SEVGİ-HOŞGÖRÜ VE MEVLANA

İçinde bulunduğumuz hafta, başt Mevlana şehri olarak bilinen Konya olmak üzere, farklı sunumlarda, ülkemizin her tarafından “Mevlana Haftası” olarak kutlanmaktadır. Ben de, İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu tarafından, Mevlevi ayinlerinin sema töreni olmaksızın saf bir musiki eser olarak sunulduğu konser programını dinledim. Mevlana’nın ölüm yıldönümü nedeniyle 17 Aralık’ta (dün akşam) Konya’da gerçekleştirilen Şeb-i Arus törenlerini televizyondan izledim.

Mevlana Celaleddin Rumi (1207-1273) büyük bir tasavvuf şairidir. Bir İslam felsefesi olan tasavvufun Anadolu’daki öncülerindendir.

Bugün Afganistan’da bulunan Belh’de doğdu. Babasıyla birlikte Konya’ya geldikten sonra Celaleddin Rumi, ünlendikten sonra Mevlana diye anıldı. Din ve tasavvuf alanındaki temel bilgileri babasından öğrendi. İranlı Şems-i Tebrizi ile tanışması, Mevlana’yı bütünüyle tasavvufa yöneltti. İlk büyüt yapıtı, altı ciltlik Divan-ı Kebir’dir.

Bu arada Anadolu Moğol istilasına uğramıştı. Halk ekonomik yönden çöküntü yaşıyor, inançları, değerleri sarsılıyordu. Bu ortamda Mevlana’nın düşünceleri çok sayıda yandaş topladı. Öğretisini görkemli bir yapıt olan Mesnevi’de açıkladıktan kısa bir süre sonra Konya’da öldü.

Mevlana’nın sohbetleri, mektupları, şiirleri yakın dostları tarafından derlenmiştir. Yapıtlarını, o dönemde Anadolu’da kültür dili olduğu için Farsça yazmıştır. Düşünceleri, oğlunun temelini attığı Mevlevilik tarikatı yoluyla yüzyıllar boyu canlı yaşamıştır.

Mutasavvıf, şair ve Mevlevi tarikatının piri Mevlana Celaleddin Rumi, insan sevgisi ve sınırsız hoşgörüsüyle yaşadığı dönemde ve daha sonra, her inanç ve milliyetten insanlara hitabetmiştir. Büyük bir coşkuyla ortaya koyduğu şiirlerinde derin ve güçlü duygular, içtenlik ve yalınlıkla dile getirilmiştir. Mevlana bir Müslümandı; ama onun ulaştığı olgunluk düzeyinde değişik dinlere bağlı olmanın bir önemi yoktu.

Yaşadığı 13. yüzyılda Avrupa’da din ve mezhep kavgaları hakimken, büyük din adamı, filozof, duygu adamı olan Mevlana, hümanist (insancıl) tavrı ile etrafını aydınlatmış ve 72 milleti bir sayan anlayışın temsilcisi olarak devrine damgasını vurmuştur. İnançları, dinleri ve coğrafyaları birleştiren evrensel bir düşünür olarak yaşadığı toplumun bağnaz düşüncelerine sesini yükseltmeyi bilmiş bir alimdir.

Mevlana bize ve dünyaya hoşgörü kültürü bırakmıştır. Hepimizin görevi, Mevlana’yı kendi kültür varlığımız ve mirasımız olarak dünyaya sunmaktır. Böylece Anadolu kültürünün ne kadar aydınlatıcı olduğu ve insanları kardeşlik bazında değerlendirdiği görülecektir.

Dünyada ve ülkemizde insanların birbirinin gözünü oymayı istediği bugünlerde, hepimiz onun ulaştığı olgunluk düzeyine erişelim ve birbirimizi 72 milleti bir sayan anlayışla kucaklıyalım.

Mevlana’nın çok bilinen 7 meşhur öğüdünü ve konserde dinlediğim Mevlevi Ayini’nin birinci selamında Devr-i Revan usulünde söylenen Mesnevi’den alınmış şiiri Türkçe tercümesi ve açıklamasıyla sizlerin değerlendirmenize sunarak yazıma son vermeyi istiyorum.

İstanbul

7 meşhur öğüdü

1) Cömertlikte ve yardım etmede akarsu gibi ol.

2) Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.

3) Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.

4) Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.

5) Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol.

6) Hoşgörüde deniz gibi ol.

7) Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.

Birinci Selam

Bişnevez ney çün şikayet miküned

Ez cüdayiha hikayet miküned

Kezneyistan ta mera bübrideend

Der nefirem mer ü zen nalideend

Sine bahem şerha ez firak

Ta beguyem şerh-i derd-i iştiyaak

Dinle, duy, ney nasıl şikayet etmede.

Ayrılıklardan nasıl bahsetmede, ayrılıkları nasıl anlatmada. Diyor ki, beni kamışlıktan kestikleri andan itibaren, erkek de, kadın da sesime ses verip feryadıma uyup ağlamakta. Ayrılıktan parça parça olmuş bir gönül isterim ki, hasret derdini ona anlatayım.

(Birinci selamdaki bu üç beyt, Mesnevi’nin adeta manzum ‘sunuş’ bölümü olan ilk onbir beytin 1. 2. ve 3. beyitleridir. “Ney” Mesnevi Şerhi’nde de etraflıca anlatıldığı gibi, kendileridir, kâmil insandır. Birlik aleminden bu zahiri çokluk alemine yani vuslattan ayrılığa düştüğü için feryad etmektedir. Fakat bu feryadı izafidir. Çünkü içi her şeyden arınmıştır, bomboştur. Feryadı kendinden, kendiliğinden değil üfleyenin, gerçek var olanın feryadıdır. Bu bakımdan bu feryad bir uyarıştır. Birlik alemini anış, bir andırıştır. Bu yüzden gerçeği anlayan herkes bu feryada uyup feryad etmektedir. Fakat bunu ancak anlayanlar anlayabilirler. ) -Abdulbaki Gölpınarlı’nın değerlendirmesinden alınmıştır.-