TÜRKİYE’NİN AB ÜYELİĞİNE ALMANYA’DAN BAKIŞ (2)

Almanya’nın Hannover şehrinde, Türkiye’nin AB üyeliği ile ilgili gözlem ve değerlendirmelerim devam ediyor. Önceki yazımda Almanların düşüncelerini aktarmaya çalışmıştım. Bu yazımda da buradaki Türklerin görüşlerine yer vereceğim.

Geçen akşam buradaki Türk arkadaşlarımla bir yemekte biraraya geldik. Özlem giderdik ve öncelikle Türkiye’nin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik durumunu tartıştık. Türkiye’nin sorunlarını çok yakından takip eden arkadaşlarım konuyu 17 Aralık’ta karara bağlanacak tam üyelik görüşmelerine getirdiler. Arkadaşım Remzi, Almanya’lı Türklerin 1430 derneği adına Almanya Türk Toplumu (TGD) tarafından Avrupa Birliği Devlet ve Hükümet Başkanlarına gönderilen açık mektubun aşağıdaki önemli başlıklarını açıkladı:

  • Türkiye ile tam üyelik görüşmelerine başlanması için, Avrupa Birliği’nin eşit ve adil olmayan koşulları, Avrupa Birliği ve Türkiye ilişkilerini neredeyse bir kopma noktasına getirmiştir.
  • Almanya ve AB-Türkleri, AB ve Türkiye arasındaki gerginleşen ilişkilerden son derece tedirgindir.
  • Avrupa Birliği Devlet ve Hükümet Başkanları tarafından 9 Aralık 1999 da Helsinki doruk toplantısında Türkiye’nin adaylık statüsü benimsenmiş ve Türkiye’ye diğer aday ülkelerle eşit davranılacağı güvencesi verilmiştir. Bu güvence çeşitli vesilelerle tekrar vurgulanmıştır.

Bu yılın Ekim ayında yayınlanan  AB  Komisyonu raporunda ve bazı AB yetkililerin daha sonra yaptıkları açıklamalarda  Türkiye’ye AB’ye alınan ve alınacak diğer ülkelerle eşit davranılmadığı kesinlikle ortaya çıkmıştır.

  • Bu dışlayıcı ve eşit olmayan uygulamayı beş alanda görmekteyiz:

1- Türkiye tüm gerekli katılım koşullarını yerine getirse bile, AB Türkiye’nin üyeliğini red edebilme yetkisini kendisinde tutmak istemektedir. Hatta tam üyeliği bile öngörülmeyen bir seçeneği Türkiye’ye sunmayı düşünmektedir.

2- Türkiye’nin tam üyeliğe alınmasının, AB ülkelerinde referandumla belirlenmesi düşünülmektedir.

3- Türkiye vatandaşlarının serbest dolaşımı hakkı yalnız geçici bir süre için değil, sürekli kılınmak istenmektedir. Bu koşul Avrupa Birliğinin ruhu ve felsefesiyle tamamen çelişmektedir.

4- Türkiye’nin tarım sektörü ve altyapı alanlarında, AB yardımlarından sürekli olarak uzak tutulması düşünülmektedir.

5- Türkiye’ye kesin bir tam üye olma tarihi öngörülmemektedir.

Remzi’nin bu açıklamalarından sonra, Türkiye’ye karşı önerilen bu engellerin haksız tutum ve onur kırıcılığa varan yaklaşımları gerçek nedeninin özellikle din ve kültürden kaynaklandığını vurguladıklarını ve Türk halkının eşit olmayan ve budenli onur kırıcı koşulları kabul etmeyeceğinin kesin olduğunu belirttiklerini ortaya koydu.

Gönderilen bu mektubun sonuç kısmında, “Siz AB devlet ve Hükümet başkanlarından dileğimiz, 17 Aralık da yapılacak doruk toplantısında müzakereler sonunda Türkiye’nin AB’ye eşit koşullarla tam üye olacağına karar vermenizdir. Bu tarihi karar aynı zamanda medeniyetler ve kültürler arası çatışma yanlılarına verilecek önemli bir yanıt olacak. Bu nedenle sizlerden dileğimiz doruk toplantısında vereceğiniz bu tarihi kararımızla, AB’ye üye olan ve olacak ülkelere, Türkiye’ye de eşitlik ilkesine tamamen bağlı kalarak davrandığını kanıtlamanızdır.” cümlelerin yer aldığını açıkladı.

Buradaki arkadaşımın genel olarak tam üyelik görüşmeleri başlasa bile AB Türkiye ilişkileri konusunda çok kaygılı olduklarını gördüm. Hatta bazıları eskiden AB’ye girmek istediklerini son gelişmelerden sonra Türkiye’nin parçalanabileceğini gördüklerinden ve 10-15 yıl süren görüşmelerden sonra bir ülkenin yapacağı bir halk oylamasıyla üyeliğimizi engelleyebileceğinden artık görmeyi istemediklerini belirttiler.

Hannover-Almanya