DOĞAN SOFRACIOĞLU KONFERANSI (lll) (MECİTÖZÜ)

(Dünden devam)

Deprem

Bir deprem hatırlıyorum, yağmurlu bir gecede herkes dışarı kaçmıştı. Bir ara evimizin önündeki üç taş basmakta ağladığımı ve karanlık yağmura doğru baktığımı hatırlıyorum. Meğer babam, beni evin önüne bırakıp yukarıda uyumakta olan küçük kardeşimi almak için tekrar eve girmiş. Sonra hep birlikte evden uzaklaşmışız. O geceyi nasıl geçirdiğimizi pek hatırlamıyorum.

Ertesi günü eve girişimizi net olarak anımsıyorum, evimizin bütün kireç sıvaları dökülmüştü, içeride de dökülmüştü. Işkefe yığınlarının üzerine de kalın sıva parçalan düşmüş ve ezilmişlerdi. Üst katın manzarası daha vahimdi, Pekmez küpleri devrilmiş, bazıları da kırılmıştı. Sanırım zor bir temizlik dönemi geçti, biz o sırada birkaç gün Selmalıkta kaldık. Komşular da gelirdi. Deprem gecesi, Haminnemi anlatır ve gülerlerdi. Karanlıkta Haminnem dışarı çıkacakken Pekmez küpleriyle hayli uğraşmış, önüne yıkılan birbir devrilen küplere “ÇEKİLSENİZE önümden !..” diye bağırır onlara kızarmış.

O depremde Hatce Halamların evi yıkılmıştı, alt katta oturanların burnu bile kanamazken, kendini ikinci kattan aşağıya atan oğlu yaralanmıştı. Sonra çook depremler oldu. Çocukluk işte depremde üzerimize üzerimize sallanan duvarları Daminin Hüseyin ve diğer arkadaşlarımızla bizde geriye doğru itmeye çalışır ve buna çok gülerdik. Allahtan duvarlar üzerimize yıkılmamıştı.

*     *     *

Osmanlı Banknotları

Bir gün, çok yaramazlık yaptığımız için, kardeşim Ayhan’la beni üst kattaki karanlık odaya hapsettiklerini hatırlıyorum. Bir süre korkuyla bekledikten sonra gözlerimiz karanlığa iyice alışınca etrafı incelemeye başlamış ve çok ilginç şeyler bulmuştuk.

Bir Çeyiz sandığına istif edilmiş olan bir sürü kitap vardı. O zamanlar yeni okula başladığımız için çoğunu okuyamadığımızı zannetmiştik. Oysa zaten okuyamazdık, kitaplar eski Türkçe ve Fransızca yazılmıştı. Sonradan bir kısmının fizik, kimya, biyoloji gibi konular içerdiğini anlamıştık. Bu kitaplar arasında bir de el yazısı ile notlar içeren defter filan da vardı. En önemli buluşumuz bir Para Cüzdanı olmuştu. Büyük, katkat açılan bir çok gözü ulan bir para cüzdanı, Ve içinde bir sürü de para vardı. Osmanlı Banknotları.

Dedem, 1909 yılında görevi başında bir böcek sokmasından hastalanmış, Yaylı Arabası Merzifon’a doktora yetiştiremediği için de yolda ölmüştü. Bunlar onun kitapları ve Şahsi Eşyaları idi. Bütün kitaplarını yazılarını şahsi küçük eşyalarını ve cüzdanını da bu sandığa yerleştirmişler ve bir daha da bakmamışlardı. Aradan geçen kırk yılda çok değişiklik olmuştu. Osmanlı yıkılmış, Cumhuriyet kurulmuş, bu paralar geçmez olmuştu,

O zamanlar bu cüzdanda bulunan parayla bir iki ev tarla filan alınabilirmiş. Benzinlikte Masa Camının Altına yerleştirdiğimiz bu paraları gelip geçen konukların hayranlıkla seyrettiklerini ve bir kısmının da anında kendilerine hediye edildiğini hatırlıyorum. Oysa bu paraların koleksiyon değeri ile bu gün de bir-iki ev satın alınabilirmiş.

Doğan’ın doğduğu Mecitözü’ne ne kadar özlem duyduğu anlattıklarından belli oluyor. Gurbette olanlar doğdukları ve büyüdükleri yörelere sanki bir başka bağlı oluyorlar…

İstanbul