Üç Milli Komite Hakkında Görüş, Değerlendirme ve Öneriler

Yorum

Bundan önceki üç röportaj yazımda sizlere Su Kirlenmesi Araştırmaları ve Kontrolü Türk Milli Komitesi (SKATMK), Katı Atık Kir­lenmesi Araştırma ve Denetimi Türk Milli Komitesi (KAKAD) ile Hava Kir­lenmesi Araştırmaları ve Denetimi Türk Milli Komitesi (HKADTMK)’ni tanıtmış­tım. Bu röportajlarda tespit ettiklerimin yanında, bu kuruluşlardan SKATMK ve KAKAD’ın üyesi olarak yıllardan beri edindiğim izlenimleri dikkate alarak sözkonusu kuruluşlar hakkında bir değerlendirme yapmak istiyorum. Eğer siz de bu değerlendirmemi okumadan önce üç röportajı bir defa daha gözden geçirirseniz memnun olurum. Ayrıca köşemin, bu konuda sizlerin görüşlerine de açık olduğunu söylemek isterim.

2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’nun Madde 7, Fıkra 3, m ben­dinde yer alan “Çeşitli bilim ve sanat alanlarında bilimsel milli komiteler ve çalışma grupları kurmak” hükmüne dayanılarak çevre mühendisliği konu­larında faaliyet göstermek üzere üç Milli Komite (MK) kurulmuştur.

Kuruluş amaç ve hedefleri

  • Türkiye’de (su, katı atık, hava) ilgili araştırmaları ve denetim çalışmala­rını teşvik etmek, yürütmek ve des­teklemek; bu alanda bilimsel toplan­tılar düzenlemek, bilimsel yayınlar çıkartmak.
  • Türkiye’de (su, katı atık, hava) kirlenmeyi denetleyip, asgariye indirgemek için ilgili resmi ve özel kuruluşlarla işbirliği yapmak; bilgi ve tecrübe alışverişinde bulunmak.
  • Uluslararası organizasyonlara üyelik ve uluslararası işbirliğini geliştirmek.

Değerlendirme

Bu MK’ler bugüne kadar Türkiye’yi, üye oldukları kuruluşların bünyesinde başarıyla temsil etmiş, kuruluşlara üye diğer uluslararası komitelerle ilişkiler kurarak, amaçları dahilinde işbirliği yapmışlardır. Her üç MK de başarıyla ülkemizde uluslararası toplantı ve sem­pozyumlar tertiplemişlerdir. Böylece uluslararası platformlarda yaptıkları işleri gösterebilme ve anlatabilme imkanı bulmuşlar ve Türkiye’nin de bu ülkeler arasında yer almasını sağlaya­rak ülkemizin prestijini artırmışlardır. Avrupa Birliği fonlarından yararlanıla­rak araştırma projeleri gerçekleştirildiği, ülkemizin çeşitli kentlerinde uluslara­rası üst kuruluşlar ve yerel yönetimlerle birlikte eğitim kursları ve çalıştaylar gerçekleştirildiği, dergi çıkartıldığı ve akademisyenlerin SCI indeksli dergi­lerdeki yayınlarının ivme kazandığı görülmektedir.

Bilhassa çevre bölümlerinin kuruluş aşamasında uluslararası platformlarda, öğretim üyelerinin yurtdışında yapılan çalışmalardan daha iyi yararlanma­larının sağlamasında ve uluslararası camiayla bir köprü oluşturabilmesinde MK’ler önemli katkıda bulunmuşlardır.

1990’lı yıllarda akademisyenlerin uluslararası yayınları takip etmesi ve toplantılara katılması, bugünle kıyas­landığında çok daha zahmetliydi. MK’ler Su, Katı Atık ve Hava konusunda kurul­muş olan uluslararası tepe kuruluşa üye olmanın göreceli olarak kolay bir yolu olarak görevlerini yerine getirmişlerdir. Üst kuruluşlara üye olmanın ön şartının,

MK’lere üyelik olması nedeniyle MK’ler, bilginin toplanıp dağıtıldığı merkezler olarak görev yapmışlardır.

Uluslararası üst kuruluşlara üye­likte, MK üyeliği ön şartının kaldırılma­sını takiben, MK bireysel üye sayısında azalma olduğu, yöneticiler tarafından belirtilmektedir. AB ile uyum süreci kap­samında Çevre Faslı’nın 2009 yılında açılmasını takiben, ilgili Bakanlık(lar) ve yerel teşkilatları ile yerel yönetimlerin AB fonlarını kullanarak eğitim prog­ramlarına başlamaları, bu projelerde ilgili öğretim elemanlarının da uzman olarak görev alma imkânlarının artması, MK’lere olan ilginin azalmasına neden olmuştur.

MK’lerin üyeleri, akademik ağırlıklı olmalarına rağmen uygulamaya dönük faaliyet gösteren birey, firma ve kurum­sal üyeler de bulunmaktadır. MK’ler, teknoloji ve inovasyonların sahada görülmesi amacıyla bu üyelerle işbir­liklerini artırma amacındadırlar. Dünya­daki eğilimler de bu yönde olup, sadece saf bilim değil, uygulamalar da önem kazanmaya başlamıştır.

MK’lerin tamamı, kuruluş yönetme­likleri gereği bağlı oldukları üniversi­telerden kanımca önemli bir destek alamamaktadırlar. Uluslararası üst kuru­luşlara üyelik ödentileri üniversiteler tarafından sağlanmaktadır. MK çalış­maları tamamen gönüllülük bazında yürütülmektedir. Herhangi bir bütçe imkânının yanı sıra idari personelin de bulunmaması. MK’leri kuruluş amaç­larına ulaşmakta zorlayan en önemli unsurlardır. Ancak bölümlerdeki asis­tanlar, teknik personel, genç öğrenciler komitelerin ihtiyacı olan tüm hizmetleri gönüllülük bazında vakit ayırabildikleri kadar yürütmektedir.

Bu durum MK’lerin kuruluş şekli ve işleyişiyle ilgili genel bir sorun olup, gelirlerinin sadece üye aidatları ve bağışlardan oluşmasından kaynaklanan maddi sıkıntılar nedeniyle profesyonel olarak sürekli çalışan bir ofis ve sek­retaryanın bulunmaması ve yönetim kurulu üyelerinin kişisel çabaları ile faa­liyet ve organizasyonların yürütülmeye çalışılması, MK’lerin sürdürülebilirliği açısından bir sıkıntı olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bunun yanısıra üyelerinin çoğun­luğunun akademisyenlerden oluşması ve söz konusu üyelerin uzmanlık alan­ları çerçevesinde danışmanlık, proje, bilimsel toplantı, uluslararası işbirliği vb. çalışmalarını Milli Komite adı ile değil, kendi kurum ve kuruluşları adına gerçekleştirmeleri nedeniyle MK’lerin gelişmesi, amaç ve hedeflerine ulaş­ması zorlaşmış ve bu durum MK’lerin aidiyetinin ve tanınırlığının çok yaygın­laşmamasına yol açmıştır. Milli Komi­telerin son yıllarda gerçekleştirdikleri iş/proje/faaliyet azdır; yapabildikleri en belirgin faaliyetleri, arada sırada kongre/sempozyum/kurs gibi toplantı­lar düzenlemek veya bu tür toplantılara ortak olmaktır.

MK’lerin üye olduğu International Water Association IWA, International Solid Waste Association ISWA, Interna­tional Union of Air Pollution Prevention and Environmental Protection Associa­tion IUAPPA kuruluşlarının genel kurul toplantılarına bütçeleri imkan verme­diğinden, tüm Milli Komitelerin katılımı mümkün olamamaktadır. Ayrıca bu uluslararası kuruluşların alt çalışma gruplarında da aynı nedenlerle temsilci bulunmamaktadır.

Her ne kadar yönetim kurulu üye­lerinin farklı üniversitelerden olması, bilgi birikiminin yaygınlaşmasını sağ­lasa da, üyelerin biraraya gelmeleri de o denli güç ve masraflı olabilmektedir. Bu zorluklar nedeniyle üç MK daha çok ilgili üniversitenin ve buradaki öğretim üyelerinin etkisi altındadır.

AB fonlarının da desteğiyle ülke­mizde çevre yatırımlarına hız verilmiştir. Söz konusu yatırımların gerçekleştiril­mesinde kullanılan teknolojinin ülkemiz teknik/bilim insanları tarafından geliş­tirilmesi, ulusal stratejiler açısından da önem taşımaktadır. Ancak söz konusu yatırımların gerçekleştirilmesi aşama­sında, zaman faktörünün de etkisiyle teknoloji geliştirilmesi için ulusal birim­ler, örneğin MK’ler ile işbirliği yerine doğrudan yurtdışından temini yoluna gidildiğinden, ulusal ölçekte teknoloji geliştirilmesi istenen düzeyde ola­mamaktadır. Genel olarak üniversite ve sanayi işbirliğinde, üniversitelerde üretilen bilgi maalesef sektörlere taşı­namamaktadır. Türkiye’de çevre sek­töründe teknolojilerin önemli bir kısmı yurtdışından gelmektedir. Ülkemize özgü üretim olmadığı gibi, gelen tekno­loji bile zorlukla işletilmekte veya kade­rine terk edilmekte olup, arızalandığı zaman yedek parça temin edilmede zorluklar yaşanmaktadır. MK olanak­larının artırılması ve uzman bilgi biriki­minin doğru ve sürdürülebilir yönetimi ile gerek duyulacak teknolojik altya­pının laboratuvar düzeyinden sanayi düzeyine çıkartılması çok daha kolay olabilecektir.

Yerel yönetimler ile birlikte ger­çekleştirilen kongrelerde, özellikle söz konusu yörenin sorunlarına yönelik otu­rumlar da düzenlendiğinden, kongre ve sempozyumların farklı bölgelerde yapılması büyük avantaj sağlamaktadır. Böylece MK’ler yörede çevre bilincini geliştirmek için yerel yönetim, kamu ve özel sektör kuruluşlarının eleman­larını, öğrencileri konunun uzmanı bilim adamlarıyla yörelerinde biraraya getirerek, konu hakkında bilinçlen­melerine yardımcı olmakta ve yöresel çevre sorunlarına çözüm getirilmesini kolaylaştırmaktadır. Bazen katılımın beklenen düzeyde ve seviyede olma­ması, komite yetkililerini zorlamakta ve üzmektedir.

Ülkemizde hizmet içi eğitim yetersiz bir seviyededir. Almanya’da su ve atıksu konusunda her kademedeki çalışanı geliştirmek için eğitimler yapılmakta olup, personele yeni konular ve tek­nolojiler anlatılmaktadır. Almanya’da DWA (eski ismi ATV) bu görevleri üniversitelerle işbirliği yaparak üst­lenmektedir. Bizdeyse böyle güçlü bir derneğin olmaması büyük bir eksiklik olarak dikkati çekmektedir. Kurumlar arası müşterek çalışmalar da olmayınca, bilenlerle bilmeyenler buluşamadıkça iş hepten içinden çıkılmaz bir hal almak­tadır.

Hava Kirlenmesi Araştırma­ları ve Denetimi Türk Milli Komi­tesi (HKADTNK) Başkanı Prof. Dr. Abdurrahman Bayram, yönetmelikle­rinde belirtildiği gibi diğer ülkelerde benzer kuruluşların da üye olduğu tüm dünyadaki üst birlik olan “IUAPPA-International Union of Air Pollution Prevention and Environmental Pro­tection Associations” üyesi olduklarını, bununla birlikte Avrupa ülkelerinin üye olduğu “EFCA-European Federation of Clean Air and Environmental Protec­tion Associations”a da üye olduklarını belirtmişti.

International Solid Waste Associa­tion, ISWA’nın üyesi olan Katı Atık Kir­lenmesi Araştırma ve Denetimi Türk Milli Komitesi Başkanı Prof. Dr. Günay Kocasoy ise katı atık konusunda Avrupa ülkelerinin etkili bir kuruluşu olmadığı için kuruluşunun böyle bir üyeliğinin olmadığını bana açıklamıştı.

Avrupa ülkelerinin üye olduğu Euro­pean Water Association kuruluşuna, Avrupa Birliği aday ülkesi olarak ülke­mizin de üye olması gerektiğini Prof. Dr. Taşlı’ya bir defa daha belirttiğimde ise bana şu açıklamayı yapmıştı: “Su Kirlenmesi Milli Komitesi’nin kuruluş statüsü gereği yalnızca Uluslararası Su Kuruluşu IWA’ya üyeliği bulunmakta­dır. Türkiye’nin Milli Komite tarafından farklı uluslararası platformlarda temsil edilmesinin son derece yararlı olacağı açıktır, ancak bu tür üyeliklerin de Milli Komitelere getirdiği yıllık üyelik aidat­ları oldukça yüksek olup, Milli Komi­teler bu konuda devlet ve üniversite desteği almakta oldukça zorlanmak­tadırlar. Ayrıca yurdışı platformalarda temsil edilebilmek, bu kuruluşların çeşitli toplantılarına katılımı gerek­tirmekte olup, söz konusu katılımlar için yine ciddi finansal kaynak ihtiyacı söz konusu olmaktadır. Bununla bir­likte International Water Assocation (IWA), dünyada su konusundaki en güçlü ve saygın kuruluşlardan biri olup, Milli Komitenin sadece bu uluslararası kuruluşa üye olması, Türkiye’nin yaygın olarak tüm dünyada güçlü ilişkiler kur­masını sağlamakta yeterli olabilecek bir konumdadır. Bu nedenle Su Kirlenmesi Milli Komitesi’nin başka bir uluslararası kuruluşa üye olma ihtiyacı bulunma­maktadır”.

Bu konuda ben farklı düşünüyorum ama Prof. Dr. Taşlı’nın da haklı olduğu taraflar var.

Öneriler

  • Komitelerin bütçeleri yok. Muhakkak üniversite bütçelerinde MK’ler için özel bir fasıl açılmalı ve para tah­sis edilmelidir. MK’lerin kurulduğu üniversitelerden alacakları mali ve idari destek ile kurumsallaşmalarını tamamlamaları, bu çerçevede büyük önem taşımaktadır.
  • Özel bir çalışma alanı olmayan MK’lere, çalışabilecekleri hacimler tahsis edilmeli ve donatılmalıdır. Ayrıca günlük işleri yürütecek en az bir eleman kadrosu verilmelidir.
  • Bakanlıklar, kamu ve özel sektör kuruluşları MK’leri diğer kuruluş­lar ve sivil toplum kuruluşları gibi muhatap almalı, yaptıkları çalış­malarda süreçlere dahil etmeli ve ayrıca görüş ve değerlendirmelerini dikkate almalıdır.
  • Ülke çapındaki atıksu arıtma tesis­lerinin yaklaşık yüzde 30’u atıl durumda olup, işletme problemi yaşanmaktadır. Bu tesisleri işletecek yetişmiş personel bulunmamakta­dır. Bu sorunlar özellikle yatırımların yapıldığı küçük belediyelerde çok daha fazla hissedilmektedir. Su Kir­lenmesi Araştırmaları ve Kontrolü Türk Milli Komitesi bu elemanların yetiştirilmesini İSKİ gibi kuruluşlarla işbirliği içinde üstlenebilir.
  • Çıktığı yıllarda Tıbbi Atık Kontrolü Yönetimi Yönetmeliği’nin uygu­lanmasında yaşanan zorlukları dikkate alan Katı Atık Kirlenmesi Araştırma ve Denetimi Türk Milli Komitesi, AB fonlarından faydala­narak Çevre Bakanlığı ve İSTAÇ ile işbirliği yaparak İstanbul’da sağlık kurumları ve atıklarının envante­rini toplama şekillerini, toplanma güzergâhlarını belirlemiştir. Katı Atık Milli Komitesi’nin eğitim konusun­daki etkinliği sürdürülmelidir.
  • Hava Kirlenmesi Araştırmaları ve Denetimi Türk Milli Komitesi, tertip­lediği toplantılarla eskiden sadece üniversitelerde akademisyenler tarafından yapılan bu araştırmaların, bugün kamu kurumları ile özel sek­tördeki firmalar tarafından da yapıl­ması ve araştırma sonuçlarının bu sempozyumlarda akademisyenler ile paylaşılmasını önemli bir gelişme olarak ortaya koymaktadır.
  • Türkiye’nin Milli Komiteler tarafın­dan farklı uluslararası platformlarda temsil edilmesinin son derece yararlı olacağı açıktır; ancak bu tür üyelikle­rin de Milli Komitelere getirdiği yıllık üyelik aidatları oldukça yüksek olup, Milli Komiteler bu konuda devlet ve üniversite desteği almakta oldukça zorlanmaktadırlar. Ayrıca yurdışı platformalarda temsil edilebilmek, bu kuruluşların çeşitli toplantılarına katılımı gerektirmekte olup, söz konusu katılımlar için yine ciddi finansal kaynak ihtiyacı söz konusu olmaktadır. Ülkemizin bilimsel alanlarda tanınırlığını ve etkinliğini sağlayabilmek için belirtilen maddi kaynakların MK’lerin bütçesine konulması gereklidir.
  • Çevre sorunları, hepsi bir bütün ola­rak ele alınması gereken konular­dır. Kurumlar birbirinden habersiz bir takım çalışmalar yürütüyorlar. Dolayısıyla fazla bir amaca hizmet edilememiş oluyor. Bu çalışmalarda MK’ler de dikkate alınarak koordi­nasyon sağlanmalıdır.
  • Milli Komitelerin çıkardığı dergilerin bir kısmı artık yayınlanmamaktadır. Bu dergilerin yeniden yayınlanması sağlanmalıdır.

Sonuç

Milli Komite yönetcilerini, üyelerini ve onlara destek olanları, çok zor şart­lar altında hizmet verdikleri için tebrik ediyorum.