Fransa ne yapmak istiyor? (2)

Son günlerde, ülkemizin yetkilileri yanında yazılı ve görsel basında, 12 Ekim 2006 tarihinde Fransa Parlamento’sunda oylamaya sunulacak olan “ERMENİ SOYKIRIMININ REDDİNİN CEZAİ YAPTIRIMLARI” ile ilgili kanun teklifine karşı başlatılan kampanya ile ilgili haberler yer almaktadır. Sizlerin de bu gelişmeleri yakınen takip ettiğinize inandığım için, bu haberleri  tekrarlamayı istemiyorum.

Türk asıllı, Türkiye ve Fransa vatandaşı ünlü gazeteci Kenize Murad’ın, Fransa Parlamentosu’nun Ermeni soykırımı tasarısını yeniden gündeme getirmesine karşı çıkarak yayınladığı manifestoyu (bildiri) sizlerin değerlendirmenize sunmayı istiyorum.

*     *     *

Kenize Murad kimdir?

Kenize Murad İkinci Dünya Savaşı başlarında Paris’te doğdu. Annesi Selma Sultan Padişah 5. Murat’ın torunu, babası da Hindistan’daki Badalpur Racasıydı. 1,5 yaşındayken annesini kaybeden Kenize Murad, İsviçreli bir diplomat aile tarafindan Paris’te büyütüldü. Babasını 21 yaşına geldiği zaman tanıdı.

Paris Üniversitesi’nde sosyoloji ve psikoloji okuduktan sonra 15 yıl boyunca çeşitli Fransız dergilerinin Yakın Doğu muhabirliğini yaptı.

En güzel romanı “Saraydan Sürgüne” isimli kitabıdır. İçinde  annesi Selma Sultanın kısa ve bahtsız hayatını hikaye eder. Kitabı okuyan bir arkadaşım, ”severek okuduğunu,herkese tavsiye ettiğini” bana anlattı.

Bugün Ermeni soykırımı iddialarına karşı Fransa  Parlamentosu’na yazdığı, tokat gibi yazı, damarlarında Türk kanı  taşıyan ve 1924 yılında sürgüne gönderilen Osmanlı Padişahı’nın torununun kızıdır.

*     *     *

Kenize Murad’ın mektubu

”Bu kadarı da fazla! Avrupa’nın küstahlık ve kötü niyeti, sınırlarının sonuna varmış durumda.

Ama Türkiye, kesin olmayan Avrupa Birliği üyeliğinin muhtemel yararları uğruna bile olsa Avrupa’nın dayatmaları karşısında boyun eğemez.

Dün, Avrupa Parlamentosu temsilcisi, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyesi olabilmesi için “Ermeni soykırımı”nı kabul etmesini bir koşul olarak öne sürdü.

Bu yetmiyormuş gibi, Rum Pontus ve Süryani soykırımlarının kabul edilmesini de bol keseden istedi. (Kimileri de olası bir “Kürt soykırımı” iddiasının eli kulağında olduğunu anımsatıyorlar.)

HOLLANDA’DAKİ TÜRK’ÜN ONUR DERSİ

Bugün, Hollanda’nın iki büyük siyasal partisi, “Ermeni soykırımı”nı kabul etmedikleri gerekçesiyle Türk kökenli Hollanda’lı adaylarını seçim listelerinden çıkardılar.

İlkin, aydın onuru uğruna siyasal geleceklerinden vazgeçme cesareti gösterdikleri için bu insanları kutlamamız gerek.

Kimi “aydınlar”a esin kaynağı olması gereken bir aydın onurundan söz ediyorum!

Aslına bakarsanız, her iki yanda ciddi tarihçiler (tabii ki militan olmayanlar), soykırım olmuş olsun ya da olmasın, “soykırım”ı kabul etmek yerine hepimizin okumamız, araştırma yapmamız, bilgi edinmemiz, hoşgörü içinde tartışmamız gerektiği konusunda birleşmektedirler.

ELEŞTİRİYORSUNUZ AYNISINI YAPIYORSUNUZ

Bilgi sahibi olmadan onaylayan, dahası yasa çıkartıp cezalandıran bazı Avrupa hükümetleri, kendi ilan ettikleri düşünce ve ifade özgürlüğü ilkeleriyle tam anlamıyla çelişki içinde bulunmaktadırlar.

Türkiye, Ermeni soykırımı olduğunu söyleyen ya da yazan kişileri yargıladığı için kınanıyor.

Ama Fransa da soykırım olmadığını söyleyenleri yargıç önüne çıkartarak aynı şeyi yapmaktadır.

YILLARCA ÖLÜM TEHDİTLERİ ALDILAR

En ünlü Osmanlı tarihi uzmanı Amerikalı Bernard Lewis, soykırım değil, iç savaş sırasında katliam olduğunu söylediği için Fransız mahkemesi tarafından mahkûm edildi.

Bir başkası, seçkin Osmanlı tarihi uzmanı Fransız Gilles Veinstein, araştırmalarının sonucuna dayanarak soykırım olmadığını yazdığı için meslek hayatının tehlikeye düştüğünü gördü.

Kendisi ve ailesi yıllarca ölüm tehdidi aldı.

Bundan sonra da bu konuda ağzını açamadı.

İNSANI SUSTURMAK ENTELEKTÜEL TERÖRİZM

İnsanları korkutarak bir konuda konuşmasını ya da yazmasını engellemeye “entelektüel terörizm” adı verilir.

Üstelik bu, insan hakları ve ifade özgürlüğü şampiyonu olan bir ülkede olmaktadır.

Daha da beteri, Ermeni soykırımını kabul etmeyenleri beş yıla kadar hapisle ve on binlerce Euro para cezasıyla cezalandırmayı öngören bir yasa çıkartması için Fransız parlamentosuna büyük bir baskı yapılmaktadır.

Bu türden bir mahkûmiyetin Fransa’da mesleki ve toplumsal bir ölüm  anlamına geldiğini ve ayrıca hiçbir gazete ya da yayınevinin sizi yayınlamaya cesaret edemeyeceğini söylemek gerekmez bile.

YOLUNUZ HİTLER VE STALİN’İN YOLU

Siyasal çıkarlar doğrultusunda tarihin yeniden yazdırılması, Hitler ve Stalin türünden diktatörlerin her zaman yaptıkları bir şeydir ve bunun büyük felaketlere yol açtığı çok iyi bilinmektedir.

Bundan dolayı, “Ermeni soykırımı”nı kabul etmeyenleri mahkûm etmeyi amaçlayan yasa tasarısına tepki olarak, birkaç ay önce, Fransa’nın en büyük tarihçi ve yazarları da aralarında olmak üzere 600 kişi, “Tarih İçin Özgürlük” adını verdikleri bir topluluk kurdular ve gazetelerde bir açık mektup yayınladılar.

FRANSIZ TARİHÇİLERİN MEKTUBUNA KULAK VERİN

Mektubun bir bölümü şöyle:

“Özgür bir devlette, bir tarihsel gerçeği tanımlamak ne parlamentonun, ne de yargı erkinin işidir. Devletin siyaseti, gerisinde çok iyi niyetler de olmuş olsa, tarihin politikası değildir.

Özellikle 13 Temmuz 1990, 29 Ocak 2001 ve 23 Şubat 2005 tarihli yasa maddeleri, bu ilkeleri ihlal ederek tarihçinin özgürlüğünü kısmakta ve cezayla tehdit ederek, araması ve bulması gereken şeyi ona söylemekte, ona yöntemler buyurmakta ve sınırlarını saptamaktadır.

Demokratik bir rejime layık olmayan bu yasa maddelerinin yürürlükten kaldırılmasını talep ediyoruz.”

Fransa ne yapmak istiyor?(II)

Önümüzdeki 12 Ekim 2006 tarihinde karar verecek olan Fransız parlamentosu, onları dinleyecek mi acaba?

KENİZE MURAD”

Birkaç yıl önce İstanbul’da Fransız Kültür Merkezi’nde ”Orta Doğu,İsrail ve Filistin” konusunda verdiği bir konferansta Kenize Murad’la tanışmıştım. Fransa’da yaşayan ve karşısına çıkarılabilecek zorlukları umursamadan böyle bir mektup yayınladığı için kendisini tebrik etmeyi istiyorum. Ayrıca hayatında bu kadar zorluk içinde yaşamasına rağmen Türkiye ile bağını koparmadığı için de kendisini kutluyorum.

Ne  güzel bir jest yapmış.

Temenni ederim ki, Fransız parlamenterler Türk-Fransız dostluğuna zarar verecek bir karar almazlar.

İstanbul,11 Ekim 2006

Not: Bu yazı Türkish Forum’un bana elektronik posta ile gönderdiği yazılardan faydalanılarak hazırlanmıştır.