MELEĞİMİZİ KAYBETTİK!

Herkesin ailesinde ve yakınındaki insanlar arasında çok sevdiği ve kendisini “melek” olarak tanımladığı kimseler vardır.

Benim ve iki yavrumun melek olarak tanımladığımız kimse “Fahriye hanım’ ve “Fahriye Teyze”dir. Onu 1971 yılından beri tanıyor ve seviyoruz. Kendisi de bizi çok severdi. Son anlarında sayıkladığı üç isim, oğlu İbrahim, kız kardeşi Emine ve çok sevdiği benim kızım Ayşegül olmuş.

83 yaşında ani bir kalp krizi sonucunda vefat etti. Dün kendisini büyük üzüntü içinde İzmir’de toprağa verdik. İki yaşında iken Bosna’dan Türkiye’ye gelen Fahriye Hanım Manisa’nın Turgutlu ilçesinde büyümüş, evlenmiş ve bir kız ile bir erkek evladı sahibi olmuş. Eşini çok genç yaşta kaybedince, İzmir Buca’da yaşayan kız kardeşi Emine’nin evinin bir odasına iki yavrusu ile sığınmış ve tütün depolarında çalışarak hayatını idame ettirmeye çalışmış. Zor hayat koşulları içinde 4 yaşındaki kızını kaybetmiş ve tek oğlu ile zorluklara katlanarak hayatını sürdürmüş.

1960’lı yıllarda açılan “Özel Buca Mühendislik ve Mimarlık Okulu”na hizmetli olarak giren Fahriye Hanım’ın oğlu 1970’li yılların başında Almanya’ya işçi olarak gitmiş.

Özel okul statüsünden devlet okuluna çevrilen ve Ege Üniversitesi’ne bağlanan bu okula fakültedeki görevlerim yanında ek görevle müdür yardımcısı olarak tayin edildiğim Ekim 1971’de Fahriye Hanımla bu okulda ilk defa karşılaştım.

Beni gurbete giden benim yaşımdaki oğlu yerine koyduğunu sekreterime anlattıklarından ve bana gösterdiği yakınlık ve sevgiden hemen anladım. Aramızda kurulan bu sevgi köprüsü ölümüne kadar devam etti.

Zaman zaman eşimin sağlığında biz olmadığımızda çocuklarımın yanında kalan Fahriye hanım 1983 yılında ani olarak eşimi kaybedince kendiside emekli olduğu için bir sorun olmadan bizlere sahip çıktı ve bizimle birlikte evimizde kaldı. 1986 yılında İzmir’deki evini bozmadan bizlerle İstanbul’a taşındı ve çocuklarım üniversiteyi bitirip yüksek lisans yapmak üzere 1992’de Amerika’ya gidinceye kadar onlara “analık” yaptı. Onların Amerika’dan dönüşünde, 1995’den itibaren heryıl birkaç ayını İzmir’den gelerek kızım Ayşegül’ün yanında geçirdi. Bu senede kendisini İstanbul’a beklerken ani bir kalp krizi ile vefat ettiği haberini aldık.

Onunla birlikte yaşadığımız 21 yılı hep hatırlayacağız. Onu sizlere tanıtmaya satırlarım yetmez. Her sabah erkenden kalkıp, kahvaltıyı hazırlayan onları ve beni sevgi ile uyandıran, yatılı olarak İzmir Fen Lisesi’nde okuyan kadriye sigara böreklerini hazırlayan, yorgun anımda bana çok güzel kahve ikram eden Fahriye hanım ince ve zarif havası ile evimizi saraya çeviren güzel ve alımlı bir “saraylı ana” idi.

Bu güzel mesleğimizi hepimiz (bilhassa onu pek farklı bir şekilde çok seven kızım) çok özleyeceğiz. Onun boşluğunu heran hissedeceğiz.

Ellerimle dün toprağa verdiğim “Fahriye Ana”ya tanrıdan rahmet diliyor ve onu yüce katına kabul etmesi için dua ediyorum.

İstanbul