SEÇİME BAKIŞ

Seçimle ilgili olarak bugüne kadar seçim kararı alındığı zaman yalnız bir yazı yazdım ve onunla yetindim. Bunun nedeni Türkiye’nin “apar, topar” gerekli olan yasal değişiklikleri yapmadan ve aldığı ekonomik tedbirlerin neticesini beklemeden bir erken seçime gitmesini ülke çıkarına görmediğimdendi… Halen de bu düşüncedeyim…

Pazar günü yapılacak seçimden önce bir yazı yazmak gereğini hissettim ve yarınki baskıya yetiştirebilmek için kalemimi elime aldım.

Bugün Türkiye, Cumhuriyetimizin kurulduğundan beri İkinci Dünya Savaşı’nın zor günlerini dahi aratacak bir ortam içinde bulunmaktadır. Ekonomik kriz, etkisini, siyasi, kültürel, sosyal alanlara da taşıdı. Kısaca ülkemiz şu anda büyük bir krizin altında kıvranmaktadır. Halkımız yaşadığı yoksulluk ve işsizlik nedeniyle “inip inip” inlemekte ve ümitsizlik içindedir.

Seçime 18 parti girmekte olup bu partilerin birçoğu birbirine benzemekte ve programları hemen hemen aynı olmasına rağmen sırf liderlik kavgası ve “sen, ben” didişmesi nedeni ile birlikte seçime girememektedirler. Ayrıca mevcut Siyasi Partiler Kanunu nedeniyle liderliği ele geçirenler seçimleri kaybetmelerine ve partileri devamlı oy kaybına rağmen makamlarından hiçbir zaman ayrılmamaktadırlar. Son yıllarda bu konuda tek bir istisna örnek verilebilir. O da Prof. Erdal İnönü’dür. Belkide onun da bu şekilde hareket etmesinde politika dışından genel başkanlığa seçilmesi ve üniversiteden gelmesi etken oldu. Vefat eden Özal ve Türkeş dışında politikadan uzaklaşan, köşesine çekilen ve yazacağı kitaplarla birikimlerini gelecek nesillere aktaran kaç politikacı tanıyorsunuz.

Amerika’da, İngiltere’de ve genelde Avrupada iki partinin etkin olduğu demokrasiler yaşanırken ülkemizde de bir zamanlar yaşanmış bulunan Cumhuriyet Halk Partisi ve Demokrat Parti dönemi gerilerde ve özlenen ilk demokratik iki partili dönem olarak hatırlanmaktadır.

Yaptığım değerlendirmelerle bugün mevcut partilerin büyük bir çoğunluğunu o dönemde etkin olan CHP ve DP’nin devamı ve torunları olarak görüyorum. Parçalana parçalana ufalan mivas, belkide yarın yapılacak seçimde bunların büyük bir kısmının Meclis’e girmesine yetmeyecektir. Köklü partilerin yetişmiş elemanları dışarıda kalacaktır.

Seçim yasağı olması nedeniyle hangi parti başarılı olur, hangisi olamaz şeklinde bir değerlendirme yapmayı istemiyorum. Halkımızın oyunu verirken iyi düşünmesini ve ona göre tercihini yapmasını bekliyorum.

Ben oyumu verirken asırlardan beri bağımsızlığını korumuş Türk Devleti’nin birlik ve beraberliğini koruyarak sonsuza kadar bağımsız kalmasını sağlayacak gelişmiş dünya ülkeleri arasına Türkiye’yi taşıyacak, halkımıza iş ve aş sağlayacak yolsuzluklara mani olacak, fakirliği bir kader olarak kabul etmeden onunla mücadele edecek ülkeyi borç batağından kurtaracak ve burada tek tek saymaya imkan bulamadığım nitelikler ile herşeye ülkemi ve halkımı kavuşturacak olduğuma inandığım en yakın partiye oyumu vereceğim.

Pazar günü yapılacak seçimler, ülkeme ve halkıma hayırlar getirsin…

İstanbul