehlikelere maruz kalmamak için boşaltımdan önce yeterli seviyelerde arıtma, kaçınılmaması gereken çözümlerden birisi olarak ortaya çıkmaktadır.

3.2. Körfezin Kirlilik Kaynakları

3.2.1. Ege denizine akarsular ve kullanılmış sularla gelen kirlilikler.

Ege bölgesinde kıyı şeridindeki yerleşimler doğrudan, denize dökülen akarsuların kenarında bulunan yerleşim bölgeleri de bu akarsularla dolaylı olarak denizin kirletilmesine neden olmaktadır.

Şekil 4: Kaşık eğrisi (Atık deşarjından sonra çözünmüş oksijen konsantrasyonunun değişimi)

Ortaya çıkan kirliliğin nedenlerinden birisi kıyı kullanımında, yapılmış planlamalara uyulmamasıdır. İmar ve İskân Bakanlığı Planlama ve İmar Genel Müdürlüğü, Planlama ve İmar yönünden dengeli kentleşmeyi ve düzenli kentsel yerleşmeyi, ayrıca tarihi, turistik yerler ile kıyılardaki yerleşme ve gelişmelerin yasalara ve kamu yararına uygun olmalarını, afet bölgelerindeki yeni yerleşmelerin de düzenli olmasını sağlamak amacıyla kurulmuştur. Sözü edilen Genel Müdürlüğün Bölge Planlama Dairesi tarafından hazırlatılmış ve hazırlatılmakta olan 1/25.000 ölçekli çevre düzeni çalışmaları mevcuttur. Bunlara örnek olarak Eceabat, Çanakkale, Edremit, Burhaniye, Ayvalık, Dikili, Çeşme, Seferihisar, Bodrum, Datça, Gökova, Marmaris, Köyceğiz, Fethiye, Kaş, Antalya gibi birçok belde sayılabilir. (CUMHURİYETİN 60. YILINDA IMAR VE İSKAN BAKANLIĞI, 1983) Şekil 5’de Ege kıyılarındaki 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planlama çalışmaları yapılan yöreler görülmektedir.

Kıyı kullanımında, kaçak yapılarla ortaya çıkan ve kirletici kaynak yaratımı olan bu sorunun çözümü, kaçak yapıların inşaatının önlenmesi kontrol ve denetim meselesi olarak belirmektedir. Kontrol görevi Bayındırlık ve İskân Bakanlığı ile Belediyelerin yetkililerince sağlanacak-tır. Ancak, gerek kontrol eden kişi sayısı ve gereçlerdeki niteliksel ve niceliksel yetersizlikler, sorunun önlenmesinde çözülmesi gereken önemli problemlerden birisi olarak ortaya çıkmaktadır.

Yukarıda sözü edilen kaçak kullanımın yanı sıra sorun bazen sanayi teşvik amacıyla yanlış yerler için verilen yerleşme izniyle daha da artmaktadır. Batıda ve pek çok ülkede evsel ve bilhassa endüstriyel yerleşim planlanırken, bu birimlerin atıklarının çevreye yapacakları kirliliklerin etüdü yapılarak etkileri dikkate alınır. Sanayiyi teşvik için izin verilecek sanayi yerleşim bölgelerinin ülkemizde de havza planlamaları çerçevesinde, kirletici etkileri de dikkate alınarak, belirlenmesi ve uygulanması gerekir. Bu seçimde sanayinin cinsi, diğer atıkları yanı sıra özellikle atıksı karakteristikleri ile birlikte yerleşim bölgesinin ve akarsularının kullanım amaçları ve kullanım potansiyeli birlikte değerlendirilmelidir. Örneğin, sulama amacıyla kullanılacak bir nehrin üst bölgelerinde tarıma zararlı kimyasal atıklar üreten bir endüstrinin yerleşimi yanlış bir seçimdir. Bununla endüstrileşmenin mümkün olduğu kadar yasaklanması, kısıtlanması gerektiği kastedilmemektedir. Endüstriler de ülkemiz için hayati önemi olan ihtiyaçlardır. Endüstrilerin yerleşimini teşvik etmek, ama bununla birlikte diğer üretim kaynaklarını doğayı korumak gerekir. Problemin çözümü endüstrileri keyfi, rastgele yerlerde oluşturmak yerine zararlı olmayacağı yerlere yöneltmek olabilir.

Şekil 5: Ege kıyılarında çevre düzeni planlama çalışmaları

Denizleri kirletme endişesi ile bu bölgede endüstriyel gelişimi kısıtlamaya çalışmak tutarsız bir davranıştır. Akdeniz’deki karasal kaynaklı kirliliklerin incelendiği UNESCO ve WHO gibi kuruluşların desteklediği bir çalışmada (UNU, 1984) Akdeniz’de kıyısı olan ülkelerin, Akdeniz’e kirlilik veren endüstrilerini gösteren harita Türkiye’nin bu konuda ne kadar az kirlenmeye neden olduğunun açık bir delilidir. (Şekil-6)

Aynı çalışmada ülkemiz kıyılarının Akdeniz kirliliğindeki payının azlığını gösteren diğer üç önemli Parametrenin dağılımı, Şekil 7, Şekil 8, Şekil 9 da görülmektedir.

Bu şekillerde Ege denizi için verilen kirlilik yüklerinin tamamının ülkemizden kaynaklanmadığını, Yunanistan’ın önemli katkısının göz önünde tutulması gerektiğinin hatırlatılmasında yarar vardır.

Verilen haritalarda nehirlerle, Ege denizine taşınan kirliliğe dikkati çekmek gerekir. Çünkü kıyıdan içeride olan bölgeler de akarsulara boşalttıkları atıklarla körfez kirliliklerini arttırmaktadır. Bu nedenle sorun sadece kıyıların kontrolü ile çözülemez.

Ege denizinde kirliliğe neden olan kıyısal yerleşim bölgelerimizin evsel ve endüstriyel kökenli kaynakları Şekil 10 da görülmektedir. Bu haritaya göre evsel kaynaklı kirleticiler sayı olarak çok görünmektedir. Sintine sularının neden olduğu kirlilik ve zeytinyağı fabrikalarının sayısal çokluğu dikkati çekmektedir. Ancak gerçek kirlilik değerlendirmesi kirlilik yükü olarak göz önüne alınmalıdır. Bazen bir tek fabrikanın bir kasabaya eşdeğer kirliliklere neden olacağı dikkatlerden uzak tutulmamalıdır.

Ege denizi kirletici kaynaklar arasında İzmir körfezinin kirletici kaynakları önemli bir yere sahiptir. Körfez 3 milyona yakın eşdeğer nüfusa tekabül eden atık su ile kirletilmektedir. Bu kirlenmede kentte yaşayanların yanında hızla gelişen sanayi önemli bir yer almaktadır. Bunlar 98 adet kanalizasyon ağzı ve 10 adet kirletilmiş dere şeklinde körfeze akıtılmakta olup kirlenme bilhassa iç körfezde korkunç boyutlardadır.

Körfezin 1977-1980 yılları arasındaki evsel kökenli organik yükleri tablo 1 de verilmiştir. (TARIM VE ORMAN BAKANLIĞI, 1983)

Şekil 6: Akdeniz kıyı şeridi boyunca önemli endüstri tesisleri yerleşimleri

Şekil 7: Akdeniz’e verilen BOİ yüklerinin bölgesel dağılımı.

Şekil 8: Akdeniz’e verilen Azot yüklerinin bölgesel dağılımı.

Şekil 7: Akdeniz’e verilen Fosfor yüklerinin bölgesel dağılımı.

Şekil 10: Ege kıyısındaki evsel ve endüstriyel kirlilik kaynakları

Tablo 1- İzmir Körfezine 1977-1980 yılları arasında gelen organik yük.

YılKörfez Çevresindeki Toplam NüfusBOİ5 (g/kişi/gün)Toplam Organik Yük (ton/gün)
19771.054.8706063.3
19781.122.2006067.3
19791.198.8006071.6
19801.270.0006076.2

Körfezdeki BOI ve DO dağılımları Şekil 11 ve Şekil 12 de gösterilmiştir. Bu iki haritada verilen değerler iç körfezdeki kirlenmeyi açıkça vurgulamaktadır. Bu değerler canlı yaşamında dış körfezden iç körfeze doğru olan azalma ile büyük bir paralellik arz etmektedir.

Akarsulara atık deşarjı, endüstri ve sulamadan dönen drenaj suları kadar evsel kullanılmış sular şeklinde de olabilir. Evsel kullanılmış suların bir kanalizasyon şebekesi ile toplanması modern kentleşmenin bir parçasıdır. Nüfus yoğunluğunun çok az ve yeraltı suyunun kirlenmesinin bir problem olmadığı durumlarda fosseptik çözüm gibi görünebilir. Ancak çok sakıncalı uygulamalar da göz ardı edilemez. Ege Bölgesi belediyelerinden birisindeki yetkilinin ifadesine göre, fosseptik çukurunun içine döşenmiş içme suyu dağıtım borularına rastlanmıştır. Gözlenen nüfus artışı da gerçek çözümün, kanalizasyon şebekelerinin inşaatı olacağını göstermektedir.

Kentlerimizde plansız gelişme ve alt yapı eksikliğinin sonucu ile ortaya çıkan çevre sorunları kentlerde yaşana bilirliği azaltan, çözümü mahalli belediyelerin imkanlarının çok üstünde ve Devlete milyarlara mal olacağı için dar boğazlara neden olan ve çözüm bekleyen acil bir sorundur.

Türkiye’nin en gelişmiş, tarım ve sanayi bakımından olduğu kadar turistik cepheden büyük önem arz eden Ege bölgesinde alt yapı tesisleri yetersizdir. Çevre sağlığı yönünden çok önemli bir konu olan kanalizasyon, tesislerine bölgede gerekli önem verilmemiş olduğundan belediyelerin halkın sağlığı yönünden en önemli sorunlarından birisidir.

Bölgede, 1974 yılında Aydın, Manisa, Muğla, İzmir ve Denizli illerinde yapılan bir araştırmaya göre (Yazıcı K. Dalgıç H. 1974) belediyelerin % 12’sinin kanalizasyonu var, % 50’sinin yok ve % 38’inin ise yetersiz olduğunu, ortaya koymuştur. Bu araştırmanın sonuçları tablo 2 de verilmiştir.

Şekil 11: İzmir Körfezinde BOİ5 miktarı (mg/l)

Tablo 2: 1974 yılında Ege Bölgesi İllerinde Kanalizasyon Durumu.

İlin AdıKanalizasyonu Olmayan Belediyeler       %Kanalizasyonu Yetersiz Olan Belediyeler                %Kanalizasyonu İnşa Halinde Olan Belediyeler                %Kanalizasyonu Olan Belediyeler                 %
Aydın434566
Denizli6733
İzmir4454
Manisa5545
Muğla632611

Aradan geçen on sene içerisinde kaydedilen gelişmeleri ve ilerisi için umut verici olan planlamaları göstermesi açısından aşağıdaki tablo ilginçtir. Tablo 3 de 1984 yılında Ege bölgesinin durumu verilmiştir.

Tablo 3- Ege Kıyısında bazı beldelerin kanalizasyon durumları (1984)

YokProjesi Varİnşaatı Devam EdiyorVar
Ayvalık  +
Dikili  +
Aliağa+  
Foça+  
Çeşme + (Avan) 
Izmir ++
Kuşadası  +
Bodrum + 
Marmaris + 
Datça+  
Köyceğiz + 
Fethiye  +

3.2.3. Petrol taşıması ve boşaltımı ile neden olunan kirlilik.

Buraya kadar belirtilen çeşitli kirleticilerin yanı sıra Ege’de tankerlerin sintine suyu boşaltımı büyük bir kirletici kaynaktır.

Ege denizinden bir yılda taşınan 150 milyon ton petrolün bir kısmı ulaşım esnasında yok olmaktadır. Dünya standartlarına göre % 1’inin taşıma esnasında kaybolduğu düşünülürse yılda 1,5 milyon ton civarında petrol sadece taşıma sırasında denize dökülmektedir. Son yıllarda Aliağa’da petrol boşaltılması sırasında veya körfezde petrol iki defa denize dökülmüş ve 600 ton petrol etrafa yayılmıştır. Bir birim petrol artığının 40.000 birim deniz suyunu kirlettiği dikkate alınırsa kirlenmenin korkunç boyutları ortaya çıkar. Yukarıda sayılan örneklere birkaç yıl önce körfeze dökülen 30 ton nafta türünün etkisi ilave edilebilir.

Bütün bu zararlar, denetim yetersizliği nedeniyle devam edecektir. Çünkü Çevre yasası olmasına rağmen, yönetmelikler çıkmadığı için halen uygulamaya geçilememektedir. Mevcut yasalar ise konuyla bir bütün olarak ilgilenmemekte hatta bazen mevcut denetim organlarının ilgi alanları dışına düşmekte ya da çok yetersiz cezai müeyyideler ön görülmektedir. Aliağa Belediyesi yalnız körfez kıyısına karışabilmektedir. Liman dairesi ise 18.000 lira gibi çok küçük olan para cezası uygulayabilmektedir.

3.3. Kullanılmış Su Kirletimine Karşı Yapılan Çalışmalar 

3.3.1. Deniz deşarjı projeleri ve uygulamaları.

Bölgemizde turistik potansiyeli haiz beldelerden Köyceğiz, Fethiye ve Marmaris için Ege Üniversitesi İnşaat Fakültesi, İnşaat ve Çevre Mühendisliği Bölümleri tarafından İller Bankası için deniz deşarjı ve kirlilik etüdü ile arıtma tesisi projeleri hazırlanmıştır. Yine turistik kentlerimizden birisi olan Bodrum için : . İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından hazırlanmış bir deniz deşarjı projesi mevcuttur.

Bunların dışında Dikili, Çeşme, Kuşadası deniz deşarjı projeleri için çeşitli kuruluşlarca sürdürülen çalışmalar devam etmektedir.

Deniz deşarj hattı ucundaki difüzerler (yayıltıcılar) aracılığı ile deniz ortamına yayılan kullanılmış suların kirlilik değerleri üç tür seyrelme sonunda denizde daha düşük kirlilik değerleri yaratır. Seyrelme atığın alıcı ortamda (denizde) bulunan büyük hacimdeki su ile yüksek orandaki karışımı ile sağlanır. Bu da çeşitli akım olayları ile yaratılır. Seyrelmede ilk etkin akım yaklaşık difüzördeki çıkış deliğinin çapının altı katı kadar mesafede oluşan “jet akımı” diye adlandırılan akımdır. Bu akım bölgesine de “akım oluşsa bölgesi” denir.

Deniz ortamından daha az yoğunluğa sahip olan atık, düşey yönde yüzeye doğru yönlenir. Bu hareket esnasında yayılan atık su ikinci bir seyrelmeye maruz kalır. Yoğunluğu yüzeye doğru azalan sularda bu hareket atık su yüzeye varmadan durur. Buna atığın tutsaklanması olayı denmektedir.

Daha sonra atık su denizdeki akıntılarla deşarj ucundan uzak bölgelerde dağıtılır. Atığın bu hareketi en kritik olarak kıyıda son bulur. Diğer bir deyişle kıyıya doğru olan akıntılar ele alınarak atığın kıyıya ulaşabilen kısmının alacağı konsantrasyon değerleri incelenir. (Şekil-13)

Seyrelmeler sonunda oluşan nihai kalite parametre değerleri, belirli sınırlarla verilen ve standart olarak tanımlanan değerlerle mukayese edilir. Standart konusu olan en önemli parametre koliform konsantrasyonudur.

Bu konsantrasyon 100 mililitre suda beklenen en muhtemel koliform sayısı olarak tariflenir. Ülkelere göre 10/100 ml ile 4000/100 ml arasında değişik değerler verilmektedir. Marmaris, Fethiye projelerinde 1000/100 ml standardı kullanılmıştır.

Standart konusu olan diğer parametreler arasında yağ yüzücü madde, pH, çözünmüş oksijen, biyokimyasal oksijen ihtiyacı, radyoaktivite, sıcaklık, toksik maddeler, bulanıklık, renk, koku, toplam azot ve fosfor sayılabilir. Deşarj sonrası tahkik edilmesi gereken kalite kriterlerinin, denizin kullanım amacına göre belirlenmesi gerektiği düşünülürse, deşarj hatlarının boyları genellikle 100 m ile 2 km arasında değişmekle birlikte bazen daha uzun hatların önerildiği görülmüştür.

Deniz deşarjı sonunda atıklar akıntılarla açık denize doğru taşına-bilmelidir. Kıyıya doğru olan akıntılar durumunda yeterli seyrelme sağlanabilmesi için boru boyunun uzun seçilmesi gereklidir. Boru boyunun kısa tutulması halinde kıyıdaki kalite kriterlerinin sağlanabilmesi ancak deşarjdan önce arıtmanın öngörülmesi ile mümkündür. İleri arıtma + kısa deşarj hattı veya

az arıtma + uzun deşarj hattı alternatifleri ortaya çıkmaktadır. Alternatiflerin en iyisinin bulunması ise bir optimizasyon problemidir.

Deniz deşarjı projeleri çözüm olarak değişik arıtma tesisleri ve teknik yönden önemli yapı farklılıklar ihtiva etmektedir. Ancak bir örnek olması bakımından Fethiye deniz deşarjı burada kısaca açıklanmıştır.

Şekil 13: Bir deniz deşarjı yapısının elemanları.

İller bankası için, 1982 yılında Ege üniversitesi İnşaat Fakültesi, inşaat ve Çevre Mühendisliği bölümleri tarafından yapılan Fethiye deniz deşarjı araştırma ve tatbikat projesi, daha önce Bankaca kabul edilmiş, kullanılmış su toplama projesi ve Gemile koyuna deşarj kararı, ön çalışmaları esas alınarak gerçekleştirilmiştir.

Kullanılmış su toplama projesi ile şehir merkezi sayılacak bir noktaya yerçekimi ile getirilmesi tasarlanan suların, basınçlı bir hat ile kıyıdan Gemile koyu civarına iletilmesi önerilmiş olup koya 500 m uzunluğunda bir tünelden serbest yüzeyli akış ile ulaşılmaktadır. Tünel çıkışı kıyıdan

65 metre mesafededir. Kıyıdan 20 m su derinliğine deniz içine 115 metre uzunluğunda $ 45 an lik bir deşarj hattı ile ulaşılmaktadır. Bu noktadan sonra, 51 m uzunluğundaki difuzör ile kullanılmış suların yayılması. sağlanacaktır.

Deşarj sonrası gerek Gemile koyu, gerekse komşu koylardaki etkinin ne olacağı kapsamlı olarak ele alınmıştır. Gemile ve komşu koyları açık denize bağlıdır. Yapılan ölçümler ve hesaplar ilk yıllarda hiç arıtma yapmadan deşarjın büyük sorun yaratmayacağını göstermiştir. Projede kirlenme durumunun, deşarj başlangıcından itibaren sürekli kontrolü öngörülmektedir. Bu kontrol programı, seçilen 9 noktada ilk bir ayda her gün 3 defa, bunu izleyen 6 ay içinde haftada bir defa yapılacak rüzgâr ve yüzey akıntısı yön ve hızları, KOI, N, P, koliform, sıcaklık ölçümlerini kapsamaktadır.

Bu ölçümlere göre, projede önerilmiş olan alternatif arıtma çözümlerinden birimine projeyi yaptıran kuruluşça karar verilecektir. Koyda tek kirlenme sorunu olarak koliform sayısı ortaya çıkarsa sürekli klorlama uygulaması ekonomik yönden uygun olduğu takdirde bir alternatif çözüm olarak düşünülebilir.

3.3.2. Arıtma tesisleri ve diğer çalışmalar

Deniz deşarjı projeleri dışında halen Dokuz Eylül üniversitesi, Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü tarafından yürütülmekte olan “Ayvalık ve Yöresi Zeytinyağı. Fabrikaları Atıklarının Toplanması ve Uzaklaştırılması Projesi” “Fethiye Ölüdeniz Kirlilik Araştırması Projesi” çevre sorunlarının yanında çözümüne ilişkin önemli çalışmalar arasında sayılabilecek sevindirici örneklerdir.

Arıtma tesisleri ile ilgili “Aliağa Petrol Ofisi Tesisleri Projesi” ve “Köyceğiz Atık Sularının Kimyasal Arıtma Projesi” yine Dokuz Eylül üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü tarafından hazırlanmıştır.

3.4. Su kökenli kirleticilere karşı uygulamaya konulan önlemler.

Küçük ve Münferit çözüm olarak Foça’da askeriye tarafından inşa ettirilen atıksu arıtma tesisi ve Kuşadası Nötestik Tatil Sitesi atık su arıtma tesisleri sayılabilir.

Bu kısımda yöre için önem arzeden İzmir örneği kısaca ele alınacaktır.

Daha önce 3.2. bölümünde kirletilişinin boyutları hakkında fikir verilmeye çalışılan İzmir körfezi için önlemler alınmaya başlanmıştır. Büyük kanal projesi 1982 yılında onaylanarak uygulamaya konulmuştur. Bu proje Izmir metropoliten alanı içinde oluşan tüm evsel ve endüstriyel sular bir kanalizasyon şebekesiyle toplamayı ve tüm körfez çevresini dolaşacak kuşaklama kanalı ile Çiğli’de inşa edilecek arıtma tesisine ulaştırmayı amaçlamaktadır. Arıtma tesisinden çıkan sular on iki km uzunluğunda bir kanala Gediz nehrine verilecektir. Arıtılmış sular için, ikinci bir alternatif olan Tuzladan denize deşarjdan vazgeçilmiştir.

İzmir Büyük Kanalizasyon tesisi İller Bankasının 1983 yılı yatırım programında, proje+şebeke+kollektör+arıtma tesisi 1982-1990 senelerine seri olarak 37 milyar lira proje toplamı ile yer almıştır.

Gerekli istimlakler yapılmış olup, körfez kirlenmesinin % 75’ini oluşturan Alsancak-Gümrük bölgesinden başlayarak Çiğli’de kurulacak arıtma tesisine kadar olan 26 km’lik ana kolektör, dört kısım halinde ihale edilmiştir.

Arıtma tesisinin yerinin kamulaştırma işlemleri tamamlanmasına rağmen, son günlerde arıtma tesisinin yerinin Maltepe köyüne doğru kaydırılması istenmektedir. Bu tür itirazlar kamu kuruluşları arasındaki kopuk ilişkinin pahalıya mal olan bir örneği olup zamanında yapılması gerekirdi. Gecikmenin neden olduğu yıllık maliyet artışı 2 milyar lira civarındadır.

Büyük kanal projesinin yaklaşık 1995 yılında tamamlanması beklenmektedir. Bu tarihten sonra körfeze gelen kirlilik yüklerinde önemli ölçüde bir azalma olacağı ve iç körfez’de bugün görülen yoğun kirlenmenin yerini bir iyileşme sürecine bırakacağı beklenmektedir.

3.5. Hava kirliliği ve katı artıklar nedeniyle oluşan körfez kirliliği.

Hava kirliliği ve buna neden olan gazlar yağışla tekrar doğrudan körfezlerimize veya akarsularla dolaylı olarak körfeze gelmektedir. örnek olarak SO2 gazının sülfat asidi olarak yüzeysel sularda önemli ekolojik denge sorunlarına yol açacağı gözden uzak tutulamaz.

İzmir kendi örneğinde sanayinin sebep olduğu hava kirliliği çimento fabrikaları, havagazı tesisleri, elektrik santralı, pirina ve zeytinyağı fabrikaları etken olmaktadır. Bu fabrikalar için uygun siklon, filtre vb. önleyici tekniklerin geliştirilmesi ve inşa edilmesi gereklidir. Bunlardan Batı Anadolu Çimento Fabrikasının hava kirliliğini önleme için yaptığı 600 milyon liralık harcama sevindirici ilk uygulamadır.

Ayrıca İzmir kent bütününde kömür ve yüksek kükürtlü fuel-oil’in ısınma amacıyla yakılması, ihmal edilemeyecek boyutlarda bir hava kirlenmesine neden olmaktadır.

Ülkemizde kıyı kirlenmesi yönünden çöplerin, katı artıkların da önemli etkileri bulunmaktadır. Evsel ve endüstriyel çöpler genellikle bir dere kenarına veya bir sel yatağına gelişi güzel düzensiz olarak atıldıklarından ve hiç bir önlem alınmadığından yağışlarla birlikte bu çöpler ya olduğu gibi veya yıkanarak çözünmüş kirlilik olarak denizlere kadar taşınmaktadır. Evsel çöpler daha çok organik kirliliğe neden olurken, endüstriyel katı artıklar toksik bir kirlenmeye neden olabilmektedirler. Özellikle endüstri-

yel sıvı artıklarının arıtılması sonucu ortaya çıkan çamurların düzenli olarak bertarafı gerekmektedir. Şayet bunlar diğer çöpler gibi gelişi güzel atılacak olursa, atık suyu arıtmak için yapılan masraflar boşa yapılmış olur. Çünkü kirlenme başka şekil ve yerde devam edecektir.

Kültür ve Turizm Bakanlığı adına Dokuz Eylül Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü tarafından hazırlanan bir etüt projesinin konusu kuş-adası kentindeki çöp sorunudur. Toplanan çöplerin çevreye zarar vermeden bertarafı için yakma kompostlaştırma ve düzenli depolama yöntemleri uygulanabilir.

Yapılan çalışma sonucu turistik yerleşimlerden toplanan çöplerin çok ıslak olduğu, bu nedenle yakma seçeneği uygun düşmediğinden en uygun çözümün geri kazanma ve kalan kısmında kompostlaştırılması olduğu ortaya konulmuştur. Bunun dışında düzenli bir depolama ile sızıntı suyu kontrol altına alınıp su kirlenmesinin önüne geçilmesi de en ucuz ve uygun yöntemi oluşturacaktır.

4. SONUÇLAR VE ÖNERİLER

Kentlerde plansız gelişme ve alt yapı eksikliği sonucu ortaya çıkan çevre sorunları çözüm bekleyen acil sorunlardır. Bunları çözmeye belediyelerin teknik ve mali imkanları yetmemektedir. Yasal düzenlemeler-le imkan yaratılmalıdır. Çevre sorunlarının çözümünde devlet etkin bir rol oynamalı, belediyeleri desteklemeli, yönlendirmeli ve halkın katılımı sağlanmalıdır.

Çevre Kanunu çıkmış olmasına rağmen yönetmeliklerin hazırlanması için tanınan bir yıllık süre de yönetmelikler hazırlanamamıştır. Bu nedenle kanun uygulamaya konulamadığından pek çok kirletici kaynağın zararları devam etmektedir. Mevcut yasalar da yetki sorumluluk sınırları açık olmadığından ya müdahale imkanı olmamakta, ya da çok düşük para cezaları etkili olamamaktadır.

Ülkemiz özellikle Ege Bölgesi hızlı bir sanayileşme içerisindedir. Bu sanayileşme kirlenmeyi beraberinde getirmektedir. Ülkemizin kalkınması ve çevre kirlenmesi arasında tercih yapılması gibi bir çözüme değil, ikisini birlikte dikkate alan çözümlerin aranması esastır.

Ege Bölgesi turistik bir potansiyele sahiptir. Bu potansiyel Dalaman ve Antalya hava alanları ile artmıştır. Bu potansiyelin mevcudiyetini koruyabilmesi için sularımızın kirletilmemesi gerekir.

Kirlenmenin önlenmesi için yapılan harcama ve giderlerin kirlenmeye yol açan gerçek ve tüzel kişiler tarafından karşılanması için “kirleten öder” prensibi uygulanmalıdır.

Kirliliğin önlenmesi için hazırlanmış projelerin biran önce uygulamaya konulması ve mali kaynakların yasal düzenlemelerle yaratılması gerekir. İzmir arıtma projesinde olduğu gibi değişik arıtma alternatifleri arayışı içinde olmak yerine, uygulamayı bir an önce bitirmek yerinde olacaktır.

Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethettikten sonra, Haliç sırtlarında koyun, kuzu, hayvan otlatılmasını bile yasaklamış; Allah’ın bahşettiği bu güzelliğin, bu yeşilliğin tahrip edilmemesini istemiştir.

Anayasamızda, “Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşın ödevidir” denilmektedir. Daha sağlıklı bir çevre için tüm kamu kuruluşlarına, üniversitelere, belediyelere, özel kuruluşlara, basın ve TRT’ye büyük görevler düşmektedir.

FAYDANILAN KAYNAKLAR

Geldiay R., Kocataş A.

İzmir Körfezinde Evsel ve Endüstriyel Atıkların Neden Olduğu Kirlenme; Fiziko-Kimyasal ve Biyolojik Etkileri, Bilim Birlik Başarı Dergisi, Yaşar Holding özel Yayını, Sayı 26, Izmir, 1980.

Cumhuriyetin 60.yılında İmar ve İskan Bakanlığı, İmar ve İskan Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1983.

Pollutants from Land-based sources in the Mediterranean, UNEP Regional Seas Reports and Studies No.32, UNEP, 1984.

İzmir Körfezi ve Çevresinde Deniz Kirlenmesinin Tespiti Üzerindeki Araştırma Projesi Ön Raporu, Tarım ve Orman Bakanlığı, İzmir Su Ürünleri Bölge Müdürlüğü, 1983.

Yazıcı K, Dalgıç H,

Ege Bölgesi Kasabalarında Nüfus Hareketleri İçme Suyu Kanalizasyon Durumları Hakkında Bir Araştırma, Diploma Projesi, (Yön: Doç. Dr. A. Samsunlu), Ege Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Buca Mühendislik ve Mimarlık Yüksek Okulu, İzmir, 1974.

Ege Denizi Kıyılarındaki Bazı Beldelerin Kanalizasyon Durumları hakkında kişisel görüşme, 1984.

Fethiye Deniz Deşarjı Araştırma ve Tatbikat Projesi, Ege Üniversitesi, İnşaat Fakültesi, İnşaat ve Çevre Mühendisliği Bölümleri, İzmir, 1982.

Ayvalık Zeytinyağı Tesisleri Atık Sularının Çevre yönünden zarar-siz hale getirilmesi projesi nihai raporu, Dokuz Eylül Üniversitesi, Mühendislik-Mimarlık Fakültesi, Çevre Mühendisliği Bölümü, İzmir, 1984.

Ölüdeniz (Fethiye) kirlilik Etüdü proje çalışmaları, Dokuz Eylül Üniversitesi, Mühendislik-Mimarlık Fakültesi, Çevre Mühendisliği Bölümü, İzmir, 1985.

İzmir Aliağa Petrol Ofisi Tesisleri Atıksu Arıtma Sistemi Araştırma ve Tatbikat Projesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Mühendislik-Mimarlık Fakültesi, Çevre Mühendisliği Bölümü, İzmir, 1984.

İzmir Kanalizasyon Projesi Ana Plan ve Olabilirlik Raporu, Cilt I-II-III, iller Bankası Yayını, Ankara, 1979.

Leave a Comment.