YEMEN’İN BAŞKENTİ SANA’DAN İZLENİMLER (3)

Dinlendikten sonra eski Sana’nın dar sokaklarında uzun bir yürüyüşe devam ettik. Eşimin sanata yakın olduğunu fark eden Shem, bizi eski bir evin avlularının ve giriş katlarının sanat galerisine dönüştürüldüğü bir yapıya götürdü. Burada Yemen’e ait el işlemeleri, kartpostallar, hediyelik eşyalar, yağlı boya ve sulu boya resimler satılıyordu.

Galerinin çatıya açılan üst katında kapıyı açtırarak eski Sana’yı içeren bir fotoğraf çektirmeyi istedik. Aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz gibi, erkekler ve hatta çocuklar (ergenlik çağında) cembiye taşıyorlar. Cembiye bir çeşit “kama”. Burada erkekler beyaz uzun elbise (sünnet elbisesine benziyor) giyiyorlar. Ayakları çıplak ve sandalet giyiyorlar. Bellerinde süslemeli bir kuşak ve buna cembiyeyi bağlıyorlar. Üzerine de bir ceket giyiyorlar. Cembiye toplumda bir statü gereği taşınıyor. Tahtasından kemiğine, gümüş (telkari), altın kakmalısından çeliğine binbir türlüsü var. Anlatıldığına göre, folklorik dansların dışında pek kınından çıkmıyor.

Cembiyeli Yemenli ve bizler…

Çarşıyı dolaşmaya devam ederken “cembiye” satan açık birkaç mağaza görüyoruz. Yemen’den dönerken, evimin salonunda bir köşeye koymak için pazarlık yaparak güzel bir cembiye aldım.

Eski Sana’yı arabamızla terk ediyoruz. Milli Müze’yi, bayram nedeniyle kapalı olduğu için gezemiyoruz. Bu bina II. Abdulhamit zamanında, 1905 yılında, Osmanlı Ordu Dikimevi olarak inşa edilmiş.

Halen Yemen’de 10 bin, Sana’da ise dağınık olarak 6 bin Türk yaşıyormuş. Ne yazık ki mihmandarımız bizi Türklerin yaşadığı Bir-ül Azap Mahallesine bir türlü götüremedi.

Bu arada Yemen Üniversitesi’nin içinden geçtik. Genelde Sana’da fazla yeşillik olmamasına rağmen, Üniversite oldukça yemyeşildi. Buradan Dar-ül Hacar (Taş Ev) denen İmam Yahya’nın yazlık sarayına doğru yola çıktık (yaklaşık 11 km.). Bu yapı 18-19. asırlarda mahalli derebeyler için yapılmış küçük, güzel bir binadır. Fotoğrafta görüldüğü gibi, çok büyük bir kaya parçası üzerinde kat kat inşa edilmiş, yarım daire şeklinde süslü pencereleri ihtiva eden, kum, toprak ve beyaz renklerin karıştığı dışı süslemelerle bezenmiş bir saray yavrusu…Bu bina Yemen mimarisinin klasik bir örneği olup, 1786’da İmam Mansour Ali Bin Mehdi tarafından yaptırılmıştır. 1930’larda İmam Yahya Hamid Ali Bin onu yazlık konut olarak genişletmiştir.

“Dar’ül Hacar” (Taş Ev) İmam Yahya’nın Yazlık Evi.

Giriş merdivenlerinden sonra üzeri hasırla kaplı ve kafesi olan bir bölüme geldik. Buradan sonra saraya dik ve dar merdivenlerle tırmanmak gerekiyordu. Biraz dinlendikten sonra ağır ağır çıkmaya başladık. Zaten istesek de hızlı çıkmamız mümkün değildi. Zira akın akın merdivenlerden aşağı inmekte olan Yemenli aileler ve turistler vardı.

Kadınlar, fazla sayıda çocuklarıyla, (ortalama bir kadına 7 çocuk düşüyormuş) kucaklarında bebekler, bayram gezisine çıkmışlardı. Kadınların tamamı çarşaflı ve peçeli; sadece gözleri görünüyordu. Birlikte fotoğraf çektirmeyeceklerini bildiğimi için onların eşimle, burada göreceğiniz fotoğraflarını çektik.

Yemenli kadınlar ve Eşim…

Kırsal alanda siyah çarşaf pek fazla görülmüyor. Buralarda ise kadınlar, yüzlerini kısmen açık tutan ve yerlere kadar uzanan kumaştan yapılmış atkı taşıyorlar.

Sarayın içinin, dıştan tahmin edilemeyecek kadar geniş olduğunu gezdikçe anladık. Her merdiven çıkışında geniş bir sofa ve buraya kapıları açılan muhtelif odalar, kısmen boş, kısmen eşyalı olarak korunmuş. Odaların konumu ve pencereleri sıcak iklime karşı serin tutulması için özel planlanmış. Pencereler ise yarım daire şeklinde ve camlı, üstü rengarenk vitraylarla süslü.

İmamın fotoğrafları değişik odaların duvarlarına asılmış.

Binanın mutfağını, çamaşırhanesini gezdik. Yeşil bahçe içinde bulunan hamam ziyarete açık olmadığı için gezemedik.

Dar’ül Hacar (Taş Ev) Bahçesinde eşimle dinlenirken…

İstanbul, 8 Ocak 2008

  • Orhan Gedikli, Yemen’de Türk İzleri ‘Ufuk Ötesi Dergisi – 2007’

www.turizmgazetesi.com  “Son Osmanlı Yemen” 2007