KENTLEŞME-ÇEVRE SORUNLARI İLİŞKİLERİ

DOĞAYI KORUMADA KENT VE EKOLOJİ SEMPOZYUMU

TÜRKİYE’DE DOĞAYI KORUMA VAKFI YAYINI

1997, İstanbul

Ahmet SAMSUNLU, Bilsen BELER BAYKAL

İstanbul Teknik Üniversitesi – Çevre Mühendisliği Bölümü

80626 Ayazağa, İstanbul

ÖZET

Kentleşme olgusunun, ekosistem üzerine etkileri ve uygun planlanmaması halinde önemli çevre sorunlarına neden olduğu pek çok kişi tarafından yaşanarak bilinmektedir. Planlamada, ekosistem ve çevre sorunları boyutlarının birinci derecede ele alınması ve uygulamada bunların gereklerinin yerine getirilmesi kentlerin yaşanabilir kalitede tutula-bilmesi ve sürdürülebilirlik açısından büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda adı geçen boyut ögelerinin bütüncü bir yaklaşımla ele alınması yararlı olacaktır. Bu çerçevede karar verme aşamasında da kullanım amacıyla, kentsel özelliklerle ekosistem özelliklerini yansıtacak bazı göstergelerin izlenmesi birinci derecede önemlidir. Bu tip sistematik bir izlemenin yararları Almanya’daki uygulama örnekleri ile de gösterilmektedir.

ANAHTAR KELİMELER

Kentleşme, ekosistem, çevre sorunları, izleme, kentsel ve ekolojik göstergeler.

SUMMARY

The impact of urbanization on the ecosystem and environmental problems due to urbanization are well known. In order to keep up with urban quality and to maintain sustain ability, ecological and environmental issues must be a priority dimension in planning and implementation. A holistic approach will be more helpful in accomplishing this. Also monitoring of some urban and ecological indicators will be necessary for evaluations and deci-sion making. A successful example of this type comes from Germany.

KEY WORDS

Urbanization, ecosystem, environmental problems, monitoring, urban and ecological indicators.

GİRİŞ

Nüfus artışı, endüstri ve teknolojideki hızlı ilerlemeler ile çarpık kentleşme, çevre mühendisleri tarafından çevre kirliliğinin ana nedenleri olarak sıralanmaktadır. Bu çerçevede düşünüldüğünde, çevre kirliliğinin önlenmesi, doğanın mümkün olduğunca az tahrip edilmesi ve kentlerin yaşanabilir ortamlar halinde tutulabilmesi için, ekoloji, çevre ve şehircilik, planlama gibi disiplinlerin birlikte ve ortak olarak çalışmasının <metni ortaya çıkmaktadır.

Plan eksikliği, ya da planların uygulanmasındaki aksaklıklardan doğan ekosistem bozulması ve çevre sorunları, süratle artan nüfusun sonucu olarak ortaya çıkan düzensiz yerleşimler yanında, gelişigüzel yerleşmiş veya yerleştirilmiş endüstrilerden de kaynaklan¬~. Bu tip fonksiyonlar için yer seçimi kararları alınırken, doğanın, ekosistemin, oyun ve toprağın korunması gerekli kaynaklar olduğu, bunların en iyi ve en verimli kullanılması gerektiği çoğunlukla göz ardı edilmektedir. Örneğin, birinci sınıf tarım arazilerinin üzerine fabrikalar yapılmakta, ormanlar yok edilerek blok apartmanlar inşa edilebilmektedir. Böylece, doğal kaynakların en iyi şekilde değerlendirilmesi ilkesinden uzaklaşılmakta ve sonunda uzun vadede sadece doğayı değil, doğrudan doğruya insanı etkileyen samimi da yol açılmaktadır. Bu tip olayların günümüzde nispeten iyi bilinen bir örneği erozyon sonucudur.

Dengeli ve düzenli bir kentleşme için, kentin doğal dokusunun mümkün olduğunca az bozulması ve çevre sorunları konularının öncelikle dikkate alınması gereklidir. Bu bağlamda su eri, aksu toplama, arıtma ve uzaklaştırma, katı artık yönetimi, v b. işleri gibi alt yapı gereksiniminin karşılanması ile birlikte, ekosistem dengesini sağlayacak, insan haricindeki ekosistem bileşenlerine yönelik önlemlerin de dikkate alınması gereklidir. Bu çerçevede, kaynakların optimum kullanımı, geri kazanma gibi kavramlar da önem taşımaktadır. Dengeyi sağlamak amacı ile sistemin mümkün olduğunca fazla bileşeninin birlikte de alındığı bütüncül bir sistem yaklaşımının benimsenmesi uygun olacaktır.

Günümüze kadar yapılagelmiş olan kent planları, klasik planlama parametrelerine dayandırılmış, çevresel boyut ve ekosistemin korunması bir planlama öğesi olarak göz önüne alınmamıştır. Son yıllarda sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğrultusunda kentleşmede çevresel boyut ve ekolojik planlama kavramlarının önem kazanmaya başladığı görülmektedir. Bu bağlamda, kentsel ekoloji çerçevesinde insan için, insanla, insan tarafından yaratılan ekosistemler gündeme gelmiştir (ECE,1991).

Günümüzde, ekonomik kalkınmasını tamamlamış ulusların, gelişmekte olan ülkelere kıyasla, çevre korumaya ve ekosistem dengesine daha fazla kaynak ayırmakta olduğu, kentsel dengeyi ortaya koyacak ekolojik göstergeleri, örneğin kent içinde ve çevresindeki tür haritalarını, öncelikle ortaya koymak için çaba gösterdikleri bilinmektedir. Benzer şekilde, mülkiyetin temelini teşkil eden kadastro, çevresel haritaların hazırlanmasında öncülük eden Almanya’da üç kez tekrarlanmış olmasına rağmen, ülkemizde henüz tamamlanmamıştır.

Ülkemizde kalkınma planlarında çevre kavramı, 4. Beş Yıllık Kalkınma Planından başlayarak görülmeye başlamıştır. 1983 tarihli Çevre Kanunu ile yönetmelikleri yapılaşma sürecinde çevresel özelliklerin göz önüne alınması için atılan adımların örneklerindendir. Bu şekilde oluşturulmaya çalışılan yasal dayanakların yanında, bu yasaların ödün verilmeden hayata geçirilmesi, gerekli denetimin ciddiyetle yapılması, gereken hallerde yaptınmlann uygulanması birinci dereceden önem taşımaktadır.

Bu bildiride, kentleşme nedeni ile ortaya çıkan ekosistem tahribi ve çevre sorunlarının yapay bir ekosistem oluşturulması olarak görülebilecek, kentleşme ile ilişkilerine örnekler sunulması hedeflenmiştir. Ayrıca, ekolojik ve çevresel boyutun dikkate alınmadığı çevre politikalarına değinilmiş, uygun bir politika için önerilerde bulunulmuştur.

KENTLEŞME, EKOSİSTEM VE ÇEVRE SORUNLARI

Küçük şehirlerde ve yerleşimlerde nüfus artışının büyük şehirlere göre daha sınırlı, endüstrileşme ve kentsel faaliyetlerin daha az olması nedeni ile ekosistem *ve çevre sorunlarının nespeten daha ez olduğu görülmektedir. Buna karşılık büyük şehirlerde bu tip sorunların kontrolden çıkmış olduğu, yerel yönetimlerle kamu kurumlarının durumu düzeltmekte yeterince başarı sağlayamadığı izlenmektedir.

Doğal ekosistemin insan eliyle en fazla tahrip edildiği ve çevre kirliliğinin en yoğun olarak yaşandığı yerler büyükşehirlerdir. İnsan eliyle yaratılan bu bozulma ve kirlilik sonuçta yine doğrudan ya da ekosistem yoluyla dolaylı olarak insanı etkilemektedir.

Büyük kentlerin almakta olduğu göçler, zaten büyük nüfuslara erişmiş olan bu tür merkezleri gün geçtikçe daha da hızla artan bir nüfus büyüklüğüne götürmektedir. Ancak kentlerin, barındırdığı halkı mutlu edebilecek olanakları sonsuz değildir. Bir başka ifade ile kentlerin bir “taşıma kapasitesi” vardır. Yıllar içinde büyüyen nüfusun bu kapasiteyi aşması halinde hoşnutsuzlukların artması kaçınılmaz olacaktır.

Göç’ ler sadece nüfusu arttırmakla kalmayıp, yeni gelenlerin belli bir plan ve düzen içinde iskan ettirilmesi olayının gerçekleşmemesi ile çarpık kentleşme gündeme gelmektedir. Çarpık kentleşme ise bugün çevre sorunlarının başta gelen nedenlerinden, biridir.

Türkiye’de nüfus artışı önemli boyutlara ulaşmıştır. Büyükşehirlerde bu artış, doğal olarak artan nüfusun yanında, ülkenin diğer yörelerinden alınan göçler nedeni ile çok daha yüksek seviyelere varmıştır. Ülkemizde başta İstanbul olmak üzere Büyükşehirler fazla miktarda göç almaktadır. İstanbul’a her yıl orta boyutta bir Anadolu kenti ilave olmaktadır Bu da kentin taşıma kapasitesini ciddi bir şekilde zorlamaktadır.

Göçlere bağlı olarak hızla artan nüfus, doğal ekosistemi daha çok tahrip etmekte, orman alanlarının azalmasına, yüksek kaliteli tarım alanlarının veriminden yararlanmaksızın amaç dışı kullanımına ve yıllar içinde katlanarak artan çeşitli çevre sorunlarına neden olmaktadır. Nüfus artışına paralel olarak, daha fazla temiz su gereksinimi, daha fazla atıksu üretimi, daha fazla yakıt tüketimi, daha fazla ulaşım gereksinimi, daha fazla kirli hava, daha fazla katı artık, daha fazla gürültü üretimi beklenmelidir. Göçlerle büyük kentlere akan halk, bu nüfusu kaldıracak yeterli altyapı bulunmaması, çevre sorunlarına yeterince eğilinmemesi, kaynak kısıtlaması, ekosistemin korunmaması ve doğanın harap edilmesi gibi yollarla çarpık kentleşmenin bir parçası haline gelmektedir.

İstanbul örneğin bakıldığında, süratle artan nüfusun büyük bir kısmının kaçak yapılarda yaşadığı, bu kaçak yapıların çoğunun, kentin doğal dokusundaki orman alanlarını tahrip ederek kazanılan alanlarda veya yasal olarak koruma altında bulunması gereken içme suyu havzalarına yerleştiği görülmektedir. Önceden açıklanan altyapı yetersizliğine rağmen, kaçak yapıların büyük bir bölümü kaçak olarak altyapı sistemlerine bağlıdır ve bu hizmetlerden yasadışı olarak yararlanmaktadır.

Bugün ülkemizde bu şekilde hizmet verebilme sınırları zorlanan büyük kentlerimiz ekolojik planlamadan yoksundur. Bu kentlerdeki ekosistem özelliklerini gösteren bilgiler, tür haritalan gibi eğilim ve gidişatı (trendleri) gösteren haritalar son derce kısıtlıdır, çoğu zaman da mevcut değildir.

Büyük kentler sürekli bir yoğunluk artışı ile karşı karşıyadır. Kaçak yapıların evvelce gözlenen tek kat eğilimi, artık aynı alan üzerinde 5-6 katlık rant kaynağı haline dönüşmüştür. Burada yapısal nedenlerle ortaya çıkacak tehlikeler yanında, aynı alan için 5¬6 kat fazla temiz su temini, 5-6 kat fazla çevre kirliliği, 5-6 kat daha büyük altyapı kapasitesi gereksinimi söz konusudur. Ayrıca artan alan gereksinimi nedeniyle gün geçtikçe, orman alanları ve kentsel yeşil doku tahrip edilmektedir. Unutulmamalıdır ki, rekreatif amaçlar, insanların dinlenme, doğa ile baş başa kalma isteği kentlilerin ruh ve beden sağlığı için temel bir gereksinimdir. Orman alanları ve yeşil dokunun, havayı temizleyen, erozyonu ve sel baskınlarını önleyen çok önemli başka işlevleri de vardır.

Günümüzde ekolojik planlama kavramı ve bu kavrama uygun planlama çabaları ortaya çıktığı görülmektedir. Bütüncü bir yaklaşımla ekosistem öğelerinin tümüyle ele alındığı bu tür planlama, özellikle sürdürülebilirliğin sağlanması çerçevesinde önem taşımaktadır. Bu bağlamda ekosistemin önemli birleşenleri, bunların yer aldığı süreçler ve bileşenlerle süreçlerin birbirleriyle olan etkileşimeri de göz önüne alınmaktadır. •

Su örneğinde ele alınırsa, su toplama havzalarında sadece su kütlesinin kendisi değil, onu etkileyen havzadaki tüm bileşenler, kentsel fonksiyonlar, arazi kullanımı, katı, sıvı, gaz atıklar, v b. değerlendirmeye dahil edilmelidir. Bugün su kalite yönetiminde, tek tek küçük idari birimler olarak bağımsız olarak karar almak yerine, havza boyutunda eşgüdüm içinde kararlar vermek ve tüm havzanın optimal şartlarının gerektirdiği önlemleri almak ön plana çıkmıştır. Su kaynaklarının korunmasında su kullanım amaçları ile arazi kullanımı uyumunun birinci dereceden önem taşıdığı çeşitli örnekler üzerinde görülmektedir. Su kullanım amacı için sakıncalı bir arazi kullanım kararı, su kaynağını belirlenen amaç doğrultusunda kullanılmaz kılabildiği gibi, uygun kalite ve miktarda su bulunmaması halinde, arazi kullanımının da zarar gördüğü bilinen bir gerçektir.

Türkiye’de 1950′ lerde %25 oranında olan kentsel nüfus oranı 1990 yılında %60′ lara yaklaşmıştır (Samsunlu, 1995; Beler Baykal v.d., 1996). Bu oranın daha da artması beklenmektedir. Ancak, kentlerin de ancak belli bir nüfusa sağlıklı bir yaşama ortamı sağlayabileceği akıldan çıkarılmamalıdır. Bu çerçevede, kentlerin hizmet verebileceği nüfus, “Taşıma kapasitesi” belirlenmeli, bu kapasitenin gereği olan alt ve üst yapılar sağlanmalı ve bu nüfusun aşılmaması için önceden gerekli önlemler alınmalıdır. Aksi takdirde kentlerde yaşanan doğal doku tahribatı ve gün geçtikçe artan çevre sorunlarının önüne geçilmesi mümkün görünmemektedir.

Kentlerimizde, kentsel ekosistemin çeşitli öğelerini birlikte ele alarak bir kalite değerlendirmesi yapılmamaktadır. Bu amaçla, Samsunlu ve Eroğlu (1992) ile Atalık v d (1994) tarafından önerilen Kentsel Kalite İndeksi, bu amaç için bir başlangıç yaklaşımı sunmaktadır. Buna göre kentsel kalite indeksinin, iki alt indeks olan şehircilik kalite indeksi ve çevre kalite indeksinin toplamından oluşması bu alt indekslerin de, kendi bileşenlerinin ağırlıklı ortalaması olarak hesaplanması önerilmektedir. (Atalık v.d. 1994), su kirlenmesi için yöntemin kullanımına örnek vermektedir. Benzer şekilde, bu değerlerin her bileşen için ayrı ayrı belirlenmesi mümkündür.

BERLİN KENTİNDEKİ KENTSEL ÇEVRESEL VE EKOLOJİK GÖSTERGELERLE İLGİLİ ÇALIŞMALAR

Kentsel alanda ekosistem özelliklerine önem veren ülkelerden biri de Almanya’dır. Almanya bütününde kentin çevre ve ekosisteme etkilerinin izlenmesi için tabiat ve peyzaj haritaları çıkarılmakta, çeşitli balık, kuş, bitki, orman, ağaç cinsleri gibi gösterge olarak kullanılabilecek türlere ait haritalar oluşturulmakta, bunlar sürekli ve sistematik olarak yenilenmektedir. Bu çalışmalar federal düzeyde Çevre Bakanlığı tarafından yapılmanın yanında, eyaletlerin ilgili kuruluşları tarafın-dan bölgeye özel olarak da sürdürülmektedir. Bunlara örnek olarak, Alman Çevre Bakanlığının, Rheinlend Pfalz eyaletinin ve Berlin kentinin çalışmalarını vermek mümkündür (Umweltatlas Berlin, 1985, Fraenzel, v.d, 1991, Daten zur Umwelt, 1997).

Berlin kenti, kentsel kaliteye ve bunun izlenmesine birinci derecede önem veren kentlerden biridir. Umweltatlas Berlin (1985) adlı kaynakta, “ekosistemin insan kullanımları etkileri nedeni ile değiştiği ve bozulduğu” söylenmektedir. Bu nedenle, örneğin, kara ekosisteminin çeşitli öğelerinin zarar görmesi, tür çeşitliliğinin azalması, canlıların ölmesi, betonlaşma nedeni ile yeraltı suyunun yeterince beslenmemesi, buna karşılık, kuyulardan artan miktardan artan miktarlarda su çekildiği için dengenin bozulması söz konusu olmaktadır. Bu bozulmanın mümkün olduğunca önlenmesi ve eğilimlerin belirlenmesi amacıyla kentin çevresel haritalar’ hazırlanmaktadır.

“Umweltatlas” adı altında hazırlanan bu haritalar Berlin’in çevresel ve ekolojik durumunu belirlenmekte ve Berlin Çevre ve Şehircilik Senatörlüğünün karar verme mekanizmasında son derece önemli bir işlev görmektedir. Atlas çalışmaları ilk kez şehircilikte verilere ulaşılmakta görülen zorluklara son vermek amacı ile, çok çeşitli ve dağın& olan verilerin toplanması ve kolay kullanılabilir bir şekilde düzenlenmesi amacına yönelik olarak başlatılmış ve 1981 yılında tamamlanmıştır. Bu çalışmada biyotoplar üzerinde durulmuştur. Biyotop, benzer bitki ve hayvan topluluklarını barındıran ve çevresel şartları da benzer olan yaşam alanları olarak tanımlanmaktadır. Kentin her bir alt bölgesi biyotop özelliklerine bağlı olarak gruplandırılmış, bunun için her bölgenin

* Doğal toprak yapısı

* Kullanım yoğunluğu

* ildim (sıcaklık, rüzgar, don günleri)

* Nem

* Besin Durumu

* Bitki türleri

* Hemorobi (insanlar tarafından geliştirilmiş park bahçe gibi kültür alanları) durumu

* Toprak yüzeyinin işlendikten sonraki son hali

Gibi özellikleri göz önüne alınmıştır.

Bu bağlamda, Berlin Teknik Üniversitesi tarafından kentsel ekoloji çalışmaları çerçevesinde, zemin, bitki örtüsü, yüzeysel su ve iklim özellikleri göz önüne alınarak, kentin çeşitli bölgelerinin ekolojik karakterleri belirlenmiş ve ilgili haritalar hazırlanmıştır. Örnek olarak, kentin doğal bitki örtüsü, ve yerleşim alanlarındaki bitki dokusu haritaları, yanında, son 30 yılda flora ve fauna için yaşam koşullarının uygun olduğu yöreler, tehlike altında bitki ve hayvan türleri belirlenmiştir. Şekil 1′ de bu çalışmalardan bir örnek sunulmaktadır.

Sistematik izleme ile yapılan değerlendirmelerin ileriki durumu çok gerçekçi bir şekilde, gösterdiği, tehlike altında olduğu görülen türlerin yaklaşık yarısının ölmesi ya da yok olmaya yüz tutması ile görülmüş; biyotoplarda gübre, kurutma, zararlı madde, yoğun rekreasyonel aktivite gibi ekosisteme zarar verebilecek unsurlar da takibe alınarak uygun önlemler paketinin hazırlanma ve uygulanması yoluna gidilmiştir.

Kentsel ekosistemin klasik göstergelerinden biri olarak kabul edilebilecek olan arazi kullanım ve yeşil alanlarla ilgili olarak hazırlanan haritalara bir örnek,

Şekil 1 – Batı Berlin’de seçilmiş organizma gruplarından “Kırmızı Liste”de yer alan bazı bitki ve hayvan türleri (Kırmızı Liste, tehlike altındaki organizmaları sıralamaktadır) (Umweltatlas, 1985)

Şekil 2′ de verilmektedir. Berlin kentinin ortalama %30′ u yeşil ve açık alandır. Bu değerin kentin çeşitli yöreleri için %11 ile 49 arasında olduğu görülmektedir. Kişi başına ‘ düşen bu tür alan miktarı yaklaşık 80 m2 dir.

Bir yerleşim yöresinde alanın kişi için yeşil alan olarak kabul edilebilmesi için, alanın kişinin evine maksimum uzaklığının 500 metre ve alanın minimum 0,5 hektar büyüklüğünde olması özellikleri aranmaktadır. Berlin’de kabul edilebilen bu tür tanımlanmış alanın en az kişi başma 6 m2 olması yeterli görülmüştür. Bu şekilde belirlenmiş olan kişi başına düşen yeşil alan miktarları da haritalar haline getirilmiştir. Ayrıca, ilave rekreasyon alanı gerektiren yörelerin haritalar da hazırlanmıştır.

Şekil 2 – 1984 yılında Batı Berlin’in yüzeysel su, spor ve kamp sahaları haricindeki yeşil Ye rekreasyon alanları (Umweltatlas, 1985)

Kentsel ekolojik özellikleri gösteren haritalar ayrıca karasal sistemde zemin cinsleri, doğal örtünün değişim ve tahrip, derecesi, zemin ve bitkilerde ağır metal birikimleri, zararlı atık birikim bölgeleri şeklinde düzenlenmiştir. Bu çalışmalara bir örnek, Şekil 3 ve Şekil 4

‘ te sunulmaktadır. Karasal sisteme benzer şekilde, yüzeysel ve yeraltı suyu ile kıyı bölgeleriyle ilgili özellikleri, başta balık olmak üzere su canlılarının durumunu gösteren haritalar yanında, hava, iklim ve gürültü özelliklerinin işlendiği haritalar da üretilmiştir. Türkiye geneline bakıldığında bu tür haritaların bulunmadığı, arazi kullanımı ve bunun etkilerinin göstergelerinin son derece kısıtlı olduğu görülmektedir. Bu konuda durumu ve gidişatı belirlemek, ayrıl zamanda karar mercilerine karar oluşturmada destek sağlamak üzere sistematik izleme programlan ve veri bankalarının oluşturulması çok önemli bir adım olacaktır. Bu bağlamda ülkemizde son yıllarda daha yaygınlaşmaya başlayan GIS (Geographic Information System) kullanımı önemli bir araçtır.

Şekil 2 – 1984 yılında Batı Berlin’in yüzeysel su, spor ve kamp sahaları haricindaki yeşil ve rekreasyon alanları (Umweltatlas, 1985)

Ülkemizdeki yeşil alanlann durumuna bakıldığında, imar Kanununa göre 7 m2/kişt

olması gereken aktif yeşil alanın Türkiye genelinde 1.1 m2/kişi, İstanbul genelinde 1.7,

m2/kişi, Istanbul Şirinevlerde ise 0.17 m2kişi, olduğu görülmektedir. Aktif ve pasif toplam

yeşil alanlann Türkiye’de 14 m2/kişi olması önerilmektedir. Bu değer, İstanbul için 4,1m2/kişi (Yıldızcı, 1990), Batı ülkelerinde 30-80 m2/kişi, Doğu blokunda ise 20-40 m2/kişi olarak verilmektedir. Son olarak Yıldızcı (1997) tarafından yapılan çalışmada İstanbul’da kişi başına düşen aktif yeşil alanın 1,6 pasif yeşil alanın ise 3,3 m2 olduğu saptanmıştır?

Aynı kaynakta son hazırlanan imar planında kişi başına ayrılan yeşil alanın,

Kanununda gösterilen 7m2/kişi yerine 2,5 m2/kişi olduğu belirtilmektedir.

ÖNERILER VE SONUÇ

Son yıllarda İstanbul başta olmak üzere büyük kentlerimizde yaşanan ekosistem tahribi ve çevre sorunları olgusunun varlığı ve bu konuda ciddi önlemler alınmasının gerekli olduğu öncelikle tabandan tavana algılanmalı, bunu takiben de bilimsel gerekçelere dayalı olarak gereken önlemler alınmalıdır. Bu çerçevede çözümler bulunmaktadır. Eksik olan, bu çözümlerin uygulanmasındaki ve denetimindeki istek ve kararlılıktır.

Göçlerle desteklenen çarpık kentleşme, siyasi kaygılarla göz yumulan ve rant uğruna yapılan hatalı arazi kullanımları, ekosistem tahribatı ve çevre kirliliğine bağlı kronik olarak artan sorunların göz ardı edilmesi, belki bazı çevrelerce kısa vadede getirisi olan olgular olarak düşünülmektedir. Ancak bilimsel gerçekler ışığında, objektif olarak yapılan değerlendirmeler, bu uygulamaların uzun vadede son derece – sakıncalı, sürdürebilirliği tehdit eden bir durum arz ettiğini göstermektedir. “Çocuklarımızdan ödünç aldığımızı” sık sık tekrarladığımız bu doğal değerlerin sorumsuzca harcanmasına bağlı olarak, şimdiki kuşakların, ileriki kuşaklara, geri dönüşü mümkün olmayacak ve geri ödenmeyecek bir borçlanmaya girmesi söz konusudur.

Şekil 3 – Batı Berlin’de toprakta kurşun miktarları, mg/kg (Umweltatlas Berlin, 1985)

Şekil 4 – Batı Berlin’de çimenlerde kurşun miktarı, mg/kg (Umweltatlas Berlin, 1985) Kentlerdeki doğal dokunun bozulmasının, ekosistem tahribinin ve çevre sorunlarının kontrol altına alınabilmesi, planlamada plancıların ülke, bölge ve kent planlarında ekolojik ve çevresel faktörleri dikkate almaları ve planlama çalışmalarında plancılarla birlikte, ilgili’ diğer konulardaki uzmanların da birlikte, bilimsel temellere dayalı ve işbirliği halinde-‘ çalışmaları ile mümkün olacaktır.

KAYNAKLAR

•           Atalık, G., Samsunlu, A., Beler Baykal, B., v.d (1994) Ekolojik Dengenin Korunması ve Sürdürülmesi Açısından Kentsel Sistemlerin Planlanması, Tübitak Deniz Bilimleri ve Balıkçılık Araştırma Grubu için İTÜ tarafından Hazırlanmış Proje Sonuç Raporu.

•           Beler Baykal, B., Samsunlu, A., Atalık, G.(1995) Sağlıklı Kentleşmede Çevresel Boyut, Sağlıklı Kentler ve inşaat Mühendisliği Sempozyumu Kitapçığı, 59-65, inşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi, İzmir.

•           Daten zur Umwelt (1997) Umweltbundesamt (Almanya Federal Çevre Dairesi), Erich Schrnidt Verlag, Berlin.

•           ECE (1991) Management and Implementation of Ecological Measures in Hurfian Settlements, A report from an ECE Research Colloquium in Copenhagen, Danish Building Research Institute, Housing and Urban Planning Division, Danimarka.

•           Fraenzel, U., v.d. (1991) Biotopkartierung .Rheinland – Pfalz, Rheinland-Pfalz Landesamt für Umweltschultz (Rheinland-Pfalz Eyalet Çevre Koruma Dairesi), Oppenbeim.

•           Samsunlu, A., Eroğlu, V. (1992) “Istanbul’da Altyapı Sorunu”, 16. Dünya Şehircilik Günü Kollokyumu, Mimar Sinan Üniversitesi, İstanbul.

•           Umweltatlas Berlin (1985), Berlin Eyaleti Şehircilik ve Çevre Senatörlüğü Yayını, Cilt 1 ve 2, Berlin.

•           Yıldızel, A. C. (1990) İstanbul Orman Bölge Müdürlüğü, İstanbul İli Ormanlarının Rekreasyonel Potansiyel Araştırması, 7 Bölümde İstanbul’un Çevre Sorunları ve Çözümleri Sempozyumu Kitapçığı, 393-398, Türkiye Çevre Koruma ve Yeşillendirme Kurumu, İstanbul.

•           Yıldızel, A. (1997) “İmar Planları ve Yeşil Alan Gerçekleşme Oranları”, İ.T.Ü Araştırma Fonu Raporu, İstanbul.

Leave a Comment.