PİYANİST VE AHISKA TÜRKLERİ

Bu hafta sonu çok sayıda Oskar Ödülü alan “Piyanist” isimli filmi izledim. Hakikaten çok başarılı bir şekilde çevrilen film 2. Dünya Harbinde Almanların Yahudiler üzerinde uyguladığı soykırımı çok açık ve acı bir şekilde ortaya koyuyordu.

*    *    *

Filmin konusunu kısaca sizlere aşağıda özetlemeyi istiyorum;

1939 yılında Polonya’nın Almanya tarafından işgalinden sonra ülkenin her tarafında olduğu gibi Varşova’da da Yahudiler üzerinde artan baskılan başlar, kollarında Yahudi olduklarını gösteren David yıldızlı bandlar taşımaları istenir. Daha sonra Yahudiler şehrin bir bölgesinde mecburi iskana tabii tutulur. Diğer bir ifade ile burada bir Yahudi Gettosu oluşturulur.

Polonyalı, parlak bir piyanist olan Wladyslaw Szpilman ve ailesi de bu uygulamadan nasibini alır. Bir süre Getto da Almanların gittiği bir lokantada piyano  çalarak geçimlerini sağlayan ve ailesini gaz odalarında yakılmak üzere Auswitseh’e gönderilmesini engelleyen Szpilman’ın durumu Yahudilerin hepsinin yok edilmesi emri üzerine kritik bir duruma girer.

Tüm aile gaz odalarına gönderilirken onu tanıyan ve takdir eden bir Alman subayı onun burada hizmet vermek üzere kalmasını sağlar. Bu arada onun gibi görevli olarak kalanlarla diğer Yahudiler yavaş yavaş bir ayaklanma hazırlığı içindedirler.

Görevlerin önemli bir kısmınında yok edilmek üzere gaz odalarına gönderilmesi kararı üzerine Sapilman da kafası eğik bir şekilde kendilerini götürecek trene doğru ilerlerken orada kalan görevlilerden bir Yahudi onu kimse görmeden yere doğru çeker ve kaçmasını sağlar.

Tanıdıkları Polonyalıların desteğiyle Varşova’da kaçak bir şekilde yaşayan Szpilman planlamasına katıldığı “Varşova Ayaklanması”nı saklandığı çatı satından hiçbir şey yapamamanın üzüntüsü ile izler. Bu ayaklanma kanlı bir şekilde bastırılır. Evler tek tek aranmaya başlar. Hayatta kalma mücadelesi veren Szpilman Başkentin sokaklarında hep kaçarak ve yıkıntılarda saklanarak yaşamaktadır. İşte bu dönemde onu bir Alman subayı yakalar. Bitkin ve uzamış saç ve sakalı ile korkunç bir görünüm sergileyen Szpilman’ın bir piyanist olduğunu öğrenen bu subay onu yakındaki evine götürür ve piyanosunu çalarak doğru söylendiğini ispatlamasını ister.

Parmaklarını oynatmakta güçlük çeken Szpilman, herşeye rağmen bir müzik sever olan subayı çaldığı piyano parçaları ile çok etkiler. Alman subayı bundan böyle ona yardım elini uzatır, gizlendiği çatı arasına sık sık yiyecek getirir.

Rusların Varşova önünde olmanı nedeniyle bölgeyi terk eden Alman subayı ona yetecek kadar yiyecek ve hatta üşümemesi için parkasını bırakır ve hayatta kalmasını sağlar.

Daha sonra Ruslar ve Polonyalılar tarafından kurtarılır.

*    *    *

Film çok anlamlı idi. Almanların Yahudilere uyguladığı soykırımı “Schindler Hatıraları” ve “Anne Frank’ın Hatıra Defteri” filmlerinde olduğu gibi çok güzel bir şekilde ortaya konuluyordu.

Bu filmi izlerken “Ahıska Türkleri”nin yaşadığı soykırımı hatırladım. Unutturulmak istenen bu soykırımı hiçbir kimse bir film konusu yapmıyor. Çünkü onlar zengin ve dünyada etkili olan bir kavimden değiller…

*    *    *

15 Kasım 1944 yılında, yaklaşık 120 bin Ahıska Türkü, Stalin tarafından Anavatanları Ahıska’dan sadece Türk ve Müslüman oldukları için mal varlıklarına el konularak, bir gece içerisinde silah zoru ile vagonlara hayvanlar gibi doldurulup, bir buçuk ay süren yolculukla Orta Asya Çöllerine ve Sibirya’ya sürüldü.

Soğuktan ve açlıktan ve hastalıktan 17 bini çocuk olmak üzere 30 binden fazla insan vefat etti.

Onlar bir defa daha doğdukları topraklara dönemediler…

*    *    *

Piyanist filmi izlerken Szpilman’a acırken, Yahudi soykırımının bir defa daha beynime kazındığını hissederken, bırakın dünyayı acaba seyircilerden kaçı “Ahıska Türkleri” ile ilgili soykırımı biliyorlar diye kendi kendime sormadan edemedim…

İstanbul