TÜRKİYE VE ARAŞTIRMA FAALİYETLERİ

Dün sizlere, Araştırma-Geliştirme (AR-GE) faaliyetlerinin ülkelerin kalkınmasında ve gelişmiş ülkeler arasında yer almasında ne kadar önemli olduğunu aktarmıştım. Yazımı bitirdikten sonra da İstanbul Teknik Üniversitesi’nin bu seneki “Doktora ve Sanatta Yeterlik Diploma Töreni” ne katıldım. Bu törende edindiğim izlenimleri de dikkate alarak aynı konuyu işlemeye devam ediyorum.

Doktora eğitiminin temel amacı kısaca “Evrensel boyutta bilgi ve teknoloji üretebilmek için yapılması gereken araştırma çalışmalarını planlayarak başarılı bir şekilde sonuçlandırabilecek araştırıcı ve bilim adamlarını yetiştirmek” olarak tanımlayabiliriz.

Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prog. Dr. Mehmet Karaca yaptığı konuşmada;

“Yüksek lisanslı, doktoralı ve diğer üst dereceli bilim adamları ve mühendisler, refah seviyesi yüksek ülkelerde, özellikle ABD’de endüstriyel ve ticari hayatta merkezi bir rol oynarken, maalesef aynı gösterge ülkemiz için tam anlamı ile geçerli değildir. Lisansüstü eğitim, ulusal hedeflerin başarılmasında iki şekilde temel teşkil etmektedir. Birincisi üniversiteler geleceğin araştırmacılarının ve eğitimcilerinin yetişmesinden sorumludur. İkincisi, teknik, ekonomik ve kültürel gelişmelerle ilgili ulusal hedeflere doğrudan katkıda bulunur.” açıklaması ile lisansüstü eğitim (doktora da dahil) ülkeler için ve ülkelerin araştırma çalışmaları için ne kadar önemli olduğunu vurguladı.

Yaşadığımız bilgi çağında, bilgiye kolayca ulaşabilen, onu amaç doğrultusunda kullanabilen, yeni bilgileri üretebilen ve sürekli öğrenme ile araştırmayı, kendi yaşam biçimi olarak kabul etmiş insanların varlığı o ülkenin en önemli kaynağı olacaktır. İleri ülkeler seviyesine ulaşmamız ancak önce bilime egemen olup, bilimi teknoloji üretimine, teknolojiyi de ekonomik değerlere dönüştürmekteki becerilerimize bağlıdır.

Bu yıl İTÜ’de 105 öğrenci doktora çalışmasını tamamlayarak “Doktor” derecesini, 1 öğrenci ise Sanatta Yeterlik derecesini almış bulunmaktadır. Doktora programlarının başlatıldığı 1949 yılından beri üniversitemiz tarafından 1851 kişiye “Doktor” derecesi, 44 kişiye ise “Sanatta Yeterlik” derecesi tevcih edilmiş bulunmaktadır.

Tüm gayretlere rağmen, ülkemizde AR-GE faaliyetlerinde kritik noktayı oluşturan GSYH’dan ayrılan payın yüzde 1’e ve iktisaden faal 10 bin kişiye düşen tam zaman eşdeğeri personel sayısının 15 kişiye çıkarılmasında başarılı olunamamıştır.

İktisaden faal onbin kişiye düşen tam zaman eşdeğer AR-GE personeli sayısı Türkiye’de 7,5 olmasına karşılık AB ülkelerinde 40, ABD’de 80 ve Japonya’da 90’dır.

Eğer içinde yaşadığımız yüzyılda gerçekten gelişmiş bir ülke olmak istiyorsak AR-GE’ye daha fazla kaynak ayırmamız ve AR-GE’de çalışan personel sayımızı artırmamız gerekir.

  1. yüzyılda bilim ile teknoloji üretimi iç içe girmiştir. İmalat sanayii ürünlerinde yüksek teknoloji bilgisinin neden olduğu katma değerin payı giderek yükselmektedir. Örneğin bir haberleşme uydusu ile otomobilin kg başına fiyatlarının oranı yaklaşık olarak dört bin civarındadır.

Türkiye bu hızlı gelişmelere ayak uyduramaz ise ne olacağını sizlerin değerlendirmenize bırakıyorum.

İstanbul