NASIL YAZAR OLUNUR ?

Yaklaşık 6 yıldan beri, yani 1996 ortalarından bugüne kadar, Çorum Haber gazetesindeki “ARASIRA” başlıklı köşemden siz değerli okuyucularıma sesleniyorum.

İlk yazılarımdan son yazılarıma kadar kendime has bir üslup içinde yazmaya gayret ettim. Siz değerli okuyucularımla yakın olmamın şart olduğunu düşündüm. Ve özellikle yazılarımı yazarken aramızda bir duvar bulunmamasına gayret gösterdim.

Zaman zaman kişisel konularımı sizlerle paylaşmak istedim. Geçmişe ait anılarım ve yaşadıklarım bazılarınca özel konular olarak tanımlansa da satırlarıma döktüm. En yakınlarımdan bazıları, nedense özel (şahsi) konuları yazmamam gerektiğini bana sık sık hatırlattılar. Elimden geldiği kadar onları bir yazarın okuyucularına sansür uygulayamayacağını ve onlarla benim bir bütünlük sağlamam gerektiği konusunda ikna etmeye çalıştım. Herşeye rağmen karşımdakilerin bir kısmı, benim görüşümü benimsemediğini ısrarla tekrarladılar.

Bu hususta benim görüşümün doğru olduğunu, Milliyet gazetesinde 42 yıl aradan sonra tekrar yazı yazmaya başlayan Çetin Altan’la Ahmet Tulgar’ın yaptığı röportajdaki şu satırlar ortaya koydu;

“Bütün konuştuklarımızı, hepsini, kelime atlamadan yazmak isterdim buraya. Saatler süren konuşmamızı kısalttıkça, kesip biçtikçe telefon açıp ondan özür dilemek istiyorum.

Ama nasılsa o hiçbir fikrini, bildiği hiçbir şeyi okurlarından esirgemeyen, üstüne üstlük de “Bir insan saklayacak bir şeyi yoksa yazar olabilir” diyen biri.

Evet,

Değerli okuyucularım, demek ki düşüncelerimde yalnız değilmişim. Sizlerden bir şey saklamama konusundaki kararım tanınmış yazarların da tuttuğu bir yol imiş…

Bundan böyle de, siz okuyucularıma, şimdiye kadar olduğu gibi içimden geldiği şekilde hiçbir şeyi saklamadan seslenmeye devam edeceğimi bildirmeyi istedim.

Saygılarımla ve en iyi dileklerimle…

İstanbul