KANAYAN YARA FİLİSTİN !

Son bir haftada İsrail Filistin topraklarında uyguladığı savaş ile bir insanlık dramı sergilemektedir.

Türkiye, İsrail’in Filistin’e karşı giriştiği askeri harekata karşı sert tepki gösterdi. Dışişleri Bakanımız İsmail Cem,

“Arafat’a yapılan saygısızlık, Filistinlilere yapılan ise büyük bir insan hakları ihlalidir.”

şeklindeki açıklamasını, Yaser Arafat’ın Türkiye’nin resmen tanıdığı bir devletin başkanı olduğunu hatırlatarak şunları ifade etti:

“Bir devlet başkanına ve onun temsil ettiği millete karşı böyle bir saygısızlığın yapılmasına kimsenin hakkı yoktur. Bu ve benzeri hareketler, halkının, aşırı uçların etkisine girmesine zemin hazırlamaktadır. Aşağılanmış, işgale uğramış, yönetim mekanizmaları ve polisi dağıtılmış, lideri tecrit edilmiş bir yönetimden terör unsurlarına hakim olmasını beklemek gerçekçi değildir.”

Birleşmiş Milletler’in Avrupa Birliği’nin ve dünya devletlerinin yoğun uyarılarına rağmen İsrail yönetimi ABD’nin kararsızlığından da faydalanarak Filistin’i işgal ederek Filistin devletine fiilen son verdiği gibi Yaser Arafat’ın bulunduğu binanın (genel karargah) önemli bir kısmını işgal etmiş, kum torbaları ve dikenli teller yerleştirerek kendisini tecrit etmiştir. Şaron’un istediği bir defa daha geri dönmemek üzere Arafat’ın Filistin’den çıkıp gitmesidir.

Uzun bir zamandan beri devam eden gerginlik, her ii halktan da masum insanların ölümüne neden olmuştur. Son günlerde İsrail yönetimi uygulamaya koymayı düşündüğü planını gerçekleştirebilmek için çekinmeden masum sivilleri de öldürmektedir.

Milliyet gazetesi yazarı olan Sami Kohen aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır;

“Bu kadar kan döküldükten sonra, yalnız bugünkü kuşak değil, gelecek nesiller de bu duygulardan kolay kurtulamazlar. Olayların bizce en tehlikeli ve kaygı verici bir boyutu da bu…”

Yazıma son vermeden öncebölge ile ilgili tarihi bir değerlendirme yapmayı istiyorum;

Her üç semavi dinin (Müslümanlık, Musevilik, Hıristiyanlık) mensupları Kudüs ve Filistin’de 400 yıl süren Osmanlı döneminde barış ve huzur içinde yaşamışlardır. 19. yüzyıl sonlarına doğru başlayan yahudi kolonileşmesine padişah Abdülhamit müsaade etmemiş ve yahudi lider Herzog’un isteklerine karşı çıkmıştır. 1913’de bölgedeki yahudi nüfusu yüzde 7’dir.

  1. Dünya Savaşında Osmanlılara ihanet eden Araplar, İngilizlerle işbirliği yapmış Kudüs’de dahil bu toprakların İngilizler tarafından işgalini alkışlamışlardır. O günden beri Araplar bir defa daha huzur bulamamışlardır.

Filistin’de bir yahudi yurdu kurulmasını onaylayan Balfour Bildirisi (1917) ile kolonileşme güç kazanmış ve İngiliz işgali altındaki bölgeye yahudi göçü artmıştır. Birleşmiş Milletler kararı ile 1947’de İsrail devleti kurulmuştur. İsrail devleti kurulduğunda bölgedeki yahudi nüfusu yüzde 53’e çıkmıştır. Filistin topraklarının yüzde 47’si İsrail’e, yüzde 53’ü de Filistin’e devletine verilmiştir.

Şubat 2002 tarihinde Taksim Toplantısında konuşan Filistin Devleti Dışişleri Bakanı Faruk Kaddumi, şu anda kendilerine kalan yüzde 22’lik topraklarının yüzde 19’unu da İsrail devleti’nin ellerinden almak istediğini ifade etmiştir. Kaddumi konuşmasında, “İsrail, Filistin’in altyapısını ortadan kaldırarak Filistin özerk yönetiminin gücünü ve etkisini yok etmek istemektedir” tesbitini yaparak bugün yaşananları önceden tahmin etmiştir.

Bu noktada Üzeyir Garih’in söylediği;

“En kötü sulhun, en iyi savaştan daha iy isonuçlar doğuracağı inancını taşımamız gereklidir…”

sözünü, bölgeye barış getirmesi temennisi ile değerlendirmenize sunarak yazıma son vermeyi istiyorum.

İstanbul