DEPREMLERİN PSİKOLOJİK VE SİYASİ BOYUTU

Güneri Civaoğlu’nun Milliyet Gazetesi’ndeki “Bingöl’ü hissetmek” başlıklı yazısını okuyunca İmar ve İskan Bakanı olarak 1983 yılında “Erzurum-Kars” depremi ile ilgili yaşadıklarım ve anılarım tazelendi.

Bu yazıdan bazı önemli kısımları iki bölüm halinde (psikolojik boyut ve siyasi boyut) sizlere aktararak bir giriş yapmayı istiyorum.

*    *    *

Psikolojik Boyut:

“Deprem sonrası terapilerde de deneyimli psikolog Emre Konuk anlatıyor:

“Deprem travmasını geçirenler öfkeli ve isyancıdır.

Neden ben, neden benim ailem, biz ne yaptık ki başımıza bu geldi diye sorgularlar. İsyan ya Tanrı’ya ya devlete yönelecektir.

Türkiye’de dini inançlar çok güçlü olduğu için öfke ve tepki devlete yönelir.

Kamu binaları çürük yapıldığı, malzeme eksik kullanıldığı, müteahhit, siyasetçi, bürokrasi üçgeninde soygun yapıldığı, çöken binalarla cinayet işlendiği kanısıyla tepki devlet kurumlarına, yöneticilerine yönelir.

Deprim sonrasında devlet kurumlarının yetersiz kalmaları bu tepkileri daha da yükseltir.”

Konuk’a göre, yöneticiler bu tepki psikolojisine empati (anlayış) göstermeliler.

Depremin travmasını (sarsıntısını) yaşamakta olanlarla iç içe omuz omuza olmalılar. Halk yalnız bırakılmadığını hissetmeli.”

*    *    *

Siyasi Boyut:

“Depremi öğrenir öğrenmez Başbakan Erdoğan’ın 6 Bakanla birlikte Bingöl’e uçması olumludur.

Ama bir konuşma, kameralar önünde yıkıntıları ziyaretten sonra gene altı bakanla helikoptere binip dönmesi geride boşluk bıraktı…

Bingöl’e giden DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar’ın izlenimleri şöyle:

“Başbakan, Bingöl’de, bir Başbakan Yardımcısı başkanlığında, içişleri, sağlık ve bayındırlık bakanlarını bırakmalıydı.

İlk birkaç günün sıkıntıları böyle bir siyaset doruğu ile aşılmalıydı.

Yaşlı ve tepkili insanlar, kendilerine özen gösterildiğini hissetmeliydiler.

Sonra…

Koordinatör bakan olarak bir devlet bakanı bırakılırdı.

Böylece daha düzenli ve etkin hizmet verilmiş olurdu.

Hiç değilse halkla polis karşı karşıya gelmezdi.

*    *     *

Sayın Civaoğlu’nun satırları bana 30 Ekim 1983 günü meydana gelen 7 şiddetinde olan ve 1150 vatandaşımızın ölümüne neden olan depremi hatırlattı. Hatırladığım ve yaşadığım önemli hususları başlıklar halinde aşağıda vermeyi istiyorum;

* Yaklaşan 6 kasım 1983 tarihinde yapılacak “Genel Seçim”den bağımsız aday olduğum Adana’ya doğru özel bir otomobille yakınlarımla birlikte giderken MDP’den sabah depremi 10.00 haberlerinden öğrendim. (Arabamızda telsiz yoktu) Hemen en yakındaki bir ilçeye girerek Ankara ile bağlantı kurdum ve geri döndüm.

* Ankara’ya ulaştığımda sabah ilk yardım uçağı ile Sağlık Bakanımızın deprem bölgesine uçtuğunu benimde ikinci yardım uçağı ile bölgeye gidebileceğim  bildirildi. Bakanlıkta ve Bakanlığıma bağlı Afet İşleri Genel Müdürlüğü’nde hazırlık çalışmaları yaparak zamanı değerlendirdim.

* Akşam üstü geldiğim Erzurum’da Koordinatör Bakan olarak benim başkanlığımda hemen bir “Deprem Koordinasyon Merkezi’ oluşturduk. Bu Koordinasyon Merkezi’nde çalışmaları 2. Ordu Komutanı, Erzurum ve Kars valileri ile birlikte yürüttük. Müsteşar yardımcım de bu merkezin sekreteryasını üstlendi.

*Daha çok köylerde çamurla örülen taş duvarların üzerine uzatılan yuvarlak ağaçlarla oluşturulan tavan üzerine konulan kalın topraklı damların bu duvarların kolaylıkla yıkılması nedeni ile çöken tavanlarının altında kalmaları ile ölüm ve hasarlara sebep olan bu depremin yaralarını sarmak için bizler ve tüm ekipler neredeyse 48 saat hiç uyumadık.

* Depremin ertesi günü Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız ve bazı bakan arkadaşlarımız bölgeyi ziyaret ettiler ve aynı gün Ankara’ya döndüler. İki gün sonra da Sağlık Bakanımız ayrıldılar.

* Seçim de aday olmama rağmen ben seçim esnasında da deprem bölgesinde 10 kadar kaldım Benden sonra Bayındırlık ve Sanayi Bakanları da 10’ar gün kaldılar. Onlarla iç içe, omuz omuza oldum. Halkı yalnız bırakmadım. Benim bölgede bu kadar kalmam gerektiğini kimse söylemedi. Bunun böyle olması gerektiğine kendim karar verdim.

* 6 Kasım’da yapılan seçimlerde seçim bölgeme hiç gidemediğim için çok az bir oy farkı ile seçimi kaybettim. Benim için önemli olan halkımın ölülerini çıkarmak ve gömmek, evsiz kalanları çadırlara yerleştirmek onları duyurmak yavrularımın okullarını açmak ve burada tek tek sayamadığım hizmetleri vermekti.

Tutumumuzla psikolojik bakımdan vatandaşa destek sağladık ve siyasi boşluk yaratmadık diye düşünüyor ve gururlanıyorum…

İstanbul