AFRİKA VE TANCA

Buradaki bir seyahat acentasının tertiplediği iki günlük Tanca gezisine Alman arkadaşımın pasaportu yanında olmadığı için katılamadık. Kendisi bugüne kadar Avrupa da yaptığı seyahatlerde nüfus cüzdanı yetirli olduğu için pasaport çıkarttırmadığını söylemesine rağmen Fas’a Avrupa Birliği ülkeleri vatandaşlarının nüfus cüzdanı ile ancak günü birlik seyahat edilebileceği belirtilince bizde mecburen bir günlük geziye katıldı. Fas Devleti Türklerden vize istemiyor.

Salı sabahı 6.15’de bizi Fuengirola’da Otel Piramit’in önünden alan otobüs yol boyunca birçok otelden turistleri alarak Marbella üzerinden liman kenti olan Algericas’a doğru yoluna devam etti. Telefonumun alarmı Türkiye saatine göre ayarlı olduğundan bir saat erken 3.45’de uyandığımdan üç saat süren yol boyunca uyumuşum.

Algericas’da bir Alman firması tarafından işletilen mürettabatı Fas’lı olan hızlı bir deniz otobüsü ile Afrika’ya, Fas’a, tanca’ya hareket ettik. Bir zamanlar Tarık’ın geçtiği Avrupa ile Afrika’nın birbirine en yakın olduğu bölgeden geçerken hava çok rüzgarlı yağmurlu idi. İngilizlerin Akdeniz’i kontrol altında tuttukları ve İspanyolların israrla geri almak istedikleri fakat İngilizlerin vermedikleri Cebelitarık’ın (Gibraltar) kayalar üzerinde kurulu bölgesini uzakdan izleyerek yaklaşık bir saatlik yolculukdan sonra güneşli bir havada Atlas Okyanusu kenarında bulunan Tanca limanına yaklaştık. Uzaktan tepelerde modern ve yüksek binaların hakim olduğu kentin limanı civarında eski şehir bulunuyordu.

*    *    *

Bundan beş yıl kadar önce gittiğim Tunus’dan sonra bu benim ikinci defa Afrika’ya ayak basışım oluyordu. Fas ile ilgili olarak bildiğim krallıkla idare edilen ve Kabablanka ile ilgili göndüğüm gilmden hatırladığıma göre gizemli bir ülke olduğu idi.

Akdeniz ve Atlas Okyanusu’nda kıyıları bulunan ve Cebelitarık kanalı ile Avrupa‘dan ayrılan Fas’ın Cezayir ve Moritanya ile ortak sınırları bulunmaktadır. Nüfusu 30 milyona yakın olan Fas’a yılda 4 milyon turist gelmektedir. Tanca’nın nüfusu 800 bin civarındadır. Tarihi çalkantılarla dolu olan Fas 1934 yılında yabancı ülkelerin işgalinden (protektorat) kurtuldu. 1923 ile 1956 yılları arasında Tanca ve civarı “Belnelmilel Bölge” ilan edildi. Tanca’da bu dönemlere ait blgeler ‘İngiltere, İspanya ve Fransa) okullar ve kiliseler halen şehir yaşamında yerlerini korumaktadırlar. İnşallah ileride Fas hakkında sizlere tekrar yazma imkanı bulurum.

*    *    *

Liman çıkışımızda bizi bekleyen Fsalı rehberi bizimle birlikte gelen İspanyol rehber bize tanıttı. Hasan ismindeki rehber bizleri selamladı ve Fas ile Tanca hakkında çok kısa olarak bilgi verdi.

İspanya’da olduğu gibi Romalılar, Fenikeliler, Kartejalılar, Gotlar, Bizanslar hakim olduğu bu yörelere M.S.7. yüzyılda Araplar gelmişler.ve hakim olmuşlardır. M.S.711’de Tarık komutasında çoğunlukla yöre halkı olan Berberler ve az sayıdaki Arap’tan oluşan ordu Tanca’dan denize açılmış ve İspanya’yı ele geçermiştir. 1437 yılında tanca Portekiz kuşatması ile karşılaşıncaya kadar Arap, Berber ve Ispanya’daki Endülüs devleti arasında sürekli bir mücadelenin yaşandığı yer olmuştur. 1578’de İspanyolların eline geçen şehir 1640’da tekrar Portekizler tarafından alınmış ve 1661 yılında İngiltere kralı II.Karl ile evlenen bir Portekiz prensesinin düğün hediyesi olarak 1662’den itibaren İngilizlerin eline geçmiştir. 1678 yılında Mulay İsmail beş yıl şehri kuşatarak ve içme suyu hatlarını kullanılmaz hale getirerek ele geçirmiştir. Avrupalı ülkelerin devamlı olarak ilgilendikleri Fas kendi içinde huzursuz günler yaşayınca 1912’den itibaren yabancıların kontrolüne (protekrat şeklinde) girmiş ve bu durum 1934 yılına kadar devam etmiştir.

*    *    *

Şehri genelde otobüsle gezdik ve rehberimizin verdiği bilgilerle yetindik. Şehrin genelde bakımsızlığı ve binaların önemli bir kısmının eskimiş etkisi yarattığını belirtmeyi isterim. Milli gelirlerini rehbere sormama rağmen öğrenemedim. Türkiye’den çok düşük olduğunu tahmin ediyorum. Her fırsatta turistleri rahatsız ederek birşeyler satmaya çalışanlar her fırsatta bahşiş isteyenler ve dilenen insanların cokluğu bunun bir göstergesi idi. Ayrıca Ispanya konsolosluğu önünde vize almak için bekleyenlerin balabalığı da bunun başka bir göstergesiydi.

Rehberimiz bize İspanya ceddesini, Pasteur caddesini ve bir tepeden kuşbakışı şehri gösterdiler. Şehrin yeşil dokusu oldukça korunmuştu. Bu arada yeşillik arasında yer alan üç katlı muhteşem vali evini ve daha geniş bir park içinde bulunan sultanın sarayını da geçerken tanıttılar. Şehrin merkezinde yer Büyük Cüyük bilhassa kare şeklindeki 80 m yüksekliğindeki minaresi ile dikkati çeken önemli bir yapıydı.

*    *    *

Hızlı bir otobüs turu ile bizi gezdiren rehberimiz zamanın büyük bir kısmını ticari çıkarı için ayırarak bizi resim çektirmek ve binmek için develerin ve her türlü eşyanın satılmaya çalışıldığı bir bölgeye götürdüler. Orada satıcıların ve devecilerin hucumuna uğradık. Buradan sonra şehrin merkezinde bulunan çarşının içinden geçirilerek turistlere göre hazırlanmış ortasında kurulu bir yerde mahalli müzuk örneklerinin icra edildiği lokantaya götürüldük. Burada masalara oturur oturmaz, gezerken bu işi meslek edinmiş kimseler tarafından çekilmiş fotoğraflar bize satın alınmak üzere sunuldu. Zorlama olmadı isteyen aldı, isteyen almadı. Güzel bir yemek ve çaydan sonra ellerini açan garsonlara, çalgıcılara ve rakkaseye ayrı ayrı bahşiş vererek buradan ayrıldık.

Buradan bir halı ve hediyelikeşya mağazasına ve oradanda insan sağlığına faydalı olduğu belirtilen betki ve baharatların satıldığı mağazaya götürüldük. Buralarda ve yol boyunca insana yapışan satıcıların zorla bişey satmak için insanı rahatsız eden tutumları ile karşılaştık. Bu arada fiyatların nasıl düştüğünü, yarı fiyatın altında satıldığına şahit oldum.

Benden birşey istemeyen, okuldan dönerken benimle birkaç kelime İngilizce konuşmak için yanıma sokalan Muhammed ile epeyce birlikte yürüdük. Ona çikolata ve koflet aldım ve hediye ettim. Elimi sıktı çantama koydu ve koşarak ayrıldı.

*    *    *

Satıcıların elinden kurtulup limana geldiğimzide bizim etrafımızdan ayrılmayan insanlarna kurtulduğumuz için rahatlamıştık. deniz otobüsümüzle İspanya’ya yaklaştığımızda Alman arkadaşımın “Allaha şükür Medeniyete (civilization) geri döndük” sözü beni çok düşündürdü ve Fas için üzdü…

Fuenjirola-İspanya