RAHMİ KOÇ-AB ve KIBRIS

Ülkemizin önde gelen iş adamlarından Rahmi Koç’un, Milliyet gazetesi yazarı Derya Sazak’ın ‘’Sohbet Odası’’nda yaptığı açıklamaları dikkatle okudum.

Bu açıklamalar,Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini nasıl ıskaladığını ve AB’nin Güney Kıbrıs’ı üye alarak  nasıl hata yaptığını ortaya koyduğu için ilgimi çekti.

Eminim ki siz de bu konuları ilgi ile okuyacaksınız.

*     *     *

DERYA SAZAK: Türkiye’nin ABD ilişkileri kadar önemli bir de AB vizyonu var. Gerçi 2006 sonunda müzakereler neredeyse dondurulma aşamasına geldi. Kıbrıs nedeniyle 8 başlık askıya alındı. Anlaşılan Brüksel de 2007 seçim sonuçlarını bekliyor. AB’de genişlemeye ve Türkiye’nin üyeliğine direnç giderek artıyor. Tam üyelik hiçbir zaman gerçekleşmeyecek bir hayal mi? Ucu açık süreç şimdiden ‘imtiyazlı ortaklık’ anlamına gelmiyor mu? AB ilişkilerinin neresindeyiz?

RAHMİ KOÇ: AB serüvenimiz 1963 Ankara Antlaşması’ndan bu yana 40 yılı aşkın süredir, nihayet tam üyelik müzakereleri noktasına geldi. Yunanistan 1978’lerde müzakereye başladı, 1982’de AB’ye girdi. Yunanistan, AB’ye girerken Türkiye’ye ’SİZ DE GİRİN’ dediler. Ecevit ve Erbakan’ın başında bulunduğu Koalisyon Hükümeti ‘Hazır değiliz’ cevabını verdi. O zaman 5 tane ülke vardı, ne şart vardı ne yaptırım ne de kanunların uyumu, hiçbir taahhüt yoktu. Gayet net hatırlıyorum o zaman biz ‘HAYIR’ dedik. Üyelik teklifini dondurduk. ‘Ekonomimiz hazır olduğu zaman buzdolabından çıkaracağız’ dediler. Zannettiler ki onlar da ilerde ‘Buyurunuz efendim, geliniz ‘diyecek. Yunanistan çok akıllıca bir iş yaptı, 1982’de Avrupa Topluluğu’na girdi. ORADA TRENİ KAÇIRDIK!

Vehbi Bey’in mektubu

Vehbi Bey’in Ecevit’e yazdığı bir mektup vardır. ‘BÜYÜK HATA EDİYORSUNUZ’ diye. Sonra da ‘ŞİMDİ GİRMEZSEK İLERİDE YUNANİSTAN BİZİ HER ADIMDA KÖSTEKLEYECEK, MANİ OLACAKTIR’ diye.

Şimdi de ilişkilerimizin bir nevi duraklamaya girmesi, AB karşıtı kesimleri sevindirse de bizim ülke olarak kendimize çizdiğimiz sosyal ve ekonomik kalkınmanın önünü açacak olan AB rotamız değişmemelidir. Hiç aklımızdan çıkarmamamız gereken bir nokta, bizim AB’ye ne kadar ihtiyacımız varsa, AB’nin de bize o kadar ihtiyacı olduğudur. Bu gerçeği, bazı Avrupa ülkeleri hatta zaman zaman AB’nin kendisi, kısa vadeli ve kısır bakış açılarıyla unutuyor gibi olsa da, her iki tarafın da sağduyulu ve ortak çıkarları doğru değerlendiren kesimleri bunun çok iyi farkında. Unutmayalım ki bizim gireceğimiz AB bugünün AB’si değil. En az 10 yıl sonrasının AB’si. Yani bugün net olmadıkları, çözümleyemedikleri konuları çözmüş bir AB’ye gireceğiz biz. Çözemiyorlarsa, biz de başka türlü davranırız.

– Babanız Vehbi Koç, o zamanki AT’ye girmekten yanaydı ama olmadı. Sizce şimdi AB’nin Türkiye ile ilgili başlıca hangi endişeleri var?

– Dediğim gibi, Vehbi Bey’in mektubu var. 1978’de, Yunanistan başvurduğunda, ‘Yunanistan ile beraber girmezsek ileride bizim durumumuzu veto eder’ diye Hükümeti uyarmış. 1978 senesinde 40 milyon gibi hazmedilebilir bir nüfusumuz vardı. Şimdi 70 milyon olduk. AB’ye girmemiz 10 sene sürerse, bu gidişle herhalde 85 milyon oluruz. Bu Avrupa’nın en büyük nüfuslu ülkesi demektir.

AB Kıbrıs’ta hatalı

Hem kalabalığız, üstelik bir de Müslüman bir ülkeyiz. Avrupa’da hiç Müslüman bir devlet yok. Onun için ince eleyip sık dokuyacaklar. Bugün Türkiye’nin tam üyeliğine karşı olan politikacılar, tabiatıyla yok olacaklar. Kaldı ki, AB’nin kendi içinde birçok sorunu vardır. Onlar nasıl bu sorunlarının üstesinden gelir, kestirmek güç.

Ayrıca, Kıbrıs’taki durum da bir sorun teşkil ediyor tabii. Güney Kıbrıs’ta kanaatimce, AB büyük bir hata yaptı, ‘KUZEY İLE BİRLEŞİN, SİZİ ÖYLE ALALIM’ diye onlara şart koşmalıydılar. Bunu yapmadılar. Zannediyorum sebebi de, başka konularda Yunanistan’ın vetosundan korktular. Tabii, bu bizim ve KKTC için hiç de iyi olmadı. Şimdi bu sorun sadece BM platformunda çözülebilir duruma geldi. Son zamanlarda İngiltere’de, Fransa’da ve Hollanda’da radikal İslamın getirdiği sıkıntılar da Türkiye’nin aleyhinde oluyor.

AB Türkiye’yi, radikal İslamın Avrupa’ya nüfuz etmesini önleyecek bir ülke olarak görüyordu. Şimdi bizde de, onların kendi ülkelerinde de hadiseler olunca endişe ediyorlar.

Biz doğru olanı yapmalı, kendi ülkemizde başlattığımız ve seçim ekonomileri ile yavaşlamayacağını ümit ettiğimiz reformları ve uygulamaları aralıksız sürdürmeliyiz. Bunu AB için değil kendimiz için yapmalıyız. Biz hazır olduğumuzda AB de hazır olacaktır.

*     *     *

Geçmişte bu konularla ilgili yazılar yazmıştım. Hakikaten zamanında atılmayan adımların politik faturası oldukça büyük oluyor.

O zamanlar Avrupa trenini kaçırmamızın yüklü faturasını ülke olarak ödüyoruz.

İstanbul, 5 Mart 2007

Derya Sazak, ’’Rahmi Koç: AB rotası değişmemeli’’, Milliyet, 13.2.2007