AYVALIK, ASSOS (BEHRAM KALE), TRUVA SEYAHATİMİZ (2)

Gezimizin ikinci gününde Bergama Antik Kentini (Pergamon) ziyaret ettik. Ülkemiz uygarlık tarihinin en eski yerleşimlerinden biri olan Bergama, Ege Bölgesinde yer alan Efes, Milet, Truva, Assos gibi şehir devletlerden en tanınanıdır.

*    *    *

Bugünkü adı antik dönemindeki ismi olan Pergomon’dan gelmektedir. Kentin ismi ile ilgili anlatılanların hepsini burada yazmaya köşem yetmez. M.Ö. 546’daki Pers istilasından önce Bergama Lidyalılar tarafından yönetilen bir yerleşim bölgesiydi. Persleri yenen Büyük İskender ve ordusunun Çanakkale Boğazı’ndan geçerek Küçük Asya’nın içlerine ilerlemesiyle Perslerin yörede 213 yıl devam eden egemenliği sona ermiş ve Bergama tarihinde yeni bir dönem başlamıştır. Büyük İskender’in kurduğu imparatorluk kendisinin ölümünden sonra generalleri tarafından paylaşıldı ve idare edildi. Krallık dönemi olarak bilinen ve M.Ö. 323 yılında başlayan ve M.Ö. 133 son Kral Attalos III’un beklenmedik ölümüyle vasiyeti üzerine Bergama Roma bir eyaleti haline gelmiştir. Roma dönemini Bizans dönemi takip etmiştir. Bergama 1306 yılında Karasioğulları’nın eline geçmiş ve Karasi Beyliğinin ikinci önemli merkezi olmuştur. 1345’ten sonra Bergama, Osmanlı idaresine bağlanmıştır.

*    *    *

Eğer bu dönemlerde olan gelişmeleri, Anadolu’da bulunan Bithinia Krallığını, Galatlarla olan savaşlarını öğrenmek istiyorsanız çok sayıda eseri okumanız gerekir. Yaptığım incelemelerde Anadolu’da yaşayanların ve onların medeniyetlerinin kolayca anlaşılmasına imkan sağlayan toplu bir yayın bulamadım. Hellenistik dönemden önce burada yaşayan insanlar hangi kavimdendi?

Onların hepsini Yunan olarak tanımlamak ne kadar doğru? Eğer tarih ve sanat tarihi hocalarımız veya konu ile ilgili diğer kimseler bu konulara açıklık getirecek makalelerini “Çorum Haber” veya “Yazılıkaya” dergisinde yayınlarlarsa bir mühendis olarak hissettiğim eksikliğimi gidermeye çalışırım.

*    *    *

Bergama, dünya çapında önemli arkeolojik eserlere sahip olmasına rağmen bu eserler günümüze kadar ihtişamını gösterecek şekilde korunamamıştır.

Rehberimizin verdiği bilgilere göre bu bölgelerde kazı yapan yabancılara padişahlar tarafından “Altınlar bize mermerler size” denmiştir.

1865-1875 yılında Dikili-Bergama demiryolu inşaatında çalışan Alman mühendis Carl Human “Zeus Sunağı”nın  (Tanrılara kurban adanan yer, Dini yapı)varlığını tesbit etmiştir. 1877  yılında Osmanlı hükümetinden alınan kazı izni ile yürütülen çalışmalar sonunda başta Zeus Sunağı (Altar), Frizler’i bazı mimari parçaları ile heykelleri Almanya’ya götürülmüştür.

Bir gün yolunuz Berlin’e düşerse “Bergamon Museum” (Bergama Müzesi) bu eserleri yeniden kurulmuş olarak bulabilirsiniz. Öğrenciliğim yıllarında ben bu müzeyi gezdiğimde ülkeme ait bu zenginliğin orada bulunmasından ve sergilenmesinden rahatsız olmuş ve büyük üzüntü duymuştum.

*    *    *

Gezi programımız Akropolis’de (Yüksek noktada yer alan kale, kent) başladı. Surlarla çevrili olan Bergama’da Agora’yı (dükkanların yer aldığı bölge, meydan) kutsal alanda da şehir tanrıçası Athena’ya adanmış ve bugün sadece temelleri görünen Athena Tapınağı’nı, Bergama Kütüphanesi kalıntılarını (M.Ö. 41’de buradaki kitaplar İskenderiye taşınarak Kleopatra’ya armağan edilmiştir. Bu kitaplar M.S 700 yıllarından Kurandan başka kitap olamaz diye yakıldığı rehberimiz tarafından söylendi. Doğrumu incelenmeli), Kral saraylarının kalıntılarını, nisbeten yeniden bir araya getirerekrekontruksiyonları yapılmış Trayan Tapınağı’nı, 10000 kişilik seyirci kapasiteli Tiyatro’yu, Hamam’ı ve diğer bir çok yapıyı gördükten sonra aşağıda yer alan hastaların tedavi edildiği Asklepieion (sağlık merkezi) kutsal alana geldik. Geniş bir alana yayılı bulunan bu sağlık merkezinde sutunların yer aldığı Kutsal Yolu, Amfi Tiyatro’yu, Kutsal Geçit’i, Termal kaplıca’yı gezdik.

Yukarıda belirttiğim gibi, binlerce yıllık emeğin ortaya koyduğu eserleri ve bununla ilgili tüm hususların hepsini burada anlatmam çok zor…

*    *    *

Bugünkü Bergama’yı turistlik ününe yakışacak bir bakımlılık içinde bulmadım. Meşhur olduğu ifade edilen müzenin cumartesi olması nedeniyle kapalı olmasına da şaşırdım.

Bergama’yı terketmeden mevcut yerleşimin içinde yer alan Serapeion’ı (Mısır Tanrıları Tapınağı) gezdik. Kırmızı tuğlalı duvarlarından dolayı halk arasında “Kızıl Avlu” olarak adlandırılmaktadır. Tapınak, roma İmparatorluğu’nun bir çok yerinde tapılan Mısır Tanrılarına adanmış olmalıdır.

*    *    *

Bergama dönüşünde tüm turistlik gezilerde olduğu gibi mermer (onyx) atölyesine götürüldük. Oradan bazı hatıra eşyaları da aldık.

Dönüşte tekrar denize girme fırsatımız oldu.

Güneşin batışının en güzel ve ihtişamlı olduğu Şeytan Sofrası tepelerinde izledikten sonra, otelimize geri döndük.

Ayvalık’taki ilk akşamımız,serin imbat rüzgarının estiği kıyıdaki bir kahvede sohbet ederek geç saatlere kadar sürdü.

İstanbul