YEMEN’İN BAŞKENTİ SANA’DAN İZLENİMLER (4)

İmam Yahya’nın yazlık sarayından ayrılıp Sana’ya geri dönerken minibüsümüzün etrafını birkaç dilenci sardı. Oğlumun onları memnun etmesi üzerine bizi teşekkürlerle yolcu ettiler. Daha sonra da dikkatimi çeken turistik bölgelerde dilencilerin daha yoğun olması idi. Şehir merkezinde daha az dilenciye rastladık.

Dar’ül Hacar’ın (taş ev) bulunduğu vadideki bozuk yollardan yavaş yavaş ana yola çıktık. Ana yol, kalite bakımından bizim asfaltlanmış köy yollarımız karakterinde idi.

Mihmandarımız yolun kenarında durdu ve tepeden vadiyi ve taş evi tekrar görmemizi ve istersek fotoğraf çekmemizi önerdi. Biraz yürüdüğümüzde vadi ayaklarımızın altında idi. Oldukça yeşil görülen vadideki ağaçların büyük bir çoğunluğunu “Gat” ağaçları oluşturuyordu. Gat bahçesi sahibi olmak burada zenginlik belirtisi olarak kabul ediliyor. Ayrıca vadide 3000 yıl öncesine ait mezarların olduğunu da öğreniyoruz.

Bu arada bir bina duvarının dibinde örtülerini sermiş, nargileleri ile “gat”larını çiğnemekte olan iki Yemenli bizi selamlamak için ayağa kalktı. Türk olduğumuzu öğrenince memnuniyetlerini ifade ettiler. Konuşmamız esnasında birisinin Yemen ordusunda subay olduğunu öğrendik. Bu kişi Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül ile Abdülhamit’i tanıdığını ve sevdiğini beyan edince, Atatürk hakkında ne düşündüğünü sordum. Üzülerek, kendisinin Atatürk’ü sevmediğini öğrendim. Bunun üzerine nedenini sorduğumda, “Halifeliği kaldırmış olmasını” sebep olarak belirtti. Fas’ın Tanca şehrine daha önce yaptığım bir gezide de,  oradaki mihmandar da Atatürk’ü olumsuz sözlerle değerlendirmiş ve İslam’a karşı olduğundan sevmediğini ifade etmişti. Bu iki değerlendirmeye dayanarak Arapların, modern cumhuriyetimizin kuruluşundan rahatsız olduklarını ifade etmek ne kadar doğru olur, bilemiyorum ! Kendisine, bizim Atatürk’ü çok sevdiğimizi ve onun başlattığı atılımlar sonucu Türkiye’nin 57 Müslüman ülke arasında en kalkınmış ve demokrasiyi yaşatan tek ülke konumunda olduğunu anlattım.

Buradan şehre geri döndük ve Başkanlık Sarayı’nı ziyaret etmek istedik. İlgililer ziyarete açık olmadığını belirttiler. Minibüsle etrafında dolaştık. Nadık da dahil Bahçelievler kadar geniş bir alanı kaplayan sarayın etrafı duvar ve Dar’ül Hacar’daki tarihi kulelere benzer şekilde inşa edilmiş kulelerle kaplı idi. Sarayın askeri önlemlerle oldukça sıkı bir şekilde korunduğu dikkatimizi çekti. 24 yıldan beri ülkeyi idare eden ve ülkenin her tarafında çok sayıda fotoğrafları asılı bulunan Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Saleh’in tekrar iç huzursuzluk olmaması için her türlü önlemi aldığı izlenimini edindim.

Mihmandarımız buradan sonra ısrarla bizi Cumhurbaşkanı’nın sülalesinin oturduğu köye götürdü. Köye yaklaştığımızda nöbet tutan askerler minibüsümüzü durdurdular. Türk olduğumuzu öğrenince yolumuza devam etmemiz için bize müsaade ettiler. Köyü biz pek farklı görmedik. Mihmandarımız ise bu köyün çok geliştiğini ve önem kazandığını belirterek herhangi bir iç olay karşısında sülalenin Cumhurbaşkanı’nın yanına koşacaklarını söyledi.

Buradan epeyce gecikerek şehre döndük ve Yahudi Mahallesi’ni görmeye gittik. 1950’lere kadar Yemen nüfusunun yüzde 20’sini teşkil eden Yahudilerin büyük bir çoğunluğu İsrail’e göç etmişler. Bugün Yemen’de yaşayan Yahudilerin sayısı binlerle ifade edilmektedir. Akşam karanlığında vardığımız dağlık ve yüksek bir yerde bulunan bu mahallede fazla bir şey göremedik.

Çekinmemize rağmen akşam yemeğimizi şehirde yemeye karar verdik. Gündüz oldukça boş olan Sana’nın akşam saatlerinde hareketlendiğini gördük. Aileler çocuklarıyla Lunaparka gidiyorlardı. Bu nedenle yollar kilitlenmişti. Mihmandarımızın önerdiği üç lokantayı da oğlum inceledi ve yerel yemekleri ile tanınmış “Al-Shabani” lokantasını beğendiğini belirtti. Bizdeki halk tipi lokanta olarak tanımlayabileceğimiz bu lokantada, son derece lezzetli et ağırlıklı Yemen yemeklerinden tattık. Kalkmadan önce ikram edilen Yemen kahvesini de yudumladık.

Sana’dan bir sokak manzarası ve arka planda minare…

Dışarıya çıktığımızda sokakların daha da kalabalıklaştığını gördük. Sanki bizim yaz aylarındaki Bodrum sokakları gibiydi. Kadın-erkek, çoluk-çocuk herkes dışarı fırlamıştı. Arabalar sürekli korna çalarak yol istiyorlardı. Bayram olduğu için ana caddede insanlar, kelimenin tam anlamıyla omuz omuza idi…

Biz de o caddede bulunan bir dükkandan Türkiye’deki yakınlarımıza ve dostlarımıza götürmek üzere bir miktar Yemen kahvesi çektirip aldıktan sonra geç saatlerde otelimize döndük.

Dar’ül Hacar (Taş Ev) ve vadinin tepeden görünümü…

Oğlum, ben ve mihmandarımız.

İstanbul, 15 Ocak 2008