YEMEN’İN BAŞKENTİ SANA’DAN İZLENİMLER (I)

Yazıma, yeni yılınızı kutlayarak, hepinize 2008’de sağlık, başarı ve mutluluk dileklerimi sunarak başlamayı istiyorum.

Arap ülkelerinde bayramlar ülkemizden bir gün önce kutlandığı için bayram namazımı eda edemedim.

Bayramın ilk günü olduğu için bir araya geldik ve bayramlaştık. Daha sonra hep birlikte kahvaltıya indik. Kahvaltı salonu, daha çok tatillerini burada geçiren Yemen’liler ve Araplarla doluydu.

Kahvaltıdan sonra hazırlandık ve oğlumun güvenlik nedeniyle kiraladığı minibüs ile Sana’nın en yüksek bölgesinde kurulu otelimizden şehir merkezine doğru hareket ettik.

Yemen’e gitmeden önce aldığımız bilgiler, Yemen’in pek güvenli olmadığı, El Kaide örgütünün faaliyette bulunduğu yönünde idi. Ayrıca geçen sene 7 Avrupa vatandaşının boğazları kesilerek öldürülmesi bizleri bu seyahatte dikkatli olmaya zorluyordu.

İsmini Nuh Peygamberin oğlundan alan İngiliz dili ve edebiyatı öğrencisi olan şoförümüz ve mihmandarımız Shem (Sam) bize tüm gayreti ile etrafı tanıtmaya çalıştı.

Otelin çıkışının karşısındaki Nukhum Dağı ve üzerindeki Osmanlı Kalesi, ilk gördüğümüz tarihi yapıydı. Osmanlı devleti, Yemen’i kontrol altında tutabilmek için yüksek tepelerde çok sayıda kaleler inşa etmişti.

El Lakiye Caddesinden geçerek eski şehre ulaştık. Tunus gezimizde de gördüğüm gibi eski şehrin çok iyi korunduğunu tespit ettim. Buranın etrafını surların sardığını ve birkaç kapıdan eski şehre girildiğini rehberimiz açıkladı. Biz de Yemen Kapısı’ndan (Bab Al Yemen) buraya girdik ve arabamızı Bekiriye (Bekir) Camisi’nin önünde park ettik.

120 caminin bulunduğu bu şehirdeki Bekiriye Camisi, Osmanlı döneminde 1589 yılında Yemen Valisi Hasan Paşa tarafından yaptırılmış ilk eserdir.

Anlatılanlara göre Hasan Paşa, Bekir isimli kölesini çok sevdiği için ölünce onun adına bu camiyi yaptırmış ve köle Bekir’i de caminin avlusundaki türbeye defnetmiştir. Caminin giriş kapısının hemen sağ tarafında camiye eklenmiş bir kısım içinde dört şehit Türk askeri yatmaktadır. Bu şehitlik dışında Sana’da başka bir şehitlik ve abide bulunmamaktadır.

Caminin avlusuna girdiğimizde orada bulunan Yemenlilerin sesli olarak bizi uyardıkları izlenimini edindim. Meğer Yemen’de cami avlusuna bizde olduğu gibi ayakkabı ile girilmesine müsaade edilmiyormuş. Hemen ayakkabılarımızı çıkardık.

Caminin ana kapıları kilitli olduğu için dış sahanlıkta serili bulunan halı üzerinde bayram namazımı kılamadığım için onun niyetine öğle namazımı kıldım.

Bizim Türk olduğumuzu öğrenen Yemenliler, kendi aralarında konuşmaya başladılar. Bu arada sık sık “Osmani” kelimesini kullandılar. Daha sonra da öğrendiğimiz gibi bizi Türk ve Osmani olarak tanımlıyorlar.

Bu arada caminin pencerelerinden içeriye baktığımızı gören Yemenlilerden birisi hızla oradan uzaklaştı ve biraz sonra elinde anahtarlar olan birisi ile geldi. Böylece cami içerisini de gezebildik.

Bekiriye Camisi, Abdülhamit döneminde tamir ettirilerek bugüne kadar korunmuş olup çok bakımlı ve mimari açıdan tam bir Osmanlı eseridir.

Gelecek yazımda Sana izlenimlerimi anlatmaya devam edeceğim.

İstanbul, 1 Ocak 2008

Orhan Gedikli, “Yemen’de Türk İzleri” Ufuk Ötesi Dergisi, 2007.