DÜNYA KADINLAR GÜNÜ VE LEYLÂ HANIM

Bugün Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu’nun konserinde Leylâ Hanım’ın, aşağıda güftesini verdiğim hicazkâr şarkısını dinlerken konser kitapçığını açtım ve bestekârın hayat hikayesini okudum.

*     *     *

1850 yılında İstanbul’da doğdu ve 1936 yılında öldü. Küçük yaşta Saray’da tahsil gördü. Babasının görevi nedeniyle Girit’e gitti ve burada Fransızca ve Yunanca öğrendi. Onaltı yaşında şiir yazmaya başladı. Bütün şiirleri “Solmuş Çiçekler” adı altında neşredildi. Nikoğos Ağa ve Medeni Aziz Efendi’den mûsiki öğrendi. Zamanın müzisyenlerini bir araya toplayıp onları teşvik ve himaye etti. Arapça, Farsça, Rumca da bilen Leylâ Hanım’ın bazı şarkıları Şamlı İskender tarafından eski harflerle bastırıldı. Saray’a ait olan çok önemli hatıralarını kaleme alan ve günümüze ulaştıran bestekârın iki yüz eserinden halen elli kadarı mevcuttur.

*     *     *

Konserde icra edilen eser:

Nerdesin nerde acep gamla bıraktın da beni

Aradım çok aradım a gözüm nûru seni

Yine görmek için ol neşveli vech-i haseni

Aradım çok aradım a gözüm nûru seni

(neşveli: Neşeli, vech-i hasen: Güzel yüz)

*     *     *

Leylâ Hanım’ın yaşadığı günlerde “Dünya Kadınlar Günü” kutlanmıyordu… Ama Leylâ Hanım çok şanslı imiş… onu, ayrı dönemde yaşayan iki büyük annemle (Emine ve Firdevs) karşılaştırdım.

Leylâ Hanım, Padişahlığın başşehri istanbul’da doğmuş, Saray’da tahsil görmüş ve babasının görevi nedeniyle Girit’e gitmiş, şiirler yazmış, yabancı diller ve mûsiki öğrenmiş ve maddi durumu iyi olduğu için müzisyenleri teşvik etmiştir.

O günlerde Babaannem Firdevs Hanım, Ruslar tarafından işgal edilen ve okula gidemediği Ahıska’dan muhacir olarak Samsun’a gelmiş. Yokluk ve sıkıntı içinde dedem İsmail ile birlikte dört evladının geleceğini daha güvenceli yapabilmek için didinmiştir. Anneannem Emine Hanım, dedem Osman’ın öteyüzde (Kızılırmak’ın karşı tarafı) köyü ve çiftliği olduğu ve muhacirlik yaşamadıkları için daha rahat etmiş. İmkanları olmasına rağmen, bugün birçok Arap ülkesinde halen olduğu gibi, kız evlat olarak okutulmamış…

*     *     *

Anadolu’nun kendi kaderine terk edildiği ve yalnız asker deposu olarak görüldüğü günlerde, iki büyük annemin yetiştikleri ortamda isteselerdi bile Leylâ Hanım gibi tahsil görmeleri ve mûsiki eğitimi almaları düşünülemezdi. Onlar bu imkana sahi olmadıkları gibi, Annem ve Teyzem de bu imkanlara sahip olamadılar ve okuyamadılar.

İşte bu şartlar altında Anadolu, Cumhuriyet’e kavuştu. Cumhuriyet döneminin getirdiği imkanlar ve nimetler sayesinde anneannemin iki kızından olan dört kız torunu da okudular ve eğitimli anneler olarak yavrularını yetiştirdiler. İkisi de mûsiki eğitimi aldılar.

*     *     *

Dünya Kadınlar Günü’nü kutladığımız bu günde Leylâ Hanım’ın şahsında Saray’a yakın olanların elde ettiği imkanlarla, büyükannemlerin şahsında Anadolu’da yaşayanların imkansızlıklarını, sizlerin değerlendirmenize sunarak, ülkemizin her tarafında yaşayan kadınlara aynı imkanları sağlayan Cumhuriyetimizin ne kadar önemli ve ûlvi görevler yaptığına dikkatinizi çekmeyi istedim.

İstanbul, 5.Mart.2006