ARKADAŞIM GÜNTER VE MOZART

İstanbul dünden beri tekrar karlar altında. Bizim yokuş çıkılmaz bir halde. Ben de evden dışarı çıkamıyorum, çıkmıyorum. Görünen o ki, bu karlı hava birkaç gün daha devam edecek.

Dün, üniversiteye gidebilseydim İspanya gezime ait fotoğrafları tarayıp yazılarla birlikte gönderecektim. Evden çıkamadığıma göre İspanya yazılarıma ara vererek, zamanım da müsait olduğu için başka konuları içeren yazılarımı sizlere sunmaya karar verdim.

*     *     *

Sizlerin de yazılarımdan tanıdığınız HannoverTeknik Üniversitesi’nden okul arkadaşım Günter, Cumartesi günü beni aradı. Bu arada kendisinin ünlü besteci Mozart’ın 250. yaş yıldönümü kutlamaları için Avusturya’nın Salzburg şehrine gittiğini ve festival kapsamındaki konserlere katıldığını anlattı.

Günter’in anlattıklarını da dikkate alarak müzik tarihinin “harika çocuğu” olan Wolfgang Amadeus Mozart hakkında sizlere belki de bildiklerinizi tekraren anlatacağım.

*     *     *

Besteci, 27 Ocak 1756’da Salzburg’da doğdu ve 5 Aralık 1791’de Viyana’da öldü. 35 yıllık kısa yaşamına 24 opera, 41 senfoni, 39 konçerto, çok sayıda sonat yanında çeşitli çalgı ve vokal müzikleri sığdıran Mozart’ın müzik sanatındaki eşsiz kabiliyeti, daha çocukluk yıllarında belirmiştir.

Üç yaşına geldiğinde duyup belliğine yerleşen parçaları kendi kendine çaldığında babası Leopold Mozart, oğlunda kimselere benzemeyen bir özellik olduğunu sezmiş ve kendisine ciddi müzik dersleri verme kararı almıştı.

“K.V 10-15 Keman-Piyano Sonatları” Londra’da basıldığında Mozart sekiz yaşındaydı. O yıllarda ilk senfonilerini de bestelemeye başlamıştı. On iki yaşında iki operasını (La Finta Semplice) tamamlamıştı.

Yaşamının ilk on iki yılında Avrupa’yı boydan boya dolaşıp, saraylarda krallara, kraliçelere, soylulara konserler veren Mozart ölümünden sonra beş yıl içinde hummalı bir biçimde birbirinden önemli eserleri peşpeşe yarattığı görülür. Bunlar arasında benim de yurtdışında ve ülkemizde izleme ve dinleme fırsatı bulduğum “Figaro’nun Düğünü”, “Don Giovanni” ve “Sihirli Flüt” operaları ile yaşamının en dokunaklı ve anlamlı eseri olan “requiem” sayılabilir.

Mozart’ın Türkler için de ayrı bir önemi vardır. Avrupa’da Türk konulu operaların en güzeli ve en ölümsüzü olan, eşim Zeynep ile birlikte Topkapı Sarayı Bahçeside de izlediğim “Saraydan Kız Kaçırma” operası ile Mozart, Avrupa’da ilk kez Türklere sempatiyle bakan, düşman değil, “İnsan Türk”ü canlandıran bir eser ortaya koymuştu.

Onun, Viyana kuşatması sırasında Avrupalıların tanıştıkları Türk müziğine gösterdiği ilgi sadece bu oparayla sınırlı kalmamıştı. “K.V 331 La majör Piyano Sonatı”nın “Alla Turca” başlıklı son bölümü bütün dünyada “Türk Marşı” olarak tanınmaktadır. “K.V 219 Keman Konçertosu”nun son bölümünde yer alan Mehter Takımı tınıları ve Türk motifleri dolayısıyla “Türk Konçertosu” adıyla müzik tarihine geçmiştir.

*     *     *

1957 yılında ziyaret ettiğim Salzburg’da ve 2004 yılında ziyaret ettiğim Viyana’da Mozart’la ilgili müzeleri gezdim, hayatı hakkında geniş bilgi edindim ve eserlerini dinledim. Mozart, ölümünden bu yana bıraktığı eserleriyle dünyada tanınan, sevilen bir bestecidir.

Doğumunun 250. yılında tüm dünyada ve ülkemizde çeşitli faaliyetlerle “Mozart Yılı” kutlandı. Mozart’ın eserlerini dinlemek ve izlemek fırsatı bulursanız, size de klasik müziği sevdireceğinden eminim. Ankara ve İstanbul başta olmak üzere Devlet Operalaları’nda bu imkanı bulabilirsiniz.

İstanbul, 7.Şubat.2006

Kaynaklar:

Cevat Memduh Altar, “Opera Tarihi” Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayını, 1982, Ankara

Filiz Ali “Mozart 250 Yaşında” Milliyet, 15.Ocak.2006

K.V. kısaltması Köchel katalog numaralarını ifade etmektedir.