MUZAFFER İLE DERTLEŞME

Dün kardeşim Mehmet, beni Konya’dan aradı. Arkadaşım Muzaffer’in yıkılan Zümrüt Apartmanı’nın enkazının altından ölü olarak çıkarıldığını bildirince üzüntüm sonsuz oldu. Kendisine Allah’tan rahmet, kederli ailesine bir defa daha başsağlığı diliyorum.

*    *    *

Bu sabah uyuyamadım, erken kalktım… Arkadaşımın bu zamansız ve beklenmeyen kaybı, beni çok etkiledi… Düşünmeye daldım…

Birden bire, arada 700 kilometre mesafe olmasına rağmen kendimi Ulu Cami’nin “musalla taşı”nın üzerinde tabutu duran arkadaşımın yanında hissettim…

Herhangi bir ses duymamama rağmen sanki onunla sohbet ediyordum… Aramızda geçtiği hissine kapıldığım konuşmayı sizlerle paylaşmayı istiyorum…

*    *    *

-Senin beklemedik bir şekilde hayatını kaybetmene çok çok üzüldüm. Takdir-i ilahi buymuş…

-Ailemden ve dostlarımdan beklenmedik şekilde ayrılmam beni de çok üzüyor. Yalnız, senin bu olayı takdir-i ilahi şeklinde yorumlamana katılamıyorum. Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, “İslam düşüncesinde hiçbir zaman takdir-i ilahi diyerek tedbirsizlik etmek yoktur. Freni tutmayan araba ile yola çıkayım, takdir-i ilahi… Öyle bir şey dinde yok” şeklindeki açıklaması bunu açık bir şekilde ortaya koyuyor. Çok doğru çürük binalar da takdir-i ilahi değil…

-Bu kooperatife üye olurken gerekli hassasiyeti gösterdin mi?

-Ben yıllarını devletine ve milletine adamış bir hakim olarak kanunlarımıza göre kurulmuş bu kooperatifin, yasal yollara uyacağını ve ilgili yönetmelikleri tatbik ederek binamızı yapacağını varsaymıştım. Heyhat pek safmışım ve yanılmışım…

-Değerli kardeşim,  bu ülkede son yıllarda çok şeyin olumsuz olarak değiştiğini bilmiyor musun? Maddi çıkar sağlamak isteyenlerin gözünü para hırsı bürümüş! İnşaat sektöründe de durum farklı değil… Senin gibi konuyu bilmeyen kooperatif üyeleri tıkır, tıkır aidatlarını öderken, bazı kooperatif yöneticileri ile müteahhitler arasında yasal olmayan yollarla menfaat ilişkisi kuruluyor. İnşaatı kontrol edecek teknik uygulama sorumlusu yanında kontrol ile görevli belediyeler ve resmi kuruluşları da görevlerini aksatınca ve yapmayınca yepyeni binalar böyle yıkılıyor…

-Ben bir hakim olarak sorumluların bulunup cezalandırılmasını istiyorum. Bu ceza tüm ölenlerin, yaralananların acılarını dirdirmeli maddi ve manevi kayıpları karşılamalı…

-Bugüne kadar Konya’da olduğu gibi ve depremlerde bir çok bina çöktü… Şimdiye kadar en çok cezayı Diyarbakır’da 1983 yılında çöken Hicret apartmanının müteahhidi aldı. Verilen 8 yıl 3 aylık ağır hapis cezasına karşılık yasalar gereği 1.5 yıl hapis yattıktan sonra serbest bırakıldı. İnşallah, Başbakan Erdoğan’ın “Bu işlerin müeyyidesi ağır olmadığı takdirde bu tür bedelleri vatandaşımız canıyla ödüyor. Bunada kimsenin hakkı yok. Cezalar artırılmalı. Böyle bir şeye fırsat veremeyiz. Bunların üzerine daha fazla gideceğiz” sözü gerçekleşir…

*    *    *

Şu anda karşı tepelerden gelen öğle ezanının sesini duyunca kendime geldim. Dünyada yaşam devam ediyor… Hepimiz nice acılar yaşadık… Bu beklenmedik acıya da dayanacağız ve katlanacağız…

Birleşmiş Milletlerin yayınladığı doğal felaketlerle ilgili raporunda, “Doğal felaket tehlikesiyle karşı karşıya bulunan dünya nüfusunun sadece yüzde 11’i az gelişmiş ülkelerde yaşıyor. Ancak felaket  kurbanlarının yüzde 53’ü bu ülkelerden çıkıyor” denmektedir.

Bu felaketlerden kurtulmanın yolu az gelişmişlikten kurtulmaktır. Bunun için biran önce her bakımdan gelişmiş ülkeler arasına girmemiz için kararlı olmalı ve çalışmalıyız.

İstanbul