GALATASARAY LİSESİ ÖZLEMİM !

Gazipaşa İlkokulu’nu bitirdiğim zaman, ben de sınıf arkadaşım Uslu Arapoğlu gibi yatılı olan Galatasaray Lisesi’ne gitmeyi çok istemiştim. Başvuru dilekçemi doldurup babama götürdüğümde, babam “Ben 11 yaşında bir çocuğu İstanbul’a yatılı okula göndermem” diyerek imzalamadı…

O gün bana bu imkanı tanımayan babama çok kızmıştım. Acaba haklı mıydım?

Milliyet Gazetesi’nde Çetin Altan ile yapılan söyleşide dile getirdiklerini beraber okuyalım.

Bakın Çetin Altan ne diyor?

“Ben deniz kıyısında büyümüş bir çocuktum. Sekiz yaşında yatılı okula bıraktılar, bir daha kimse aramadı. Sevgi görmeyince insan beğenilmek ister. Sevilmemiş çocuklar kendilerini beğendirmek isterler.”

Değerli okuycularım, bu satırları okuyunca babama hak verdim. O beni sevgisiz bırakmayı istememişti. Biz ikimiz, birbirimizi ayrılamayacak kadar çok seviyorduk.

Aynı gün Mehmet M. Yılmaz, Milliyet Gazetesi’ndeki köşesinde “Hem annemi, hem babamı, ben köyümü özledim.” başlıklı yazısında kendisinin çocukluk günlerinde yaşadığı yatılılık dönemi ile ilgili aşağıdaki satırları yazıyordu;

“Ailesinden uzak düşmüş küçük çocuklar en çok annelerini özlerler…

Babalarını, kardeşlerini de özlerler ama, en çok annelerini…

Eğer 12 yaşındaysanız ve bir yatakhanenin kefeni çağrıştıran beyazlığı üzerinize çökmüşse özlemi burun kemiğinizin içinde hissedersiniz.

Acemi çalınan bir bağlamanın etrafında toplanmış, çizgili Sümerbank pijamaları içindeki çocukların hepsi bunu bilir…

Boğazlarına takılan bir yumrunun gözyaşına dönüşmesini önlemeyi de öğrenirler.”

Bu satırlar beni daha da çok etkiledi. Bugün geriye baktığımda Galatasaray Lisesi özlemimin gerçekleşmesine sevindim.

İstanbul