VALENCİYA ZİYARETİ VE YURDA DÖNÜŞ

Katalonya bölgesinde yer alan farklı bir dil konuşulan Madrid ve Barcelona karşı giderek önem kazanan bir milyon nüfusu ile  İspanya’nın üçüncü büyük şehridir. İspanya’da beynelmilel modanın merkezi olarak bilinmektedir.

M.Ö. 138 yılında Romalılar tarafından kurulan bu şehir 714 yılında Arapların eline geçmiş 1238’e kadar bir Mouro Krallığının başşehri olmuştur. Endülüs dönemininde iç çekişmeler nedeniyle İspanya’da birçok krallık kurulmuş ve yıkılmıştır.

Alman arkadaşımla, Denia’dan sabah gelip, akşama kadar gezdiğimiz Valenciya’yı çok güzel, temiz, yeşil ve oldukça eski yapıları iyi korunmuş bir şehir olarak bulduk.

Burada Endülüs devrine ait herşeyi ile korunmuş bir eser kalmamış. San Nicolas Kilisesi bir caminin temelleri üzerinde inşa edilmiş.

Ayunmento meydanı, etrafında bugün müze olarak kullanılan hükümet binasının, merkezi postahanenin ve özel şahıslarca çok itina ile inşa edilmiş binaları ihtiva etmektedir.

İstanbul’daki Feshane binası tarzında döküm demir ve cam kullanılarık 1912’de inşa edilmiş bulunan kapalı pazar yerinin yanında yer alan Borsa binasının projesi 15. yüzyıla dayanmaktadır. 24 tane dönem taşıyıcı (spiral direk) üzerinde çok güzel bir yıldız kubbet yer almaktadır.

1262 yılında temeli atılan Katedral (Kilise) 18. yüzyılda şehrin zenginleşmesi ile Barok döneminin önemli sanatçılarına hudutsuz uygulama alanı açılmıştır. Buranın yanında yer alan Başilika da güzel bir dini yapıdır.

Şehrin içinden geçen Turia nehrinin yatafının değiştirilmesi ile kazanılan alan bugün park alanı olarak şehre büyük bir güzellik getirmiş bulunmaktadır. Şehrin maddi imkanları kısıtlı kaldığı için proje adım adım yürümektedir. Bu nehrin üzerinde yer alan köprülerden biri 16. yüzyılda Felipes III düğünü nedeniyle inşa edilmiş olup üzerinde birçok dikkati çekici dini figür ve heykel bulunmaktadır.

Calle de Colon (Colon Caddesi) üzerindeki büyük mağazaları gezerek 7 Mart’tan itibaren boğa güreşlerinin yapılacağı stadyumu görerek şehrin istasyonuna ulaştık ve ayrıldık.

*    *    *

1 Mart Cumartesi sabahı ongünden beri misafir olduğum arkadaşım Denia’daki evinden ayrılarak otobüsle gelinimin bulunduğu Fuengirola’ya heraket ettik. Fransa’dan hareket eden bu otobüs İspanya’nın en güneyindeki Algecivas şehrine kadar gidiyordu.

Dokuz saat süren bu yolculuk esnasında Benidorn, Alicante, Murcia, Lorca, Baza, Granada ve Malaga’ya uğradık. Uğradığımız her yerleşimde garajların sakinliğini ve binenlerin azlığını İspanya’da şahısların yüksek oranda otomobil sahibi olmasına, tren bağlantılarının gelişmesine ve iç uçuşların ucuz olmasına bağlıyorum.

Malaga’dan sonra yalnız dört kişinin kaldığı otobüsten, benimde Fuengirola’da inmemle üç kişi kaldı. (Bir Fransız bayan ve iki küçük kızı) onlarında 50 km sonra menzillerine varacağını düşününce, bu otobüs böyle boş yoluna devam edermi diye düşündüm.

Otobüs yolculuğum esnasında yanımda oturan yaşlı İspanyol bayanla İspanyolca dışında yabancı dil bilmemeleri nedeniyle anlaşamadım.

Buna karşılık Fransanın Almahca konuşulan Elsas bölgesinden Strasyurg’dan gelen bayan ve iki sevimli yavrusu ile epeyce sohbet etme imkanı buldum.

Kuzey Fransa’nın soğuk ikliminden kaçan aile güney İspanya’nın sıcak bölgesi olan Costa Salda bir beldeye yerleşmiştir. Eşi ile birlikte mutlu günler yaşanırken eşinin bir kaçakcılığa beş yıl önce (pek anlayamadım açık konuşmadı) konuşması nedeniyle hapse girmesiyle düzenleri bozulmuş. Eşinin iki yıldan beri hapisde olduğunu ve bir yıl sonra tahliye olacağını belirten bayan müthiş bir çalışma içinde (temizlikçilik, bahçıvancılık, inşaat işleri gibi faaliyetlerle) geçinmeye ve evlatlarını okutmaya çalıştığını anlattı.

İspanya ve bilhassa sahillerdeki turizm hareketliliği çalışmak isteyen herkese iş sağlıyor. Bu nedenle Fransız bayan imkan bularak düzenini sürdürüyor. Çalışmak imkanlarının yok denecek kadar az olduğu ülkemizde birisi böyle bir durumla karşılaşsa ne olur?

*    *    *

Yarın Zürih (İsviçre) üzerinden İstanbul’a dönüyorum. Bir ay gibi uzun bir sürede burada yaşayan torunlarımla hasret giderdim. Onları sevdim ve kokladım.

Diğer taraftan memleketimide çok özledim. İngilizce bir söz var “East or west the home is best”. Bu sözü tercüme edersek “ister doğusu ister batısı olsun insanın memleketi kadar (evi kadar) güzeli yok”

Buradaki yazılarımdan ve bazen ortaya koyduğum görüşlerimden dolayı beni  hep tenkit eden bir kimse olarak değerlendirebilirsiniz. Ama bu tenkitlerimin altında hep yapıcı bir husus ve memleketimizin daha iyiye gitmesi düşüncesi olduğunu belirtmeyi isterim.

İspanya’dan son defa selamlarımı sunuyorum.

Fuengirola-İspanya