AYVALIK, ASSOS (BEHRAMKALE), TRUVA GEZİMİZ (4.-TRUVA)

Otobüsümüz Truva’ya doğru yol alırken, hiç görmediğim bu kent hakkında ne biliyorum diye kendi kendime sordum. Antik bir kent olduğunu, bir tahta at içine saklavlar tarafından ele geçirildiğini, buranın Schlieman isimli bir Alman tarafından kazıldığını, bulunan mücevverleri Yunanlı eşine hediye ettiğini ve bu kentle ilgili olan fakat benim izleyemediğim. “Truva” isimli filmin çevrildiğini bildiğimi tesbit ettim. Şehrin tarihini ve filme konu olan hikayesini biliyordum. Sizin çoğunuzun da benim kadar bilgi sahibi olduğunuzu düşünerek Truva’yı gezeceğimi ve sizleri bilgilendireceğim.

*     *     *

Ülkemizdeki tarihi kentler arasında en tanınan Truva, 9 kez yakılıp-yıkılmış ve  aynı yerde kurulmuştur. Buranın tüm antik kentler arasında  en bilineni olmasının bir diğer sebebi de yaklaşık 3000 yıl önce Homeros’un yazdığı  “İlyada”sında Truva’nın tarihini yazmasıdır.

Kendi hayatına dair neredeyse hiç bir şey bilmediğimiz M.Ö. 9 ya da 8. yüzyılda yaşadığı düşünülen Hemoros’un “İlyada” ve Odyceia”sı Antik Çağ’dan bu yana Batı edebiyatının temel esin kaynakları olmuştur.

*     *     *

Hemeros’un İlyada Destanı’nda peyderpeyi aktarılan “Truva’da, eski Yunan’da efsaneleşen iki sevgilinin aşkının koca bir medeniyetin çöküşüne sebep olduğu Truva Savaşı’nı konu alıyor.

Sparta kraliçesi Helena, Truva Prensi Paris tarafından kaçırılır. Bunu gören Helena’nın kocası Kral Menealus bu durum karşısında Truva’ya savaş açmaya karar verir. Ancak Truva, hiç bir düşmanına geçit vermemiş surlarla kaplı bir krallıktır.

Menelaus’un erkek kardeşi, Myceneans’ın güçlü kralı Agamemnon kardeşinin onurunu savunmak için büyük bir orduyla Truva’ya saldırır. Ama aslında Agamemnon’un istediği daha fazla güç elde etmektir!

Helena onun için sadece bahanedir. Bu savaş; prens Paris’in ağabeyi Yenilmez Hektor ile Yunan ordusunun başındaki “yaşayan en büyük savaşçı” olarak adlandırılan Aşil’in unutulmaz dövüşü ile de efsaneleşecektir.

Bu filmi ve Hemoros’un İlyada’sını anlatmaya köşem yetmez. İsterseniz bu konuları ileride kendimiz daha detaylı inceleyebilirsiniz.

10 sene süren bu harp esnasında Truva’yı senelerce kuşatan Yunanlılar bir hile ile kenti ele geçirmeye karar verirler. Hepimizin hikayesini duyduğumuz bir tahta at yaparlar ve surların önüne bırakırlar. Bunun geri çekilen Yunan’lılar tahta atı içeri alırlar. Atın içinde gizlenen Spartalar aniden dışarı çıkarak Truvalıları yenerler.

*     *     *

Yapılan tarihi kazılarda Vll. tabaka olarak adlandırılan bölümünün şehrin tahta at hilesi ile ele geçirilen ve yıkılıp yakılan Truva olduğu belirlenmiştir. Arkeolojik kazılar dikkate alınarak Truva aşağıdan yukarıya doğru l’den lX’a kadar numaralanmıştır.

Troya Vlll (M.Ö8. yüzyıl-M.Ö.85) Yunan dönemi, lX (M.Ö.85-M.S. 5. yüzyıl) roma dönemi olarak da bilinmektedir.

Daha önceki dönemlerde dahil büyük ölçüde kerpiç tuğla kullanıldığından Bergama’da ve Efes’de olduğu gibi gösterişli yapılar burada yer almaktadır. İncelenebilecek tarihi kalıntılar çok azdır. Kazılarda elde edilen buluntular Berlin ve Atina’ya götürülmüştür. İstanbul’da bulunanlar kısıtlıdır.

Ellerinde Homeros’un destanları betimlenen her bir dağı, nehri aramak için çok yabancı gelip gitti Çanakkale Boğazı’na bakan bu bölgeye. Toprağa ilk yaran 1870’lerde Alman Heinrich Schielmann’dı. Bulduğu hazinenin bir kısmını Yunan eşi Sophia’ya ziynet eşyası oldu, bir kısmı sebze çuvalları arasında atina’ya kaçırıldı. 1874’de Osmanlı Hükümeti Schiemann’dan hazineyi istedi ama hukuki karar Osmanlı’nın aleyhindeydi; Küçük bir tazminatla yetindi. Hazinenin bundan sonraki serüveni karışık, ama şu an görebileceğimiz adres Moskova’daki Puşkin Müze’sidir.

İçiçe geçmiş surları, rampalı kapıları, sunak, hamam, tiyatro ve muhtelif dönemlere ait ev çeşitlerini gördükten snra aslına uygun yapılmış olan Tahta atı gezdik. İçinde fotograf çektirdikten sonra Çanakkale’ye doğru hareket ettik.

*     *     *

Yol üstünde Çimenlik Kalesi ve Kilitbahir’i panoramik olarak izledikten sonra Çanakkale’den feribot ile Eceabat’ı geçtik. Keşan üzerinden Tekirdağ’a ulaştık. Orada Tekirdağ’ın meşhir köftesini orada “Alinin Yeri”nde yedikten sonra gece yarısın Pazartesi sabaha doğru İstanbul’a vardık.

Bu kadar kısa sürede çok güzel düzenlenmiş bir gezi ile bir çok tarihi yeri gördük. Gördüklerimi sizlerle paylaşmayı istedim. İnşallan fazla tarih içeren bu dört yazımla sizleri sıkmadım.

İstanbul