AVRUPA YOLUNDA TÜRKİYE

Marmara Grubu Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı’nın 7 Şubat 2001 tarihinde yapılan toplantısında, Başbakanlık Avrupa Birliği Genel Sekreteri Büyükelçi Volkan Vural, “Avrupa Yolunda Türkiye” konusunda önemli bir konuşma yaptı.

Türkiye’de çeşitli hükümetler kurulmasına rağmen siyasi iktidarların 40 yıldır Avrupa Birliği’ne girmeyi istediğini ve bundan vazgeçmediğini, ülkemizin Avrupa Birliği’ne (AB) üyeliğini siyasal hedef olarak benimsendiğini ve 1999 yılında aday ülke olarak belirlendiğini ifade eden sayın Vural, “Türkiye ya önümüzdeki zamanı iyi değerlendirecek ve bu uyumu yapacak, veya treni kaçıracaktır” dedi ve trenin bir defa daha tekrar gelmeyeceğini de vurguladı. 1920’lerde büyük devrimler yapabilmiş bir ülke olarak 2000’de bunları yapabilecek güçte olduğmuza dikkat çekti.

Dünyada küreselleşme yanında entegrasyonun (biraraya gelmenin) hızla geliştiği ve bloklar oluştuğunu belirten Büyükelçi, bu bloklar arasında bize en yakın Avrupa görüldüğü için buraya katılmanın faydalı olacağına inandığını belirterek, “Her alanda yeni yapılanma çağdaş değerlerin özümlenmesi bakımından Avrupa Birliği’ne girişin önemli bir fırsat olacağına” işaret etti.

Sayın Vural’ın yaptığı konuşmada ve soru-cevap kısmında ortaya koyduğu önemli hususları aşağıda kısa başlıklar halinde özetliyorum:

* 6 üye ile kurulan bu birlik başlangıçta yeni üye alırken siyasi tercihlerle üye yapıyordu. İngiltere De Gaulle tarafından ilk defa veto edilmiş, İspanya, Portekiz ve Yunanistan askeri diktatörlükten kurtulur kurtulmaz önemli hiçbir şart ileri sürülmeden kabul edilmiştir. (Yunanistan kabul edilirken aynı şekilde bize yapılan teklifi red etmemizin yarattığı olumsuz sonuçları halen yaşıyoruz.)

* Doğu Bloku’nun dağılması ve bu ülkelerin AB’ye alınması düşünceleri ortaya çıkınca ilk defa 1993 yılında kabul edileceklerde aranılacak şartları ihtiva eden “Kopenhag Kriterleri” belirlenmiştir. Bu tarihten itibaren bu kriterler dikkate alınarak her ülke için “Katılım Ortaklık Belgesi” AB tarafından açıklanmaktadır. Bunu takiben her ülke kendi “Ulusal Belgesi”ni yayınlamaktadır.

Türkiye’nin KOB’u tamamlanamamıştır. Bunun tamamlanabilmesi için AB’nin “mali destek yönetmeliği”ni de yayınlaması gerekmektedir. Ondan sonra Türkiye “Ulusal Belgesini” açıklayacaktır.

Türkiye’de 1500 sayfayı bulan bu dökümanı hazırlamıştır. Bunnu tamam olabilmesi için hükümetin siyasi konsensüs sağlaması (fikir birliğine varması) gerekmektedir. Ulusal program (belge) yaşamımızın her alanını etkileyecek bir belgedir. Yapılacak tüm uyum ile ilgili çalışmalar tek tek belirlenmiştir. (4000 adet kanun, tüzük ve yönetmelik elden geçirilecektir.)

* Türkiye, AB bir “Hıristiyan Birliği” biz girmiyoruz diyebilir. O zaman bizim yeni bir blok bulmamız veya kurmamız gerekir. Bunun istenen ve beklenenleri sağlamıyacağını düşünüyorum.

* AB halen uluslar üstü bir devlet değil. Ulus devlet devam ediyor. Türkiye AB’ye kolaylıkla uyabilir. Herkes kendi kültürünü ve kendi kimliği ile üye oluyor.

Büyükelçi Vural AB’nin büyük bir güç olup jeopolitik derinlik kazandıracağı için Türkiye’yi bünyesine almak istediğini ve yetkililerin “bizim size olan ihtiyacımız sizin bize olan ihtiyacından fazladır” dediğini belirterek hukukun üstünlüğü, demokrasi, serbest piyasa, insan hakları ve kişi hakları gibi olmazsa olmaz prensiplerini muhakkak yerine getirmemiz gerektiğini ortaya koyduktan sonra AB üyeliğinin Türkiye’yi mutlu edeceğine ve kalkındıracağına dikkati çekti.

İstanbul