Çerikli Tren İstasyonu’nu hatırladım!

“Çorum Lisesi Mezunlar Günü” törenine katılmak ve tamiratına (restorasyonuna) başlanılan hamamımızı görmek üzere, oğlum Kadri ve yeğenim Gaye ile birlikte geçen Cuma günü Ankara’ya uğrayarak, karayolundan Çorum’a geldik.

Her zaman yaptığım gibi yol boyunca, her ikisine, Çorum’un geçmiş yaşamından hatırımda kalan önemli anılarımdan kısa kısa bahsettim. Onların, uzakta yaşamalarına rağmen doğdukları kenti daha iyi tanımalarının, köklerini unutmamalarının ve Çorum’un gelişmesine katkıda bulunmalarının, kaybettiğimiz aile büyüklerinin ruhlarını huzura kavuşturacağına inanıyorum.

Sungurlu’ya yaklaşırken, şimdiki yola yakın bir yerde halen kullanılan beton köprüyü onlara gösterirken, Çorum’dan Ankara’ya Çerikli üzerinden 20-22 saatte nasıl gittiğimizi anlattım.

*     *    *

Anılarımda önemli yer tutan Çerikli Tren İstasyonu ile ilgili önemli satırlara, 9 Haziran 2006 tarihli Çorum Haber gazetesinin Yazılıkaya Kültür ve Sanat Eki’nde yayınlanmış, çalışmalarını gururla izlediğim, kendisini bu nedenle tebrik etmeyi istediğim İstanbul Teknik Üniversiteli genç arkadaşım, yazar Ahmet İlbars’ın derlediği “Bedri Rahmi’nin Çorum Mektupları”nda rastladım.

Gelin, ilk önce bu satırları birlikte okuyalım:

Bugün gördüklerimi anlatmadan dünkü otobüs hikâyesini, daha doğrusu rezaletini anlatayım. Tren yolculuğu rahat geçti. Yalnız, Ankara’da Vagon Restoranı, bize sormadan, kesmişler. Bu yüzden dün sabahtan gece yarısına kadar aç kaldım. Bu bir şey değil. Çerikli’deki otobüs rezaleti, açlığı unutturdu. Elli yolcuya bir otobüs. Hepsinin de benim kadar eşyası vardı. Evvela, eşyamı almak istemediler. Meğer, ayrıca para kopartmak istiyorlarmış!! Neyse. Beni şoförün yanına yerleştirmişlerdi. Şoför, son dakikada beni oradan kaldırdı. Orası, kendi adamları içinmiş!! Beni ağzına kadar dolmuş otobüsün içerisine bir paket gibi attılar. İzinli gelen askerlerin dizleri ve ayakları üzerine, güya oturdum. Dünyada, insanların böyle bir işkenceye tahammül edebileceklerini tahmin edemezdim.

Dostoyevski’nin “Ölüler Evinde ki” mahkûmları mutlaka, daha konforlu bir şekilde yaşıyorlardı. Bu otobüsteki korkunç sıkıntıyı sana bütün teferruatıyla anlatsam, yirmi dört saat yazabilirdim. Birkaç detay: Yolcular birbirlerinin üzerlerine kusuyorlardı. Ezilen çocuklar, bağrışıyorlardı…* Kadının biri parmaklarını kapının arasında unutmuş… İki parmağının ucu patlamış. Kavga, dövüş, küfür ve sonra müthiş bir toz. Ama nasıl bir toz. Halis, muhlis “Oxide de zinc.”** On dakikada bütün yolcular tanınmaz halde boyanıyor. Bu toz tam sekiz saat duraksamadan yutuluyor. Elbiselerimin halini görsen, gülmekten katılırdın.

Velhasıl Bucişkam, bu otobüs rezaleti tam sekiz saat devam etti. Gece saat on buçukta Çorum’a geldik.

*     *     *

Değerli okurlarım, bir yazımda Çerikli ile ilgili hatıralarımı, Bedri Rahmi kadar renkli olmasa da sizlere anlatmıştım. Bedri Rahmi’nin 1941-42 yıllarında dokuz ay kaldığı Çorum’un Ankara’ya ve İstanbul’a açılan tek kapısı Çorum’a 110 kilometre uzaklıkta olan Çerikli Tren İstasyonu idi.

Bu yazımı lütfen, bugün Ankara’ya 3-4 saatte ulaşan gençlere okutunuz veya okuyunuz. Böylece Türkiye’nin nereden nereye geldiğini anlasınlar !

İstanbul, 17 Haziran 2006

(Not: Bu yazımı “Babalar Günü” nedeniyle, Çorum-Çerikli arasında otobüs ve bu vasıtaların kalktığı Velipaşa Oteli’ni ve Garajı’nı uzun yıllar işleten rahmetli babam Hüseyin Samsunlu’nun anısına ithaf ediyorum.)