EROL SABANCI’NIN EKONOMİYE BAKIŞI

Türkbankacılarının “duayen” (o işi en iyi bilen tecrübeli ve o konuda en uzun çalışan kimseyi tanımlayan ve dilimize girmiş çok kullanılan yabancı bir kelime) kabul ettiği, tecrübesi ve bilgisi ile dünya bankacıları tarafından da tanınan bir isim.

Kendisi ile yapılan bir röportaj da önemli gördüğüm hususları aynen alarak aşağıda değerlendirmenize sunuyorum.

*    *    *

* Erol Sabancı, sektörün yaşadığı son krizi üç nedene bağlıyor. Her isteyene bankacılık lisansı verildi; kurulan bu bankalar denetlenmedi, haksız rekabete göz yumuldu; ancak kriz koşullarında bir yıl gibi geçici süreyle olabilecek ‘mevduatta tam güvence’ uygulaması 10 yıl sürdürüldü ve yangın üzerine barutla gidildi.

*Erol Sabancı denetim konusunda politikacıları işaret ediyor: “Murakıplar çok iyi raporlar hazırladılar. Ama politik makamlar bunun gereğini yapmadı” diyor. Hem mevduat hem de banka sahibinin risk almasının teşvik edildiği’, böylelikle de krizin adeta davet edildiğini belirten Erol Sabancı, “Şimdi de sınırsız güvenceyi bir yıl uzattılar. Bu bir ayıptır” diyor.

* Sektörden 22 banka ayıklandı, bu otoritenin işini de azalttı. Enflasyon düşüyor, yüzde 20’lere indi. Faizlerde düşüş sürüyor, yüzde 30 civarında. Döviz kurundaki sarhoşluk bitti. Kur rayına oturdu. Borsa canlandı. Otorite denetimlerde tecrübelendi. Sektör de faaliyet gösteren bankalar daha yakından izleniyor.

* Bilhassa belirtmek isterim ki Kemal Derviş döneminde çok ciddi adımlar atıldı. Sistemin yüzde 90-95’i temiz hale getirilmiştir. Kamu ve özel sektör bankacılığında önemli düzenlemeler yapıldı. Kamu bankaları kredi dağıtımında ve personel alımında gereken itinayı göstermiyordu. Likidite kaybettiği için yüksek para topluyorlardı.

* Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na alınan bankaların Türkiye ekonomisine getirdiği faturanın 50 milyar doları geçtiği söyleniyor. Sizce bu rakam doğru bir rakam mı şeklindeki soruya Erol Sabancı aşağıdaki cevabı veriyor;

Fon’un zararının İmar Bankası ile birlikte 53 milyar dolar olduğu söyleniyor. Bu hesap yanlıştır. Ülke ekonomisinin uğradığı gözükmeyen iki büyük zarardan sözedilmiyor. Bu gözükmeyen iki önemli zararın birincisi yüzde 100 devlet garantisi ile yüksek faizle kaynak toplayan bankaların diğer bankaları faizlerini yükseltmeye itmelidir. Ne oldu? Para toplamak için yüksek faiz verdiler. uymayan bankalar da faiz yükseltmek zorunda kaldı. Misal Akbank’ın müşterisi şube müdürüne geldi, ‘Öbür banka sizden daha fazla faiz veriyor’ dedi. Akbank şube müdürü, ‘Biz daha güçlü bankayız. Daha fazla faiz verelim’ dediğinde faizler 3-5 puan daha fazla verildi. Rantiye sınıfı bundan istifa etti. Mahallesinde dükkan, açmak yerine rantiyeciliğe yöneldiler. Bu da ekonomide sıkıntılara ve vergi kayıplarına, çarpıklıklara yol açtı. İstihdam yaratılmadı. Bunun ülkeye verdiği zarar gözükmüyor.

İkinci büyük zarar, Türkiye’de en büyürk borçlunun hazine olmasından kaynaklandı. Hazine piyasadan hep 8-10 puan fazla faizle borçlandı. Yüksek faizler piyasayı durgunluğa sürükledi. Üretim olmadı, istihdam olmadı. Peki bu karam da Fon’un 45-50 milyar dolarlık zararının içinde var mı? Hayır yok. Bütün bunlar bürokrasi de politikacılar da yeterli itina ve dikkati göstermediği için yaşandı.

*    *    *

türkiye’nin ekonomisini yakinen izleyen bir bankacının bu önemli tesbitleri hepimizin son 10 yılda neden fakirleştiğimizi çok güzel açıklamaktadır.

(Kadife Şahin “Akbank’ta zorlu bir kaptan”  Milliyet 9 Kasım 2003)

İstanbul