Bayram anıları

Bayramlar hepimiz üzerinde değişik izler bırakmıştır. Eminim ki çoğunuz yaptığınız bayram ziyaretlerinde geçmiş bayramlarla ilgili anılarınızdan, birbirlerinize bahsetmişsinizdir.

Üç günden beri, okuduğum gazetelerde toplumca tanınan insanların bayram anıları ile ilgili anlatımları ve yazıları yer alıyor.

Ben de bayramın üçüncü gününde yazdığım bu yazımda, kendi yaşadığım bayramları, yaşamımın belirli kesitlerini ve tarihlerini dikkate alarak sizlerle paylaşmayı istiyorum.

*        *      *

1950’ye kadar

Bu dönem çocukluk dönemime rastlar. Çorum’un başka illerle bağlantısı çok kısıtlı olduğundan dini ve milli bayramlar dolu dolu kutlanır ve yaşanırdı. Bugünlerde tertemiz giydirildiğimi ve mümkün olduğu kadar yeni elbiseler ve ayakkabılar alındığını da hatırlıyorum.

Dini bayramlardan Şeker (Ramazan) Bayramı beni daha çok sevindirirdi. Kurban Bayramı’nda kesilen canlıların çırpınışları, sesleri ve etrafa yayılan kanları beni çok üzerdi. Belki de bu benim çevreciliğimin ilk göstergeleriydi.

Bazı Arife günlerinde ailemle birlikte kabir ziyareti yaptığımızı hatırlıyorum. Arife gününde, işletmekte olduğumuz Kadınlar Hamamı’nda bulunan annem, babam ve ağabeyimin Arife gecesi Erkekler Hamamı’nda sabaha kadar kalmalarından da faydalanarak bayram yemeğini hazırlardı. Evlenen Cavidan ablam dışında tüm kardeşler Sepetçi Sokağındaki evimizde yaşıyorduk.

Bayram sabahı, hamamı kapatarak Ulucami’de bayram namazını kılan babam ve ağabeyim eve geldiklerinde, hep birlikte bayram yemeğini yerdik. Ailecek bayramlaştıktan sonra ağabeyim hemen uykuya yatarken, babam bir süre daha ziyaretçileri bekler ve daha sonra o da uyurdu.

Evde el öperken verilen paraları cebimize yerleştirdikten sonra kardeşlerimle birlikte akrabaların ellerini öpmeye giderdik. Bu ziyaretleri çok hızlıca bitirdikten sonra Güpür Hamamı’nın önünde kurulan salıncak ve diğer oyuncaklara binmeye koşardık. Nasıl eğlenirdik bilemezsiniz !

*        *      *

1956’ya kadar

Bu dönem ağabeyimin ve Necla ablamın evlendikleri ve bizim Bahçelievler’e taşındığımız zamandır.

Saniye yengemin eve gelmesiyle annem daha çok hamam işleriyle ilgilenmeye başlamış ve evin düzeni yengem tarafından üstlenilmişti. Rahmetli Şenay, Ertuğrul, Osman, Benel, Rıdvan, Uğur, Temel, Hüseyin ve Emine isimli torunlarla Bahçelievler’de kutlanan bayramlar babamı ve annemi nasıl mutlu ederdi bilemezsiniz.

Bu dönemde ben de Arife gecelerinde hamamda koşturduğum gibi, sabahları babam ve ağabeyimle namaza gidiyor ve eve birlikte dönüyordum. Bayram yemeğini yedikten ve bayramlaştıktan sonra koşturarak bayramın 1. gününde erkek hamamını açmaya gidiyordum. Akraba ziyaretine ve salıncak sallanmaya artık zamanım olmuyordu.

O zamana kadar bayramın 1. gününde kadın ve erkek hamamları kapalı kalıyordu. Babama erkek hamamını bayramın 1. günü de açmayı istediğimi söyleyince; “Peki aç ve kazandığın da senin olsun” dedi. Bu benim hayatımda ilk kişisel ticaretim ve kazancım oldu. Benden sonra bu adeti kardeşim Mehmet ve erkek yeğenlerim sürdürdü. Merzifon ve Amasya dahil her taraftan gelenler bayramın birinci günü hamamı dolduruyorlardı.

*        *      *

1956-1968 arası

Almanya’da bulunduğum yılları, hasret içinde geçen yıllar olarak belirtebilirim. Bayram hasreti de buna dahil…1958’de babamı kaybettim. Annem, ağabeyim ve yengem, baba evinin, tüm kardeşler ve aileleri için sevinç içinde gelinen bir yer olmasını sağladılar.

Türk işçilerinin gelmesiyle Hannover’de bayram namazlarını kılma imkanına kavuştuğumuz gibi, hemşehrimiz Vahit Terlemez’in eşi Müzeyyen hanımın daveti ile tüm Çorumlular bayram yemeğinde biraraya geliyorduk.

1965 yılında evlenince, rahmetli eşim Kadriye de bayramlarda evimizde Çorumluları ve dostları biraraya getirdi.

*        *      *

1968-1983 arası

Almanya’dan Türkiye’ye dönerek Ankara’da askerlik görevimi yaptığım dönemlerde, hemen hemen her bayramda Çorum’da olduk.

1972 yılında İzmir’e taşındıktan sonra da, her bayram olmasa da mümkün olduğu kadar sık bayramlarda Çorum’da bulunmaya çalıştık. 1975 yılında kayınvalidemi, 1978 yılında da annemi kaybettik. Bayramlarda onların yokluğunu hissettik. 1981 yılında Danışma Meclisi üyeliğine getirilmem ve Bakan olmamdan sonra hayatım müthiş bir koşuşturma içinde geçti. Buna rağmen, bayramların çoğunu yine de Çorum’da geçirdik.

*        *      *

1983-1989 arası

Eşimi 1983 yılı sonlarında kaybetmem, benim aile düzenimi oldukça sarstı. Onsuz ilk bayramımızı Çorum’da geçirdiğimizi hatırlıyorum. Daha sonra kızım bir yıl Amerika’ya lise eğitimi için gitti.

Bayramları nerede ve nasıl geçirdiğimizi pek hatırlamıyorum. Parçalanan ailelerdeki sorunlar ister istemez geleneksel bayram kutlamalarını da etkiliyor. Bu arada “Baba Ocağı” olarak gördüğümüz ve her bayramda koşarak gittiğimiz Bahçelievler’deki evimizi, meydana gelen çatlaklar ve eskime yüzünden içinde tek başına oturan ağabeyim ve yengem boşaltarak yeni dairelerine geçtiler.

*      *      *

1989’dan bugüne kadar

1986 yılında çocuklarım Boğaziçi Üniversitesi’nde okumaya ve ben de İstanbul Teknik Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmaya başladım.

1989 yılında yeniden evlendim. Bu tarihten sonra eşim Zeynep’in annesi İstanbul’da yaşadığı için bayramları daha çok İstanbul’da geçirmeye başladık.

Çorum’daki son kalan aile büyüğü Baki Seydim’i de 1994’te kaybedince çocuklarım da bayramlarda Çorum’a daha az gitmeye başladılar.

Bu arada bayram günlerinde eşimle birlikte yurt içinde ve yurt dışında gezi yaparak üç bayram geçirdik. Bunlardan birisinde Alanya’ya, diğerlerinde Tunus ve Romanya’ya gittik. Ayrıca ben bir bayramı da Azerbaycan’da geçirdim.

Oğlumun İspanya’dan evlenmesi ve bizim de Antalya’dan bir daire almamız nedeniyle zaman zaman İspanya’da, zaman zaman da Antalya’da bayram günlerini yaşıyoruz.

Bu bayram da oğlum ve kızım İspanya’da bayramlarını yaşarken, ben, eşim ve kayınvalidemle bayramı Antalya’da kutladık. Antalya’nın iklimi ve denizi gıpta edilecek kadar güzel. Ben de bugün ilk defa denize girdim.

*        *      *

Milliyet gazetesinde yazar Ayşe Kulin, kendisi ile yapılan bir söyleşide,

“1960’lı yıllara kadar dini bayramlar, aile bağlarını, akraba ve kabir ziyaretlerini, tüm aile fertlerinin bir araya gelmelerini, el öpmeleri, bayram sofralarını, armağanlar alıp vermeyi ve Müslüman olmanın ayrıcalığını ifade ederken, milli bayramlar ülkenin düşman işgalinden kurtuluşunu hatırlatıyordu.

1980’li yıllardan itibaren bayramlar, hem yaşıtlarım ve hem de bizden sonraki kuşaklar için yurtiçi ve yurtdışı gezi olanağı sağlayan tatil günleri olarak algılanmaya başlandı.” şeklinde bir değerlendirme yapıyor.

*        *      *

Ben 1950’li yıllarda tüm aile olarak geçirdiğimiz mutlu bayram günlerini hep hatırlıyorum ve özlemini çekiyorum. Çorum’un dışa kapalı yaşadığı ve ailenin bir bütün olarak Çorum’da yaşadığı o günlerde bayramların bana verdiği hazzı hiçbir zaman bulamıyorum.

Ekonomik gelişme ile meydana çıkan çekirdek ailelerin geleneksel bayramları yaşayamadıklarını ve evlatlarına yaşatamadıklarını düşünüyorum. Geleneklerimizin yaşatılması açısından bayramların önemini unutmamalıyız.

Anılarımın hepsini bu kısa yazıma sığdıramadım. Zaman zaman bunlardan bahsettim ve inşallah ileride yine bahsederim.

Hepinizin mutlu anılar bırakan bir bayram geçirdiğinizi ümit ediyor ve Şeker Bayramınızı bir defa daha kutluyorum.

Antalya, 25 Ekim 2006