PRAG-İSTANBUL-HALEP

Sizlere geçen hafta Prag’ı ziyaret ettiğimi duyurmuştum.

İstanbul’da yirmi yıldan beri yaşıyorum.

Bugüne kadar ziyaret etme imkanını bulamadığım Halep’i de Kanal 7’deki bir gezi programından izleme imkanı buldum.

Bu yazımda içinde yaşadığım ve 2500 yıllık tarihi bir geçmişi olan İstanbul ile tarihi büyük önemi olan bu iki şehiri karşılaştıracağım ve bir değerlendirme yapacağım.

*      *      *

Prag bir milyon insanın yaşadığı tarihi dokunun, eski eserlerin ve yapıların aşırı bir hassasiyetle korunduğu ve yılda sekiz milyon turisti çeken biblo gibi çok güzel bir şehir. Şehirde yaşam çok düzgün. Hiçbir çevre ve ulaşım problemi yok.

İstanbul, her geçen gün nüfusu artan tarihi yapıları ve zenginlikleri yamyamca yok edilen bir dünya şehri. 1911 yılında İstanbul’u ziyaret eden dünyaca tanınmış Fransız mimar Le’Corbusier o tarihlerde nüfusu bir milyonu bulmayan İstanbul’u dünyanın en güzel şehri ve bir cennet ve meyve bahçesi olarak değerlendiriyor. Gelin görün ki, onun hayran kaldığı bahçelerin hepsi bugün yok olmuş durumda… Bu bahçelerde binlercesi kaçak yapı yer alıyor. Bugün İstanbul, 14 milyon nüfusu bağrında barındıran hastalıklı bir anne görünümünde… Kaçak yapılaşma, her türlü çevre problemi ve kitlenen ulaşım ve bunlara ilaveten kapkaç, soygun ve güvensizlik bu şehri yaşanmaz hale getirmiş durumda…

Suriye’nin ikinci büyük şehri olan ve pek çok tarihçi tarafından “Doğunun Kraliçesi” olarak tanımlanan Halep eski tarihi bir şehir olup nüfusu üç milyon civarındadır.

Dörtyüz yıldan fazla Osmanlı idaresinde kalan bu şehirde, Mezopotamya devletleri, Romalılar, Selçuklular ve Osmanlılar döneminden kalma bir çok eski eser bulunmaktadır. İzlediğim gezi programından Halep’in birçok Ortadoğu ülkelerinde yaşanan karmaşadan payını aldığını, görünen yapıların gayr-i muntazam olduğunu ve trafiğin ise karmakarışık ve insanların yoksul olduğunu izledim.

*      *      *

Bu izlenimlerim sonucunda her ne kadar 2010 yılı için İstanbul, Avrupa’nın Kültür Başşehri olarak ilan edilmiş ise de başta Prag olmak üzere birçok Avrup kentlerine benzemek yerine her geçen gün aldığı aşırı göç nedeniyle Halep gibi Ortadoğu şehirlerine benzemeye başladığıdır.

İstanbul bu göçü kaldıramamakta ve günden güne daha fazla köy görünümüne bürünmektedir. Göç ile birlikte yoksulluğun her geçen gün arttığı izlenmektedir.

*      *      *

İstanbul Büyükşehir belediyesi Başkanlığı yapan Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın 1995 yılında yyınlanan İstanbul Risaleleri isimli kitapta yaptığı ve aşağıda verdiğim değerlendirmesi bana göre bugün için de aynen geçerlidir ve değişen bir şey yoktur.

“Tarihi şehirlerimiz giderek asıl kimliklerinden uzaklaşıyor. Yaşanan büyük iç göç yüzünden başta İstanbul olmak üzere bütün büyük şehirlerde yerli nüfus azınlığa düşmüş, yeni sakinler ise şehrin kültürünü, tarihi ve tabii dokusunu korumak hususunda yeterli hassasiyeti göstermemiştir.

İstanbul bu manada en çok zarar gören şehirlerin başında gelmektedir.

Bu güzel şehir korkunç bir yağmaya uğramış, tarihi ve tabii dokusu, dili, kültürü ve gelenekleri ile birlikte yok olmaya yüz tutmuştur.”

*      *      *

Ne yazık ki, İstanbul son 10 yılda da artarak daha yaşanmaz bir hale geldi!

İstanbul, 25.Aralık.2006