BİR HEMŞEHRİMİZİN DÜNYA KADINLAR GÜNÜ İLE İLGİLİ YAZIMA İTİRAZI!

“Bizden Birisi, Prof. Dr. Dilek Yılmazcan Çekva’da Konuştu!” başlıklı yazımda “Sayın Yılmazcan’ı konuşmacı olarak davet edişimin bir nedeni de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne öğrencilerin dikkatini çekmekti” demiş ve “Bilindiği gibi toplumumuzda kadına layık olduğu önem verilmediği gibi onlar toplumda genelde ikinci sınıf bir insan gibi değerlendiriliyorlar” şeklindeki görüşümü açıklamıştım.

Bu yazımın yayınlandığı gün Çorum’da idim. Gazi Caddesi’nde yürürken yanıma yaklaşan bir hemşehrimiz yukarıda belirttiğim yazımı okuduğunu ve benimle hemfikir olmadığını beyan etti ve özet olarak aşağıdaki değerlendirmeyi yaptı:

“Ülkemizde kadına gereken ve hatta gerekenden fazla önemin verildiğini, Güneydoğu’da yaşananb azı olayların tüm ülkeye teşmil edilemeyeceğini” belirterek, “erkeklerin, kadınlarına olağanüstü değer verdiklerini, onların yaşamlarını en iyi şekilde sürdürebilmeleri için sabahtan akşama kadar koşturduklarını ve bu sayede kadınların evlerinde çok rahat bir hayat sürdürdüklerini” açıklayarak, “Eğer kutlanacaksa bütün bunları sağlamak için didinen ‘Erkekler Günü’ kutlanmalı, en azından ‘Kadınlar ve Erkekler Günü’ olarak birlikte kutlanmalı” diyerek değerlendirmesini bitirdi.

Değerli hemşehrimize benim düşüncemin hayatın müşterek olduğunu, kadının da erkeği ile birlikte hayatın tüm sorumluluğunu paylaşması gerektiğini ve bu nedenle yazıma “Lütfen kız evlatlarınızı da okutunuz” diye son verdiğimi hatırlattım.

*      *      *

Okutulan kız evlatlar ileride çocuklarını en iyi şekilde yetiştirdikleri gibi çalışarak ve üreterek aile bütçesine ve ülke gelişmesine katkıda bulunacaklardır. Ayrıca eşlerini bunaltan birçok görevleri üstlenecekler ve toplumda eşlerinin yanında çekinmeden yer alacaklardır. Böylece daha nice artılar kazanacaklarını sizin takdirinize bırakıyorum.

*      *      *

Yazıma son vermeden önce sizin ve yazımı okuyacağına inandığım hemşehrimin konu hakkında daha derinlemesine değerlendirme yapmanıza imkan verecek bazı rakamlar vermeyi istiyorum.

  • Bugün yaşı 25’in üstünde olan 16 milyon 897 bin 656 kadın nüfusunun 4 milyon 625 bin 828’i okuma yazma bilmeyen, 1 milyon 270 bin 255’i okuma yazma bilen fakat bir okul bitirmeyen, 7 milyon 644 bin 977’si ilkokul mezunu. Bunların toplamı 13 milyon 871 bin 60.
  • Güneydoğu’da yaşayan her iki kadından biri okuma yazma bilmiyor.
  • Türkiye’de okuma yazma bilmeyen 8 milyona yakın kişinin 5 milyon 732 binini kadınlar oluşturuyor.
  • Kadınların sadece yüzde 3,9’u yüksek eğitim yapıyor.
  • Kamuda toplam personelin yüzde 28’i kadın. 25 müsteşardan hiçbirisi kadın değil. 85 müsteşar yardımcısının yalnızca 2’si kadın.
  • 1990 yılında kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 34,1 iken, 2006 yılında yüzde 24,9’a gerilemiştir. Bu oran girmek istediğimiz AB ülkelerinde % 55’ler civarındadır.

*      *      *

Dünya Ekonomik Forumu’nun kadın-erkek eşitliğiyle ilgili raporunda, Türkiye’nin 115 ülke arasında 105’inci sırada bulunduğunu ve Uganda, Kenya, Etopya gibi ülkelerin bile gerisinde kaldığını bilginize sunarak yazıma son vermeden önce bir defa daha “KIZ EVLATLARINIZI OKUTUNUZ” diyorum.

İstanbul, 11 Mart 2007