BÜYÜKŞEHİR VE ÇEVRE SORUNLARI / NÜFUS, ŞEHİRLEŞME, ÇEVRE VE İSTANBUL ÖRNEĞİ

Yeni Türkiye Dergisi, Mayıs 1995, sf: 548-552,

Hasan Cemal Güzel tarafından bir kitap haline getirilerek yayınlanmıştır.

Prof. Dr. Ahmet Samsunlu

İstanbul Teknik Üniversitesi / Çevre Mühendisliği Bölümü, Bayındırlık ve İskân Eski Bakanı

Çevre

Çevre, insan ve canlıların yaşam boyunca ilişkilerini sürdürdüğü ortam olarak tariflenmektedir Doğada canlıların kendi aralarında ve fiziksel çevreleri ile ilişkileri sağlıklı bir gelişmeye izin veriyorsa, doğal denge sağlanmış demektir. Aksine bir durum, dengenin bozulduğunu göstermektedir. Doğal denge pek ok unsurun uyumlu yaşamasıyla oluşan bir incire benzetilebilir. Bu zinciri oluşturan canlı ve cansız varlıklardan bir halkanın bozulması, doğal dengeyi olumsuz yönde etkiler. İşte için de bulunduğumuz yüzyılda insan eliyle yapılan faaliyetler bu dengeyi bozmaya, halkalan kopartmaya başlamıştır.

Esasen çevre sorunları sadece 20. yüzyılın getirdiği bir olay değildir. Daha önceleri de mevcut olmasına rağmen, bugün çevre sorunu olarak ele alman unsurlar, doğal dengeyi bozacak büyüklükte olmamıştır. Özellikle içinde bulunduğumuz yüzyılda hızlı nüfus artışı, her geçen gün ilerleyen teknoloji ve endüstrileşmeye paralel olarak çevre kirliliğinin boyutları doğanın kaldırabileceği düzeyi aşmış ve çevre sorunları günümüzün en çok konuşulan konularından biri haline gelmiştir.

Ayrıca tüm dünya üzerindeki insanların gün geçtikçe artan bir hızla sanayileşme çabaları ve kırsal yaşamdan şehirleşme sürecine geçiş, önceleri pek önem verilmemesine rağmen son yıllarda insanlığı tehdit edecek ciddi boyutlarda çevre kirlenmesine yol açmıştır ve kirlenme hızla artmaktadır.

Nüfus

Dünya nüfusu 1800’de 990 milyon iken, 1900’de 1 milyara, 1960’da 3,3 milyara yüksel miştir. 2000 yılında 6,4 milyara bulacağı ve ortalama yıllık nüfus artışının 100 milyon civarında olacağı tahmin edilmektedir Artan nüfusun % 90’ırun gelişmekte olan ülkelerde meydana çıkacağı beklenmektedir. Bu durum, gelişmekte olan ülkelerdeki mevcut çevre sorunlarını daha çözülmez hale getirecektir. Bu ülkelerin şehirlerinin ve köylerinin büyük bir çoğunluğunda içme suyu tesisi ve kanalizasyon sistemi bulunmamaktadır. Yaklaşık olarak nüfusun yarısına bu hizmetler verilememektedir. 19801i yıllarda Birleşmiş Milletler bu sorunlara çözüm getirebilmek için “Su Temini ve Kanalizasyon On Yılı Programını başlatmıştır. Bu program çerçevesinde 1,3 milyar nüfusa içme suyu temin edilmiş ve 750 milyon nüfusa kanalizasyon hizmeti sağlanmıştır. Bu hizmetlerin çoğunluğu gelişmekte olan ülkelerin kırsal yerleşimlerine verilmiştir. Bu tesislerin önemli bir kısmı çalıştml2m2m2lctadır. Su ile bulaşan hastalıkları, sanayileşmiş zengin ülkelerde tamamen kontrol altına alınmasına rağmen, Güney Amerika, Afrika ve Asya’nın fakir ülkelerinde bebek ölümü, çocuk felci, kolera gibi hastalıklar halen halk sağlığını tehdit etmektedir.

Türkiye’nin Durumu

Türkiye’nin nüfus değişimin incelediğimizde 1927’de 13 milyon olan nüfusumuzun şu anda 60 milyonu geçtiği görülmektedir. 2000 yılında ise 70milyar; civarında olacağı tahmin edilmektedir: Ayrıca ülkemizde 1950’den beri hah bir şehirleşme olgusu yaşanmaktadır. 1950’de şehirlerde yaşayan nüfus % 25 iken 1990 yılında yo 581e yükselmiş 2000 yılında ise % 70 olacağı belirlenmiştir. 1985 yılında şehirlerde 25 milyon kişi yaşarken 2000 yılında bu rakamın 45 milyona yükselmesi beklenmektedir. Yeniden şehirleşecek 20 milyon insanın büyük çoğunluğu, yaklaşık %75’inin nüfusu 100000’i geçecek 65 büyükşehir de yaşayacaktır. Son 30 yılda şehirlerde yıllık nüfus artışı hızı bu değerden daha düşük, % 2,3 olmuştur. Şehirleşmenin büyük şehirlerde yığılma şeklinde olduğu dikkati çekmektedir. Bugün şehirlerde yaşayan nüfusun hemen hemen yarısı İstanbul, Ankara, İzmir gibi üç büyük şehirde toplanmıştır.

Ülkemizde bugün 3000 civarında belediye bulunmaktadır. Bu beldelerden büyük bir çoğunluğunun nüfusu 10000’in altındadır. Hemen her gelişmekte olan ülkede gözlenen iç göç hareketi memleketimizde de vardır. Bu göç, kırsal kesimin iş bulma imkanlarının en çok olduğu şehirlere doğru olmaktadır. Bu durum ise göç olan şehirlerin hızla fakat plansız ve sağlıksız büyümelerine yol açmaktadır. Büyük şehirler yaşanmaz hale gelmekte, hatta İstanbul’da olduğu gibi şehirler köyleşmektedir. Özellikle büyük şehirlerde aşağıda belirtilen önemli sorunlar ortaya çıkmaktadır:

  • Teşkilatlanma ve hukuki sorunlar
  • İmar planlarının hazırlanması
  • Arsa temini sorunu
  • Konut sorunu
  • Ulaşım sorunu
  • Altyapı sorunu
  • Çevre sorunu

Bu göçü, bu hızlı nüfus artışını karşılayacak altyapının var olmaması, bu şekilde yeterli su, kanalizasyon, arıtma, düzenli katı atık sistemlerinin olmayışı, barınma ve istihdam ihtiyaçların karşılanamayışı büyükşehirleri refah merkezleri değil sorun Merkezleri haline dönüştürmüştür.

İstanbul’un Durumu

Büyük şehirlerin göçten ne şekilde etkilendiklerini gözler önüne serebilmek için aşağıda nüfusu 10 milyonu geçen ağır sorunlarla karşı karşıya bulunan İstanbul şehrinin durumu ortaya konularak, aşırı şehirleşmenin getirdiği problemlere dikkat çekilecektir;

  • İstanbul’da oluşan evsel kirli suların ve endüstriyel kullanılmış suların büyük miktarı doğrudan doğruya ve ya dereler vasıtasıyla Haliç’e, İstanbul Boğazı’na ve Marmara Denizi’ne akmaktadır. Haliç kokmakta olup, Marmara Denizi’nin kirliliği her geçen gün daha da artmaktadır Batılıların “Altın Boynuz” dedikleri Haliç, projelerin zamanında tamamlanamaması nedeniyle çamur deryası haline gelmiş ve adalar oluşmuştur. İstanbul’u çevreleyen denizlerin kirlenmesinde Tuna Nehri’nin getirdiği önemli miktardaki kirlilik yükününde tesiri bulunmaktadır.
  • Gelişmiş ülkelerde fiziksel, biyolojik ve ileri arıtma kademelerinde tam bir arıtma gören pis sular % 90 seviyesinde aranırken, bu oran İstanbul’da sıfırdır. Yalnızca, Yenikapı ön arıtma tesisinde şehrin pis suyunun % 20’si ızgara ve kum tutucudan geçirilerek kısmi bir fiziksel aramaya tabi tutulduktan sonra Ahırkapı civanda 1800 metre uzaklıkta, 60 metre derinlikten denize deşarj edilmektedir Bu sistemin Marmara Denizi’ni kirlettiği belirtilmektedir.
  • 1966 yılında inşa edilen, fiziksel ve biyolojik arıtma kademelerini ihtiva eden Ataköy amma tesisi iyi işletilemediği ve bakımsız kaldığı için kısa sürede devreden çıkmıştır. Bu tesis iki yıldan beri onarılmakta olup, en kısa sürede işletmeye alınacaktır.
  • Tüm arıtma kademelerini içeren Tuzla ve Küçükçekmece arıtma tesisleri inşa halindedir. 2000’li yıllara doğru bu tesislerin devreye girmesi ile deniz kirlenmesinde dikkati çeken bir düzelme sağlanabilecektir.
  • Endüstri tesislerinin suları, gelişmiş ülkelerde % 8090 nispetinde arıtılırken, bu oran İstanbul’da %2030 civarındadır. Birçok sanayi kuruluşu içme suyu kaynağı olarak kullanılan gölleri, barajları, dereleri, Haliç’i ve de nehri kirletmektedir.
  • İstanbul’un günde 2,5 milyon m3 su ihtiyacı bulunduğu halde, günlük verilen maksimum miktarı 1,4 milyon m3, kurak yıllarda ise 0,8 milyon m3 mertebesindedir. Verilen suyun % 3040’ı şebekelerin eski ve bakımsız oluşu nedeniyle kayıp olmaktadır. 7000 kilo metre su borusunun yenilenmesi gerekmektedir. İstanbul’da kişi başına günde 250 litre su verilmesi öngörülmemiş olmasına rağmen ancak 50 litre su verilebilmektedir. Gecekondu bölgelerinin büyük bir çoğunluğunda içme suyu şebekesi bulunmamakta ve su ihtiyaçlarını tankerler yardımıyla veya kanalizasyon sisteminin bulunmadığı bu bölgelerde kendi açtıkları sağlıksız kuyulardan temin etmektedirler.
  • İçme suyu kaynağı olarak kullanılan Büyükçekmece Gölü ile Alibeyköy, Ömerli ve Elmalı barajlarının etrafında korunması gereken bölgelerde ve bilhassa 0300 m arasındaki mutlak koruma alanındaki kaçak yapılaşma, gecekondulaşma ve sanayileşme nedeniyle, sular aşın derecede kirlenmiş bulunmaktadır. Kaliteleri oldukça düşük bu sular arıtmadan geçirilerek halka verilmektedir. Zaman zaman yetkililerin, bu suların içilmemesi veya kaynatılmadan kullanılmaması hususundaki uyarıları basında yer almaktadır Bu bölgelerde kaçak yapılaşma halen hızla devam etmektedir. İstanbul’un önemli su kaynaklarının daha da kirlenmesine sebep olacak bu duruma seyirci kalınmaktadır.
  • Küçükçekmece gölü bir su kaynağı olarak “kirlenmiş & kullanılamaz” gerekçesiyle terkedilmiş ve çevresi yerleşime açılmıştır Bu kararın yanlışlığı halen tartışılmaktadır.
  • İstanbul’un su sorununa çözüm bulmak için hükümet ve belediye çalışmalarını ayrı ayrı sürdürmektedirler. ISKI (İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi), Istıranca bölgesinde çeşitli projeleri yürütürken, hükümet adına su ihtiyacını 2040 yılına kadar sağlayacak Büyük Melen Projesi DSİ (Devlet Su İşleri Gn. Md) tarafından üstlenilmiştir.
  • Şehrin genelde kanalizasyon sistemi yetersiz olup, yağmur suyu sistemi hiç inşa edilmemiştir.
  • Kış aylarında artan hava kirliliği İstanbul’u yaşanmaz hale getirmektedir Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından bir m3 havada müsaade edilen 150 mikrogram kükürtdioksit miktarı ülkemizde 400 olarak kabul edilmiştir. Bu değer sık sık aşılmakta, bazı yörelerde anlık ölçümlerde 1000’i geçmektedir. Yabancıların belirttiği gibi şehirde kışın ölüm solunmaktadır Alınan önlemlere, yaptırılan egzoz ölçümlerine rağmen hava kirliliği değerleri artan nüfus, otomobil ve sanayileşme nedeniyle devamlı olarak artmaktadır.
  • İstanbul’da kayıtlı otomobil sayısı 1 milyonu geçmiş olup, her gün 500 yeni vasıta İstanbul trafiğine eklenmektedir. İstanbul’da yollar, park yerleri çok yetersizdir. Günün önemli bir kısmında trafik tıkanmakta olup, egzoz gazı, gürültü, sıkışıklık, vakit kaybı, gereksiz yakıt sarf’ burada yaşayan insanları bezdirmektedir Zaman zaman saat de 10 km hızla gidebilen vasıtalar hava kirliliğinin artmasına sebep olmaktadırlar.
  • Genelde ulaşım İstanbullu için bir ıstırap kaynağıdır. Her gün milyonlarca insanın taşıtlarda çektiği eziyet çok büyüktür. Toplu taşıma sisteminin şehrin tüm bölgelerine yayılmamış olması sorunun çözümünü geciktirmektedir. İstanbul’dan yaşayanlar günde 23 saatlerini evleri ile işyerleri arasındaki ulaşım esnasında harcamaktadırlar.
  • İstanbul, özellikle son yıllarda denetimsiz, kaçak ve sağlıksız yerleşmeler nedeniyle yasal olmayan rantların sağlandığı kaçak kentlerin oluştuğu bir bölge haline gelmiştir. Şarkılarımızda yer alan Çamlıca’ya çıkıldığında İstanbul Boğazı üç beş katlı gecekondular arasından zorla fark edilen bir maviliktir. İstanbul Teknik üniversitesine ait Armutlu bölgesi işgal edilmiş, muhtaç insanların başını sokmak için inşa ettiği tek katlı gecekondulara değil, beş yedi katlı betonarme binalarla dolmuştur. Şehir, gözü açıklar, kanunlara uymayanlar tarafından yağmalanmakta ve yetkililer kayıtsız kalmakla, hatta politik amaçlarla teşvik dahi etmektedirler. İstanbul’un yayıldığı alanın önemli bir kısmı gecekondularla dolmuştur, nüfusun % 70’i buralarda yaşamaktadır.
  • Nazım planlar ve imar planları zamanında hazırlanmamış, halka şehirleşmeye uygun arsalar sunulamamıştır. Bu nedenle, büyük bir kısmı kamuya ait arsalar yağmalanmaya ve gecekondulaşmaya açık tutulmuştur. İstanbul’un sadece Anadolu yakasında 6,5 milyon m2 Orman ve Hazine arazisi kaçak gecekondu inşaatı ile dolmuştur.
  • İnsanların büyük ihtiyaç duydukları yeşil alanlar İstanbul’dan yok denecek kadar azdır. Kişi başına düşen ortalama aktif yeşil alan 3,0 m2, pasif yeşil alanla bu miktar 6,5 m2’ye yükselmektedir. İstanbul’un Şirinevler semtinde bu değer 0,17 m2’dir. Kişi başına yeşil alan New York’ta 40, Londra’da 25, Stockholm’de 83 m2’dir. İnsanlar İstanbul’da kendilerini sıkıntıda hissetmekte, ruhsal problemler içinde yaşamaktadırlar.
  • İstanbul’da günde 8000 ton evsel katı atık (çöp) oluşmaktadır. Endüstriden gelen katı atık ve zararlı atık miktarı kesin olarak bilinmemektedir. İstanbul’un katı atık sorunu tam olarak bir çözüme kavuşturulamamıştır.
  • İstanbul bugün gürültü içinde yaşayan bir şehirdir. İnsan sağlığını etkilemeyen gürültü sınır değeri 60 dBA’dır. Bu değerin üzerindeki seviyeler insan sağlığını ve ruhsal durumunu olumsuz etkilemektedir. İstanbul’un birçok bölgesinde yapılan ölçümlerde gürültü seviyesi 80 dBA’nın üzerinde bulunmuştur.
  • 1983 yılında çıkarılmış bulunan Boğaziçi Kanunu’na rağmen, güzelim boğaz korunamamış, yeşillikler yok edilmiş, tarihi değeri olan birçok yalı yıkılmış ve yakılmıştır.
  • İstanbul’un doğal ve tarihi değerleri korunamamış, eski tarihi doku yok olmuştur. Şehir hiçbir özelliği olmayan beton binalarla dolmuştur.

Dünya Şehirleri ve İstanbul

Amerika’da Nüfus Bunalım Komitesi adlı bir araştırma kuruluşu tarafından dünyanın 100 büyük şehri, yaşanılabilirlik bakımından incelenmiştir. Bu şehirlere tam puan 100 olmak üzere verilmiş ve seçilmiş kanla bu puanları göre ‘çok iyi’, ‘iyi”, “orta” ve “zayıf” olarak dört guruba ayrılmıştır. Melbourne ve Washington Seattle’ın 86 puan (çok iyi) la birinci ve ikinciliği aldıktan, Ankara’nın 61 puanla (iyi) 41’inciliği aldığı, Moskova 64 (iyi), Atina 62 (iyi), İstanbul’un 42 puanla (zayıf) 76’ncilığı aldığı Tahran 39 (zayıf), Kahire 36 (zayıf), Yeni Delhi 36 (zayıf) görülmektedir. İstanbul gibi bir dünya şehrinin bu duruma gelmesi üzücüdür.

Bugün yaşanabilirlik açısından kötü not alan İstanbul’u 85 yıl önce ziyaret eden ünlü şehir plancısı mimar Le Corbusier;

“İstanbul’dan her yerde evler ağaçlarla çevrilmiştir; orada insan ve doğa arasında cazip bir dostluk vardır İstanbul bir yeryüzü cenneti ve bir meyve bahçesi, bizim kentlerimiz ise taş ocaklarıdır şeklinde tanımlamıştır.

Verilen örnekler, değerlendirmeler bir zamanların dünyanın siyaset, bilim ve kültür merkezi olan İstanbul’un bugün ne acınacak durumda olduğunu çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Sonuç           

Büyük şehirlerimizin hızla artan nüfus ve çevre sorunlarının tesisi ile daha fazla tahrip edilmemesini istiyorsak, bu şehirlere göçü durdurmak zorundayız. Bunun için, ülkenin göç veren yörelerinde ağırlıklı bölge gelişme merkezleri oluşturarak, buralarda ‘stili’ olan imkanlarını sağlamalıyız. Buralarda her türlü altyapı devletçe hazırlanıp, her türlü teşvik verilmelidir Gereğinde konuya Güney Anadolu Projesinde (GAP) olduğu gibi yaklaşılmalıdır.

Büyük şehirlerde ve bilhassa İstanbul’dan daha fazla sanayileşmeye izin verilmeyerek bunları yeni gelişme merkezlerin kaydırmaya çalışmalıyız. Böylece hem büyük şehirler yaşanılır hale gelecek, hem de Anadolu boşalmayacaktır.

21′ inci yüzyıla girerken göçün durdurulabilmesi, şehirleşmenin sağlıklı olabilmesi ve çevre sorunlarının azaltılabilmesi için kalkınma politikaları ile çevre politikalarının entegrasyonu sağlanmalıdır Kalkınmanın tahrip edici bir tarzda değil, devamlılık sağlayacak bir anlayış içinde “Sürdürülebilir Kalkınma” ilkeleri ile uyumlu bir biçimde ele alınması ve yönetilmesi sağlanmalıdır Ayrıca uzun vadeli ülke ve bölge kalkınma planlarını hazırlayıp, çözümler getirmek ve bunları uygulamak zorundayız.

Leave a Comment.