AYVALIK, ASSOS (BEHRAM KALE), TRUVA SEYAHATİMİZ (1)

Son yazımda belirttiğim gibi balayı seyahatimizden beri evlilik yıldönümümüz nedeniyle 16 yıldan beri bir seyahate çıkmamıştık. Eşime haber vermeden gazetelerde çıkan “Kültür Tur” ilanları arasından “İremtur” tarafından tertiplenen üç günlük “Ayvalık&Assos” seyahatinde iki yer ayırttırdım. Bunun nedeni eşimin bu yöreleri görmemiş olmasıydı.

23 Haziran Perşembe akşamı İstanbul’dan otobüs ile hareket ettik. Cuma sabahı Ayvalık’a vardık. Meşhur Sarımsaklı Plajı kenarında yer alan “Grand Milano Hotel”indeki odalarımıza yerleştik.

Sabah kahvaltısını yaptıktan sonra Ayvalık’ın ünlü tepesi Şeytan Sofrası’na gittik. Buradan adacıklardan oluşan yemyeşil ormanlarla kaplı güzelliklerimizi ve ülkemizin burnunun dibinde kıta sahanlığımız üzerinde yer alan Midilli adasını buradan seyir ettik. Ayvalık’ın Egede en çok adacığa sahip bölge olduğunu da belirtmeyi isterim. 18000 hektarlık bir alan 1995’te Tabiat Parkı olarak ilan edilmiştir. Burada şeytanın ayak izlerinin olduğu mağara kapalı olduğu için görmek imkanımız olmadı.

Buradan Ayvalık’ta yer alan doğal ve tarihi güzellikleri izleyerek “Cunda Adası”na gittik. Ayvalıkla bir köprü ile irtibatlandırılan bu adaya 2000 yıldan beri Roma, Bizans, Cenevizler ve Osmanlılar hükmetmişler. Halkın çok az sayıda Rum’un, Türklerle bir arada yaşadığı bu adaya “Alibey Adası” denilmektedir. Eski evlerin ve nostaljik mimarisinin korunduğu bu adayı tanınan serbest zamanda dolaştık. İki kiliseden (Chapel) birisinin ve çok sayıda evin neredeyse kendi talihi ile başbaşa bırakıldığını üzülerek gördük. Sevgi-Doğan Gönül Vakfı tarafından satın alınan birçok eski evlerin tamir edilerek (restore) Harvard (ABD) – Koç Üniversitesi’nin birlikte eğitim verdikleri “Osmanlı Araştırmalar Enstitüsü” haline getirilmesini taktirle izledim. Bu binaların önünde “darısı bizim Çorum’daki eski evlerin başına” diye içimden geçirdim.

Cunda Adası’ndaki programımıza bir tekne gezisi ile devam ettik. Gezimizin baştan sona çok güzel ve hareketli geçmesini sağlayan genç rehberimiz Özcan eline aldığı darbuka ile hepimizi coşturdu ve kendisi öncülük ederek hoşa giden şarkılar söylenmesini sağladı. Bu ortamda Ayvalık Koyu’ndan iki saate varan güzel bir tur yaptık. Daha sonra Cunda Adası’nda kıyıda bir lokantada “Çipura”larımızı yedik.

Buradan Ayvalık’ın merkezine gittik. Her yerde olduğu gibi eski dokusu yıkılmış bulunan camiler dışında hemen hemen hiçbir tarihi eser bulunmayan bu turistik beldede oldukça korunmuş bulunan liman bölgesini gezdik. Daha sonra bu gezide tanıştığımız Yıldız Üniversitesi İnşaat Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Sinan Çağdaş ve eşi Dr. Nihal hanımla birlikte deniz kenarındaki bir kahvede yorgunluk giderdik ve sohbet ettik. Meğerse onlar da evliliklerinin 9. yıldönümlerini kutlamak için bu geziye katılmışlar.

Otele döndüğümüzde ikimiz de yüzmeyi çok sevdiğimiz için mayolarımızı giyerek denize koştuk. Yazları denize girdiğimiz Bodrum ve Antalya’ya nazaran daha soğuk olan denize girerken ürperdik ama kısa bir süre sonra alıştık. Denizden çıkıp şezlong uzandığımda bütün gece seyahat etmemin verdiği yorgunlukla dalmışım. Bir süre sonra eşimin “fazla yandın uyan” sesiyle toparlandım.

Akşam yemeğimizi otelde yedikten sonra yukarıda kendilerinden bahsettiğim aile ile birlikte Sarımsaklı Sahilinde yürüdük. Eşlerimiz burada yer alan ve genellikle dünyayı ve ülkemizi istila eden Çin mallarının satıldığı çadırlara girip çıkarken biz iki öğretim üyesi daha çok ülkemizin içinde bulunduğu sorunları tartıştık. Dönüşte eşlerimizin beğendikleri gümüş el işi nazarlıkları alarak onlara hediye ettik.

*     *     *

Antik Çağda Taliani ve Kydania adlarıyla anılan Ayvalık çok eski bir yerleşim merkezidir. Bilinen en eski halkı Misyalılardır. Kent MÖ 330’da Makedonyalıların, MÖ 30’da da Romalıların egemenliğine girdi. Daha sonra Bizanslılar tarafından yönetilen Kydonia ve çevresi, 15. yüzyılın ilk yarısında Osmanlılara bağlandı.

  1. yüzyılın başında 30 binden fazla nüfusunun büyük bir çoğunluğu Rumlardan oluşan ve özerk statüye sahip Ayvalık, Yunan bağımsızlık hareketine katıldı. Devlet bölgeye asker gönderdi. Silahlarını bırakmayan Rumlar, Ege Adaları’na kaçtı. Kent 20. yüzyılın başlarında da çatışmalara sahne oldu. 20 Mayıs 1919’da Yunanlılar tarafından işgal edilen kent 15 Eylül 1922’de işgalden kurtuldu. Kurtuluş Savaşı sonrasında Ayvalık Rumları Yunanistan’a göç ederken Midilli, Girit ve Makedonya’dan gelen göçmenler Ayvalık’a yerleştirildi.

Bugün ilçe ekonomisi zeytin üretimine ve bununla ilgili sanayiye dayanmaktadır. Günübirlik adalardan gelen Yunanlı turistler dışında önemli bir turizm hareketi bulunmamaktadır. İç turizm ise nisbeten hareketli.

*     *     *

Ayvalık’la benim ilişkim 1960’lı yıllara gider. O yıllarda öğretmen olan Kemal eniştem ve Necla ablam birkaç yıl bu güzel beldede kaldılar. 1958 yılında babamın ölümünden sonra kardeşim Mehmet te onların yanında kaldı. Ablamın bana Almanya’ya yazdığı mektuplardan “Cunda Adası”nın güzelliğini ve Ayvalık’ın hareketli yaşamını duymuştum.

İstanbul